• MAKALELER

Tâlibân طالبان

  • Tâlibân طالبان

Abdulhay Mutmain (1974-2021)
Bu kitap Taliban aşıklarını mutlu etmeyeceği gibi ondan nefret edenleri de memnun etmeyecektir (s. 12).

Molla Ömer tam anlamıyla bir İslam alimi değildi ve kanunlar konusunda İslam alimlerinin tavsiyelerine bağlıydı. Molla Ömer, genel olarak idari ve askeri konularda otorite sahibiydi (s. 166).



Abdulhay Mutmain, Taliban, Çeviren: Mehdi Canpolat, Murabit Yayınları 2025


Kandahar'da Kültür Bakanlığı'nde görevdeydim.
11 Nisan 1998 tarihinde, Kandahar şehrinin kuzeyinde yer alan Miyanku bölgesinde, eski bir komünist istihbaratı (KhAD Khadamat-e Aetla'at-e Dawlati خدمات اطلاعات دولتی) mensubunun itirafı üzerine, istihbarat tarafından öldürülen bölge âlimlerine ait bir toplu mezar tespit edilmişti. Olay hakkında bir rapor hazırladım. Radyoda spiker yerine akşam haberlerini sundum. Eski Kandahar Valisi Rahmanî aracılığıyla BBC’den bana ulaşılmış ve toplu mezar hakkında demeç vermem talep edilmişti. Dışişleri Bakanı Ahmed Mütevekkil, yanında bulunan Molla Ömer’in BBC ile görüşmem yönündeki talimatını iletmişti. Bu gelişme, dört yıl sürecek sözcülük görevimin başlangıcını oluşturmuştu. Ulusal ve uluslararası meselelerde kamuoyunda Molla Ömer’i temsil ettim (s. 10).


Üç veya dört yaşındaydım. 
27 Nisan 1978 tarihinde, kanlı bir askerî darbe (Sevr/Saur Devrimi) ile Davud Han’ı (1909–1978) öldürerek yönetimini (1973–1978) deviren komünist Halk Demokratik Partisi (PDPA) yönetimi (1978-1992) babamı götürmüştü. Onu bir daha göremedik. Giydiğim eskimiş elbiselerim bir yetim olduğumu gösteriyordu. Sakalsız, bıyıklı herkesi babamın katili gibi görmeye başlamıştım (s. 7).


Afgan komünisler durumu kontrol altına alamayınca Sovyet SSCB koministlerinden yardım istediler. Kızıl Ordu 24 Aralık 1979'da başlattığı ve 15 Şubat 1989'a kadar süren müdahaleyle Afganistan'ı cehenneme çevirdi.


[Pakistan’da Ziyâülhak döneminde (1977-1988) Afgan direnişine destek vermiş, Pakistan topraklarında çok sayıda Afganlı mültecinin yaşamasına imkân tanımıştır. İslamileştirme (Nizam-ı Mustafa) politikaları kapsamında, özellikle Daru’l-Ulûm Diyobend ekolüne bağlı medreseleri desteklemiştir.]


Bir gün kuru ekmek ve yeşil çaydan ibaret kahvaltı için oturduğumda tank sesleri ve çığlıklar duydum. Ben ve abim tarlalara doğru koşup kurumuş bir kanal içerisinde saklandık (s. 8).


Küçük yaşta dinî eğitim almak amacıyla Pakistan’a gittik. Din bize insanlığı öğretirken toplumumuzda buna rastlayamadık. Peşaver’de bazı cihad komutanlarının savaştan kazanç sağlayarak lüks bir yaşam sürdüklerine şahit olduk. Afganistan'da komünist rejiminin (Nur Muhammed Tereki 1978-1979, Hafîzullah Emin 1979, Babrak Karmal 1979-1986, Necibullah1986-1992) devrilmesinin ardından, savaşı kazanan eski mücahid grupların vahşetine tanık olduk. Medreseye başladıktan sonra bir gün bu vahşilere karşı silaha ihtiyaç duyacağımızı düşünmedik (s. 9).


Bizler Sovyetler Birliği'nin vahşi, Batı'nın ise insancıl olduğunu zannediyorduk. Batılıların evlerimizi bombalaması ve çocuklarımızı katletmesi bize çok garip gelmişti. Batı medyası ve Afgan sözcüler, işgalci Amerikalıların silahlarına övgüler diziyordu (s. 11).


Tâlibân kelimesi medreselerde dini eğitim alan öğrenci anlamındaki tâlib (ilim taleb eden) kelimesinin çoğuludur. Arapça talebe veya tullâb kelimeleri bu anlamdadır. Bu medreselerde ders veren müderris için molla, mevlevi ve mevlânâ isimlendirmeleri kullanılır. Afganistan'da Şiîler ahund kelimesini molla veya cami imamı anlamında kullanır. Peştuca ahund kelimesi yarım molla anlamında alçatma için kullanılır (s. 14).




Facts About Taliban


https://web.archive.org/web/20010216181848/http://afghan-politics.org/Reference/Taliban/facts_about_taliban.htm
PDF  Büyükkara, M. Ali, "Bir inanç ve imaj sorunu olarak İslam’ın ‘Taliban'cası’", Günümüz İnanç Problemleri, 2001, s. 277-287

Mehmet Ali Büyükkara, “Dışlamacı Müslümanlığın Orta Asya’daki İzdüşümleri: Selefilik Hareketi ve Taliban”, [M. S. Kafkasyalı (ed.), Orta Asya’da İslam, Ankara, 2012] içinde, III. cilt, s.1287-1324.

------------



Kendi dilinden Taliban
Afganistan ve Orta Asya Üzerine Olivier Roy
Orta Asya ve Afganistan'da Etnik ve İslami Kimlik Çatışması Olivier Roy

“Talebe Hareketi”nin Yükseltilişi ve Düşürülmesi [PDF]

http://www.impr.org.tr/wp-content/uploads/2013/12/Aral%C4%B1k-2013.pdf
Darul Uloom Jamia Haqqania Akora Khattak
دار العلوم حقانیہ‎

http://www.jamiahaqqania.edu.pk/
مولوی فضل الرحمان
مولوی سمیع الحق

شرعية حكومة طالبان في أفغانستان  الشيخ حمود بن عقلاء الشعيبي

Written by His Excellency, the Sheikh, the Teacher Hammoud bin Uqlaa' Ash-Shuaibi

2nd Ramadan, 1421 Hijri/ 29 November 2000 Al-Qaseem
http://www.al-oglaa.com/?section=subject&SubjectID=180


Molla Muhammed Ömer (b. Gulâm Nebî b. Muhammed Resûl b. Bâz Muhammed), 1960 (1339 eş-Şemsî) yılında Kandehar’ın Hâkrez ilçesine bağlı Çah-ı Himmet köyünde doğmuştur. Ailesi, bölgede "Molla" unvanıyla tanınan ve nesillerdir dinî ilimlerle uğraşan saygın bir ailedir. Peştunların büyük Gılzay boy birliğine bağlı Hotak aşiretinin Tomzi koluna mensuptur. Bu aşiret, 1709'da Safevîlere baş kaldıran Hacı Mirveys Han Hotak gibi tarihe yön veren liderler yetiştirmiştir.

Molla Ömer doğumundan iki yıl sonra ailesiyle birlikte Hâkrez’den Dand ilçesinin Noday köyüne taşındı. Henüz beş yaşındayken babası Mevlânâ Gulâm Nebî’yi (1965) kaybetmiş; babası Kandehar'daki Taliban Kabristanı olarak bilinen mezarlığa defnedilmiştir. Babasının vefatının ardından aile, Uruzgan vilayetinin Dihravud ilçesine göç etmiştir. Burada Molla Muhammed Ömer, Mevlevî unvanını taşıyan amcaları Molla Muhammed Enver ve Molla Muhammed Cuma'nın himayesinde büyüdü.

Molla Ömer, sekiz yaşında Dihravud ilçesindeki Şehr-i Köhne bölgesinde bulunan ve amcası Molla Muhammed Cuma tarafından yönetilen bir medresede dinî eğitime başlamıştır. Bu medreseler, Güney Asya İslâm düşüncesinde önemli bir yere sahip olan Diyobend (Deoband) ekolüne bağlıydı. Diyobend ekolü, Hanefî mezhebine bağlılığı ve geleneksel medrese müfredatı (ders-ı nizâmî) ile bilinir. Molla Ömer, temel ve orta seviyedeki dinî eğitimini bu medresede tamamladıktan sonra on sekiz yaşında yüksek dinî eğitime başlamış, ancak 1978'deki Sevr Devrimi (Komünist darbe) ve akabinde 1979'da Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgali nedeniyle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmıştır.

1978 darbesinin ardından komünist rejime ve 1979'da başlayan Sovyet işgaline karşı silahlı mücadeleye katılan Molla Ömer, henüz yirmili yaşlarının başındayken Hareket-i İnkılâb-ı İslâmî (İslâmî İnkılâb Hareketi) adlı cihad örgütü bünyesinde faaliyet göstermeye başlamıştır. Bu örgüt, dönemin yedi büyük mücahid grubundan biri olup Mevlânâ Muhammed Nebî Muhammedî (1920-2002) liderliğinde faaliyet yürütüyordu. İlk olarak Uruzgan’ın Dihravud ilçesinde Hareket-i İnkılâb-ı İslâmî (el-Hareketü’l-İslâmiyye li’l-İnkılâb) adlı cihad örgütü bünyesinde faaliyet gösterdi. Molla Ömer, Uruzgan'ın Dihravud ilçesinde çatışmalara katıldı, bölgedeki mücahidlerin takdirini kazandı ve komutan olarak öne çıktı.

1983 yılında arkadaşlarıyla birlikte Kandehar’ın Meyvend ilçesine geçti. Burada Hareket-i İnkılâb-ı İslâmî’nin komutanlarından Feyzullah Ahundzade liderliğinde Sovyet işgaline karşı savaştı. 1983-1991 yılları arasında Kandehar’ın Meyvend, Zeharî, Penjvâyî ve Dand ilçelerinde; ayrıca Zabul vilayetindeki Kâbil-Kandehar karayolu hattında çatışmalara katılmıştır. Bu süreçte dört kez yaralanmış, 1987’deki Pençvâyî çatışmasında sağ gözünü kaybetmiştir.

Sovyetler Birliği'nin 1989'da çekilmesi ve ardından 1992'de Muhammed Necibullah'ın komünist rejiminin çöküşünün ardından mücahid gruplar arasında iktidar mücadelesi başlamış, Afganistan,  iç savaşa sürüklenmiştir. Afganistan'ın güneyinde yol kesen avaş ağaları halka zulmetmekteydi. Silahlı gruplar, Kandehear-Herat ana karayolunda yolcuları soymakta ve kadınlara tacizde bulunmaktaydı.

Molla Ömer, Kandehar'ın Meyvend ilçesine bağlı Gîşân (veya Nişân) köyünde, Hacı İbrahim Camii yanında bir medrese kurarak yarıda kalan dinî eğitimine devam etmiştir. Medresede hem ders vermiş hem de talebelik yapmıştır. Ancak bölgedeki yol kesmeler, soygunlar ve keyfi uygulamalara karşı harekete geçme kararı aldı. 15 Muharrem 1415 (24 Haziran 1994) tarihinde Pençvâyî ilçesinin Zangiabad bölgesinde din âlimleri toplanmıştır. Bu toplantıya, Kandehar mücahidlerinin komutanlarından Mevlânâ Said Muhammed (Pasanay Sahib) de katılmıştır. Toplantıda âlimler, Molla Ömer'e anarşiye karşı direnişe geçmesi çağrısında bulunmuş ve kendisine destek sözü vermişlerdir.  Molla Ömer anarşiyle mücadele hareketini başlattı. Bu hareket, “Taliban” (Medrese öğrencileri) olarak anılmaya başlandı.

Rivayete göre, yerel bir savaş ağasının iki genç kızı kaçırıp bir askeri kampta alıkoyması üzerine köylüler Molla Ömer’den yardım ister. Molla Ömer, yaklaşık 50 talebesi ve 16 tüfekle harekete geçerek kampı basar. Savaş ağasını öldürdükten sonra, cesedini bir tankın namlusuna asar. Bölgedeki otorite boşluğundan bunalan halk arasında bu olay, Molla Ömer’in ününü hızla artırır.

Taliban 10 Ekim 1994'e Afganistan-Pakistan sınırına yakın bir konumdaki Boldak (Buldak) saldırısını başlattı.  Buldak, o dönemde Hikmetyar'ın liderliğindeki Hizb-i İslami grubuna bağlı yerel komutan Ahtar Can (Akhtar Jan) tarafından kontrol ediliyordu. Buldak'ın alınması basında yer almış, Pakistan medreselerindeki öğrencilerin Taliban saflarına katılımını hızlandırmıştır.  Taliban bölgede güvenliği sağlayarak, yerel tüccarların desteğini kazandı ve silah deposunu ele geçirerek mühimmat sağladı.

Taliban 3 Kasım 1994'te Kandahar’a girdi. Cemiyet-i İslami’nin komutanı Molla Nakibullah, şehri çatışmadan teslim etti. Tank ve ağır silahlarını devreden Nakibullah’ın Arghandab’daki kalesine çekilmesine izin verildi. Pakistan'ın desteklediği Hikmetyar, Taliban'a savaş açtı ancak komutanı Sır Katib mağlup oldu. Rabbani ve Seyyaf Taliban'a bir denge unsuru olarak olumlu bakıyordu. Taliban Hareket-i İnkılâb-ı İslâmî komutanı Gıfar Ahundzade ile anlaşma çaalarından sonuç alamayınca savaşarak Hilmend'i ele geçirdi. Sonra Zabul merkezine girdi. Uruzgan'da Molla Ömer'in nufuzu vardı. Ocak 1995'te Gazni savaşı başladı. 2 Şubat 1995'te Medan Verdek ele geçirildi.

Taliban'ın 1995 başlarında başkent Kabil'i ve batıdaki Herat şehrini ele geçirme girişimleri ağır kayıplarla sonuçlandı. Mart 1995'te Taliban Kâbil'e ulaşmıştı. Ancak Dönemin Savunma Bakanı Ahmed Şah Mesud, karşı taarruzlarla Taliban'ı Kâbil çevresinden geri püskürtmeyi başarmıştır. Taliban'ın o zamana kadar hep zaferle çıktığı çatışmalardan farklı olarak moralleri bozmuştur.   Şii AbdulAli Mezari, Hizb-i Vahdet-i İslami örgütü lideri olarak Kabil'in batı bölgelerini kontrol etmiş ve Şii Hazara azınlığın haklarını savunan en güçlü figür haline gelmiştir. Taliban'ın Kabil'e yaklaştığı dönemde Ahmed Şah Mesud ve Seyyaf'a bağlı güçler Taliban Kâbil'e yaklaştığı dönemde Mezari'nin kontrol ettiği bölgeleri ele geçirmeye çalıştılar. Mezari 11 Mart'ta Kabil'den kaçmak isterken Taliban tarafından tutuklanmıştır. 13 Mart 1995'te bir helikopterle Kandahar'a nakli sırasında Mezari ve beraberindekiler, bir muhafızın silahını ele geçirerek pilotu yaralamış ve helikopteri inişe zorlamıştır. Gazni vilayeti yakınlarında  kaçmaya çalışırken o bölgedeki Taliban güçleri tarafından farkedilip yanındakilerle birlikte öldürülmüştür. Mezari'nin ölümü Hazaralar arasında derin bir yas ve öfkeye yol açmış, kendisi 'Baba Mezari' unvanıyla anılmaya başlanmıştır.

1995 yazında çetin savaşlar oldu. Taliban silah ve maddi kaynak sıkıntısı çekti.  Amed Şah Mesud'un Taliban'ın Kabil'e girmesini engellemek için bölgeye yerleştirdiği mayınlar, büyük zayiatlara yol açtı. Herat valisi İsmail Han komutasındaki güçlerin uçaklarla desteklenen saldırıları sonucunda Taliban, batı cephelerinden (özellikle Nimruz ve Ferah vilayetlerinden) büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı. 3 Agustos 1995'te radarda tespit edilen bir Rus ucağı Kandahhar'a inişe zorlandı. Rusya'dan Kabil'e gönderilen silaları taşıdığı anlaşıldı. Ele geçirilen tonlarca silah Taliban'a muhimmat imkanı sağladı. 1995 yılı Ağustos ayının sonlarında, İsmail Han ve Kandahar'dan kaçan milisler, İran sınırından girerek başlattıkları saldırılarla Hilmend ve Kandahar'a doğru ilerlemeye başladılar. Yoğun çatışmaların ardından yeniden üstünlük sağlayan Taliban, 5 Eylül 1995'te Herat'ı ele geçirdi; bunun üzerine İsmail Han İran'a kaçmak zorunda kaldı. Herat halkı eğitimli ve kültürel seviyesi yüksekti. İran Herat'ta çeşitli entirikalar çevirmeye çalışıyor, bomba yerleştirerek valiye suikast girişiminde bulunuyordu.

30 Mart 1996 tarihinde savaşın gidişatını değerlendirmek üzere Kandehar'da alimler toplandı. İhsanulla İhsan konuşmasında Molla Ömer'e Emiru'l-Müminin unvanının verilmesini teklif etmiş ve kabul görmüştür. Kabil'in ele geçirilip Rabbani yönetiminin devrilmesi kararlaştırıldı. 11 Eylül 1996'da Taliban Celalabad şehrini ele geçirdi. Celalabad'ın düşmesi Kabil yolunu açtı.

27 Eylül 1996 tarihinde başkent Kâbil Taliban'ın kontrolüne geçmiş ve Afganistan İslâm Emirliği resmen ilan edilmiştir. Bu dönemde Molla Muhammed Rabbani (1955-2001), Emirliğin Başbakanı olarak görev yapmıştır. Kabil'deki Birleşmiş Milletler binasına sığınmış olan eski Cumhurbaşkanı Muhammed Necibullah, KHAD (istihbarat birimi) dönemindeki faaliyetlerinden sorumlu tutularak Taliban tarafından idam edilmiştir. Muhammed Nebi ve Yunus Halis, Taliban hakkında olumlu beyanlarda bulunmuştu. Gülbeddin Hikmetyar 4 Ekim 1996’da Amerika'nın Sesi Radyosu'na verdiği demeçte Taliban’ı "İngiltere ve Amerika'nın adamları" olarak nitelemiş ve onları yakında Kabil’den çıkaracağını iddia etmiştir. Devrik Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani, Tahar'ın Talokan şehrinde 10 Ekim 1996'da BBC'ye yaptığı açıklamada Taliban'ı 'Pakistan'ın uşağı' olarak tanımlamıştır. 

Ahmed Şah Mesud tarafından 1984 yılında kurulan Şura-i Nazar (Nizar Şurası / Gözetim Konseyi), Burhaneddin Rabbani liderliğindeki Cemiyet-i İslami partisinin askeri ve stratejik kanadı olarak faaliyete geçmişti. Taliban'ın askeri rakibi olan Ahmed Şah Mesud Pençşir'de Kuzey İttifakı'nın komutanı olarak mücadeleye devam etmiştir. Taliban, kendisine pusu kurulan bahçeleri yakıp halkı bölgeden tehcir etmiş; bu durum, aleyhlerine yürütülen propaganda faaliyetlerinde kullanılan bir felakete dönüşmüştü.

7 Ekim 1996'da, Burhaneddin Rabbani ve Dostum bir koalisyon kurmak üzere bir araya geldi.  Şura-i Nazar (Cemiyet), Şii Hazara yoğunluklu Hizb-i Vahdet ve Dostum milislerini içeren üçlü bir ittifak kurma kararı alındı. 13 Ekim 1996'da Mesud, Halili ve Dostum, Afganistan Savunma Konseyi (Afganistan Difa Şura) adında bir grup kurduklarını duyurdular. Hancan ilçesinde aralarında yazılı bir anlaşma imzalandı. Bu yapı, daha çok Kuzey İttifakı (Birleşik İslami Kurtuluş Cephesi) olarak bilinir. 26 Ekim 1996'da Dostum'un uçakları Taliban'ı bombaladı. 

Dostum Özek ir çoanın oğluydu. Petrol ölgelerinde işçi olarak çalışmıştı. Rus işgalinden sonra, maddi kazanç için komünistler ve SSCB güçleri için savaşçı oldu. Raşid Dostum'un milisleri (Cünbiş-i Milli) bir bölgeyi ele geçirdiklerinde evdeki en temel eşyaya, yani yerdeki kilime/halıya varana kadar her şeyi yağmaladıkları için kilim toplayanlar (Gilamjam)  olarak da bilinir.

Dostum Ocak 1997'de, Taliban'ın ilerlemesinden korkup Salenk tünelinin kuzey tarafından bir bölümünü tahrip etti. Dostum’un komutanı olan Abdülmelik Pehlivan, Haziran 1996’da Cünbiş-i Milli’nin en güçlü komutanlarından biri olan kardeşi Resul Pehlivan’ın Mezar-ı Şerif’te bir pusuda öldürülmesinden Dostum’u sorumlu tuttu. Bu suikast, iki isim arasında düşmanlığa yol açtı. Abdülmelik, Gül Muhammed ve Gafar Pehlivan gibi diğer komutanlarla birlikte 19 Mayıs 1997’de Dostum’a karşı ayaklanarak Cünbiş liderliğini ele geçirdiğini duyurdu. Bu süreçte Taliban ile gizlice görüşmeler yaptı. Abdülmelik, İran sınırından Dostum’a savata yardıma gelen eski Herat Valisi İsmail Han’ı Taliban’a teslim etti. Kandahar'da üç sene hapiste kalan İsmail Han, 26 Mart 2000'de  hapishaneden kaçtı. 24 Mayıs 1997’de Taliban güçleri, Mezar-ı Şerif’e girdi. Raşid Dostum ise Türkiye’ye kaçtı.

Saleng Geçidi'ni kontrol eden  Mesud'un kuvvetlerinin komutanı Basir Taliban'a teslim oldu. Taliban ayrıca Bağlan'da birkaç bölgeyi ele geçirdi. Herkes bunun son savaş olacağını düşünüyordu. 25 Mayıs 1997'de Pakistan, iki gün sonra Suudi Arabistan (26 Mayıs) ve Birleşik Arap Emirlikleri (27 Mayıs), Taliban yönetimini "Afganistan İslam Emirliği" olarak tanıdı.

28 Mayıs 1997'de Mezar-ı Şerif'te Taliban'ın silahsızlandırma girişimlerine karşı halk ve özellikle Şii Hazara güçleri direnerek bir ayaklanma başlattı. Şii Hizb-i Vahdet milisleri ve  saf değiştiren Abdülmelik Pehlivan’ın güçleri de katıldı. Şehirdeki binlerce Taliban savaşçısı öldürüldü veya esir alındı

Herat’taki Taliban üyelerinin çoğu yeni medrese öğrencileri ve silahları yoktu. Bir kısmı şehirde öldürüldü, diğerleri ise sağ olarak ele geçirildi. Daha sonra hapishanelerden çıkarıldılar, konteyner kamyonlarına yüklendiler ve Şibirgan’daki Deşt-i Leyla çölüne götürüldüler. Orada öldürülüp gaz kuyularına atıldılar ve toprağa gömüldüler; bazısı ise güneşin altında yanmaya terk edildi. Dostum yeniden grubbunun liderliğini ele geçirdikten sonra birkaç bin ceset çıkarıldı ve bazı uluslararası kuruluşlar toplu mezarları ziyaret etti. Binlerce Taliban cesedi, elleri arkadan bağlı halde bulundu.

2 Haziran 1997'de, Taliban'a karşı ortaklaşa savaşmayı amaçlayan Cünbiş, Hizb-i Vahdet, Şura-yı Nazar ve Muhsini'nin Harekat2ı tarafından Mezar şehrinde Cebhe-i Necat-ı Milli-yi Afganistan (Afganistan Milli Kurtuluş Cephesi) adlı bir koalisyon gücü kuruldu. 6 Haziran'da İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Alaaddin Burucerdi Mezar-ı Şerif'i ziyaret ederek yeni grubu tebrik etti ve İran'ın desteğini açıkladı. İran ve Tacikistan'ın Taliban'a karşı askeri desteğini gösteren gelişmeler aşandı.

Taliban 19 Haziran 1997'de Kunduz'u ele geçirmiştir. 9 Eylül'de ise Mezar-ı Şerif havaalanının kontrolünü ele geçirdi.

4 Ekim 1997'de Dostum, Tacikistan üzerinden Afganistan'a giriş yaptı. Abdülmelik'in güçleri bölgeden ayrıldı. Dostum destekçileri ve Hizb-i Vahdet ile birleşerek Mezar-ı Şerif Havalimanı'nı geri aldı. Mezar-ı Şerif, Dostum tarafından geri alındı. Şehir, Hizb-i Vahdet ve Dostum'un milisleri tarafından yağmalandı; dükkanlar ve evler soyuldu, kadınların onuru çiğnendi. 16 Ekim'de Hizb-i Vahdet lideri Muhammed Muhakkık, kendi güçlerinin karıştığı yağma olaylarını kabul etti.  Şubat 1998'de Mezar-ı Şerif'de Hazara ve Özbekler arasında şiddetli çatışmalar patlak verdi

Taliban Temmuz 1998'den itibaren ülkenin kuzeyinde yeni yerler ele geçirdi. 12 Temmuz'da Faryab, 2 Ağustos'ta Dostum’un kalesi olarak bilinen Cüzcan vilayetinin merkezi Şibirgan alındı. Dostum yine Özbekistan üzerinden Türkiye'ye kaçtı. 

8 Ağustos 1998'de Taliban Mezar-ı Şerif'i ele geçirdi. Hizb-i Islami Taliban safına geçerek, Hizb-i Vahdet güçlerini Qalai-Zaini-Takhta Pul civarında kıstırdı ve savunmayı kırdı. Mezar-ı Şerif'i koruyan  Şii Hazaralardan oluşan Hizb-i Vahdet güçleri direnmeye çalışsalarda çoğu öldürüldü.

Molla Abdülmennan Niyazi (1968-2021), Mezar-ı Şerif ve Belh Valiliği görevlerini yürütmüştür.  Mezar-ı Şerif'in Taliban tarafından ele geçirilmesi sürecinde camilerde yaptığı konuşmalarla  Hazaraları 1997'de öldürülen Taliban askerlerinden sorumlu tutmuş, intikam çağrısında bulunmuştur. Hazaraların hayatta kalabilmek için ya Sünni İslam'a geçmelerini emretmiştir.

Taliban'ın Mezar-ı Şerif şehrini ele geçirmesi sırasında, İran Konsolosluğu'dan aralarında diplomatlar ve bir gazetecinin bulunduğu 11 İran personeli kaybolmuştur. İran, Taliban karşıtı Kuzey İttifakı'nı destekliyordu. İran, Afganistan sınırına asker konuşlandırarak askeri tatbikatlar düzenlemiştir. Molla Ömer'in talimatıyla soruşturma başlatılmış ve  bulunan cesetler, 11 Eylül 1998'de resmi prosedürlerle İran'a teslim edilmiştir.

11 Eylül 1998'de Molla Muhammed Ömer, aile veya aşiret kararına dayanarak kadınların zorla evlendirilmesini yasaklayan özel bir kararname yayınladı. Bu kararnameye göre; bir kadın evleneceği kişiyi seçme hakkına sahipti ve istemediği takdirde hiçbir aile üyesi onu evliliğe zorlayamazdı. Hanefi fıkıhına dayandırılan bu düzenleme, yetişkin kadınların kendi rızalarıyla evlenmelerine imkan tanıyordu. Bu durum, azılarının Taliban'a karşı öfkesini körükledi.

Usame bin Ladin Sovyetler Afganistan'dan çekildikten sonra Suudi Arabistan'a döndü.2 Ağustos 1990'da Saddam Hüseyin Kuveyt'e saldırdı. Suudi Arabistan ABD'den destek istedi. Usame, Suudi hükümetine ülkeyi korumak için Arap mücahitlerden oluşan bir güç organize etmeyi teklif etmiş, ABD askerlerinin ülkeye gelmesine karşı çıkmıştı. Suudi hükümeti Usame’yi sınır dışı etti. Sudan’a göç eden Usame,  otoyol inşaatları gibi ekonomik projeler başlattı. Ancak ABD ve Suudi Arabistan’ın Sudan üzerindeki diplomatik baskıları arttı. 1996 baharında Afganistan Nangarhar’dan bazı komutanlar bir konferans için Sudan’ı ziyaret ederek Usame ile görüştüler. Sayyaf adına hareket eden Saaz Noor, Usame’yi Afganistan’a davet etti. Ardından Sayyaf ve Rabbani’nin onayıyla, Hindistan’dan dönen bir uçak bin Ladin’i, ailesini ve arkadaşlarını alarak Celalabad’a getirdi. Saaz Noor tarafından karşılandı ve sorumluluğu daha sonra Halis’in komutanlarına geçti.  Taliban’ın Nangarhar’ı ele geçirdikten sonra Taliban komutanı Usame ile görüştü ve ona herhangi bir sorun yaşamayacağına dair güvence verdi. Şubat 1997'de Molla Ömer, Usame bin Ladin'i Kandahar'a davet etti ve Afganistan'da kalması için destek sözü verdi. 22 Mart'ta Londra'daki Independent gazetesi, Usame bin Ladin'in Suudi Arabistan ve Amerika Birleşik Devletleri'ni tehdit ettiği bir röportajı yayınladı. Molla Ömer, 25 Mart'ta Usame bin Ladin'i davet ederek, "Birçok sorunla karşı karşıyayız. Suudi Arabistan'a karşı daha fazla bir şey söylemeyin" dedi. Usame bin Ladin görünüşe göre bunu kabul etti. 26 Mayıs 1998'de Usame Host'ta medya ile bir toplantı düzenledi. Molla Ömer bu olaydan haberdar edilmedi. Usame, Molla Ömer'in kendisini Suudi Arabistan'a karşı konuşmaktan alıkoyduğunu, ancak Amerika'ya karşı konuşmasını engellemediğini anlattı. Afgan hükümetinin temsilcisi Mütevekkil, medyaya yaptığı açıklamada, Molla Ömer'in bundan haberdar olmadığını, Afgan hükümetinin Usame'nin yorumlarına katılmadığını ve gelecekte bu tür görüşmeler yapmasına izin verilmeyeceğini söyledi. 7 Ağustos 1998'de Kenya ve Tanzanya'daki ABD büyükelçiliklerine düzenlenen eşzamanlı bombalı saldırılar, 224 kişinin ölümüne ve binlerce kişinin yaralanmasına yol açtı. ABD 20 Ağustos akşamı saat 22:00'de Sonsuz Uzay Operasyonu (Operation Infinite Reach) kapsamında Afganistan'ın Host'taki Zaraway kampına füze saldırısı düzenledi. Usame bin Ladin orada değildi, tek bir Arap da yoktu. Birkaç füze hedeflerini ıskaladı: biri Kandahar'ın Maruf bölgesine isabet etti. Taliban Dışişleri Bakanlığı, ABD'den Usame bin Ladin'in Kenya ve Tanzanya saldırılarındaki rolüne dair kanıt istedi. 19 Eylül'de   Suudi istihbarat şefi Prens Türki el-Faysal başkanlığındaki bir heyet, özel bir uçakla Kandahar'a  geldi. Heyet Usame'nin teslimini istemiş ancak Molla Ömer reddetti. Suudi Arabistan, Afgan büyükelçisini sınırdışı etti. Türki el-Faysal, Molla Ömer'in kendisine hakaret etmesi nedeniyle Taliban hükümetinin çökmesi için her türlü çabayı göstereceğine dair bir toplantıda yemin etti.

4 Kasım'da ABD bombalı saldırılara karışmaktan Usame bin Ladin'i sorumlu tuttu. Şubat 1999'daki Nairobi ve Darüsselam saldırılarını temel alan ABD, Usame bin Ladin'e yönelik suçlamaları tekrarladı. Usame bin Ladin arkadaşlarıyla birlikte ortadan kayboldu. 5 Temmuz 1999'da ABD, Afganistan'a karşı ekonomik yaptırımlar açıkladı. Usame bin Ladin 15 Nisan 2001'de, Başbakan Molla Muhammed Rabbani'nin vefatı sebebiyle taziye için Molla Ömer'i ziyaret etti. 

24 Ağustos 1999 tarihinde Afganistan'ın Kandahar kentinde düzenlenen büyük bir bombalı araç saldırısından Taliban lideri Molla Ömer yara almadan kurtuldu. Saldırının planlandığı yerin İran olduğu düşünülüyordu.

26 Temmuz 2000'de Taliban lideri Molla Ömer'in Afganistan genelinde haşhaş ekimini tamamen yasakladı.

26 Şubat 2001'de Taliban lideri Molla Muhammed Ömer, İslam alimlerine danıştıktan sonra Bamyan Buda Heykelleri'nin yıkılması emrini verdi. 2 Mart 2001'te heykellerin imhası için fiili süreç başlatıldı. 4 Mart 2001'te Taliban yönetimi, 1.500 yıllık dev Buda heykellerinin (biri 55 metre, diğeri 38 metre) imha edildiğini ilan etti.




4 Nisan 2001'de Ahmed Şah Mesud, Avrupa Parlamentosu'nun talebi üzerine Avrupa'yı ziyaret etti.

9 Eylül 2001 tarihinde Ahmed Şah Mesud (1953-2001), Afganistan'ın Hoca Bahauddin bölgesinde uğradığı suikast sonucu hayatını kaybetmiştirFas asıllı, Belçika vatandaşlığına sahip iki kişi (Abdessatar Dahmane ve Rachid Bouraoui El-Ouaer) kendilerini gazeteci olarak tanıtmıştır. Röportaj yapma bahanesiyle Mesud'a yaklaşan saldırganlar, kameralarına ve pillerine gizlenmiş patlayıcıları infilak ettirmiştir. Molla Ahtar Muhammed Mansur, Mesud'un cenaze töreninin tarih ve saatini teyit eden bir bilgi aldı. Cenaze törenine hava saldırısı düzenlemek için hava kuvvetlerini hazırladı. Molla Ömer kaul etmediği için operasyonun iptal edilmesi talimatını verdi.


11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD yönetimi, El-Kaide lideri Usâme bin Lâdin'in iadesini talep etmiştir.  Kabil'de bir İslam alimleri toplantısı düzenlendi. İki gün süren görüşmelerin ardından, Usame bin Ladin'in Afganistan'ı gönüllü olarak terk etmesi gerektiği, ancak zorla sınır dışı edilmesinin veya başkalarına teslim edilmesinin İslam Şeriatına aykırı olduğu konusunda bir karara vardılar.  Amerika'nın Afganistan'a saldırması durumunda ABD'ye karşı cihat yapmanın farz olduğunu söylediler. Molla Ömer ve dönemin Taliban yönetimi,  İslam ve Peştun geleneklerine (Peştunvali) göre kendilerine sığınan bir misafiri düşmana teslim etmenin onursuzluk olduğunu savunmuşlardır.
Molla Ömer, geleneksel misafirperverlik ve prensiplerini gerekçe göstererek bu talebi reddetmiştir. 7 Ekim 2001'de başlayan ABD işgaliyle Taliban rejimi çökmüş ve Molla Ömer gizlenmeye başlamıştır.  13 Kasım 2001 tarihinde Kabil düşmüştür. Usame bin Ladin, Kasım 2001'de Afganistan'ın doğusundaki Nangarhar ilinde bulunan Tora Bora'ya gelip Safed Koh dağlarındaki mağaralara yerleşti. Amerikan bombardımanı altında Aralık 2001 ortasına kadar burada saklanmıştır. Tora Bora'dan ayrılarak Pakistan'ın aşiretler bölgesine gitmiştir. aklaşık on yıl boyunca izini kaybettirmiş ve 2 Mayıs 2011'de Pakistan'ın Abbottabad kentinde öldürülmüştür.
9 Kasım 2001: Mezar-ı Şerif, Kuzey İttifakı güçleri tarafından ele geçirildi. 12 Kasım 2001: Batıdaki stratejik şehir Herat, General İsmail Han liderliğindeki güçler ve yerel bir ayaklanma sonucunda Taliban'ın kontrolünden çıktı. 13 Kasım 2001: Başkent Kabil, Taliban güçlerinin çekilmesiyle Kuzey İttifakı'nın kontrolüne geçti. Kuzeydeki Kunduz'da Taliban'ın binlerce üyesi kuşatıldı. 23 - 25 Kasım 2001: Kunduz'da sıkışan Taliban güçleri, General Dostum ve koalisyon güçleriyle yapılan müzakereler sonucunda teslim olmayı kabul etti ve üvenli geçiş vaadiyle silah bıraktı. 25 Kasım 2001: Teslim olan esirlerin bir kısmı Mezar-ı Şerif yakınlarındaki Kale-i Cengi (Qala-i-Jangi) kalesine nakledildi. Burada bir isyan başlattı. 6 gün süren çatışmalarda, ABD hava saldırıları ve ağır silahlarla isyan bastırıldı; esirlerin büyük çoğunluğu öldürüldü. Bu olay sırasında iCIA görevlisi Mike Spann  öldü.  Kunduz'dan Şibirgan Hapishanesi'ne konteynerlerle taşınan binlerce esir, havasızlık ve susuzluktan öldü veya kurşunlandı. Hayatta kalanların bir kısmı Deşt-i Leyla (Dasht-i-Leili) çölünde toplu mezarlara gömüldü. Molla Dadullah, teslim olmayı reddederek bölgeden kaçmayı başardı ve daha sonra direnişi örgütlemek üzere Pakistan sınırına ulaştı. Üst düzey Taliban komutanları, ABD güçlerine teslim edildikten sonra Küba'daki Guantanamo üssüne nakledildiler. ABD Ordusu Çavuşu Bowe Bergdahl’ın 30 Haziran 2009 tarihinde Afganistan'ın doğusunda esir alınmış, sonra Katar'ın arabuluculuğunda bir takas yapılmıştır. Bu kapsamda, 31 Mayıs 2014 tarihinde Bergdahl serbest bırakılarak Amerikan özel kuvvetlerine teslim edilmiştir. Buna karşılık, Guantanamo Körfezi'ndeki hapishanede tutulan ve "Taliban Beşlisi" olarak bilinen Molla Muhammed Fazl, Molla Nurullah Nuri, Hayrullah Hayrhah, Abdulhak Vasık ve Muhammed Nebi Ömeri, 1 Haziran 2014 tarihinde Doha'ya ulaşarak serbest kalmışlardır.
Mevlevi Muhammed Yunus Halis'in oğlu olan Mücahid, 2001 yılında ABD'nin Afganistan'ı işgaliyle birlikte babasının izinden giderek işgalcilere karşı cihat ilan etmiştir. Bu dönemde Celalabad ve Tora Bora bölgelerinde faaliyet göstermiş, daha sonra Tora Bora Askeri Cephesi isimli yapıyı kurmuştur. Yunus Halis, Sovyet işgaline karşı savaşan önemli liderlerden biriydi ve 2006'daki vefat etti. Oğlu Enveru'l-Hak Mücahid ise 2016 yılında beraberindeki grup üyeleriyle birlikte Taliban'a katılmıştır. 

5 Aralık 2001'de Almanya'da imzalanan Bonn Anlaşması ile farklı Afgan grupları arasında ittifak sağlanmıştır.  Taliban'ın son kalesi Kandahar 7 Aralık 2001 tarihinde düşmüştür. 
 Hamid Karzai, 22 Aralık 2001'de Kabil'de düzenlenen resmi bir törenle devlet başkanı olarak göreve başlamış ve ülkeyi 2004 yılındaki seçimlere kadar yönetmiştir.

Kandahar’ın düşüşünden hemen önce Molla Abdürâzık Nâfız’ın iknasıyla şehri terk eden Molla Ömer, Zabul vilayetine geçmiştir.

2 Mart 2002'de  Amerika ve müttefik kuvvetler tarafından Afganistan'ın Paktia vilayetindeki Zurmat bölgesinde, Şahi-Hot (Shah-i-Khot) Vadisi ve Arma Dağları'ndaki Taliban ve El-Kaide sığınaklarına karşı başlatılan harekâta Anakonda Operasyonu (Operation Anaconda) adı verilmiştir.  Molla Seyfurrahman Mansur, bu vadiyi ve çevresindeki sarp mağaraları ana karargâh yapmıştı. Mansur, 10 Mart 2002 günü Amerikan güçlerinin gerçekleştirdiği bir bombardımanda, yardımcısı Molla Fida Muhammed Cevad ile birlikte öldürüldü. Yaklaşık iki hafta süren yoğun hava bombardımanı ve kara çatışmalarının ardından koalisyon güçleri vadinin kontrolünü ele geçirmiş, birçok direnişçi komşu Pakistan'a kaçmıştır.

Taliban rejimi çöktüğünde, aralarında kurucu liderlerin de bulunduğu pek çok kişi Hamid Karzai ile temasa geçerek silah bırakmak ve sivil hayata dönmek istediklerini bildirmişlerdir. ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, Taliban ile herhangi bir müzakereye veya affa kesinlikle karşı çıkmıştır. Amerikalılar, teslim olan veya evine dönen eski Taliban üyelerini düşman savaşçı olarak yaftalayıp tutuklamaya başlamıştır. Taliban üyelerinin evlerine gece baskınları düzenlemiş, bu kişileri ailelerinin gözü önünde tutuklamış ve kötü muameleye maruz bırakmıştır. Birçoğu, sivil kalmaya çalıştıkları halde ya Guantanamo Körfezi'ne gönderilmiş ya da işkence görmüştür. Bu durum, 2002-2005 yılları arasında Taliban’ın yeniden organize olmasına zemin hazırlamıştır.

Taliban hükümetinin çöküşünden sonra, Pakistan askeri liderliği Amerika ile bir koalisyon kurdu ve ABD güçlerine Afganistan'da bombardıman yapabilmeleri için askeri üsler sağlandı. Taliban hükümetinin çöküşünden sonra, Afganistan'da yaşayamayan Taliban üyeleri Pakistan'a gitti. Taliban'ın da direniş gücü olarak ortaya çıkmasıyla birlikte, Pakistan ve ABD arasındaki güvensizlik arttı. Pakistan, Taliban konusundaki tutumunda daha dikkatli davranmaya başladı ve Taliban hakkındaki politikasını bir nebze yumuşattı. İran, Taliban hükümetiyle büyük çatışmalar yaşadı, ancak ABD işgalinden sonra Amerikan karşıtı duruşu nedeniyle gizemli bir şekilde Taliban'a sempati duydu. Bir yandan, İran'ın Şii gruplar aracılığıyla kurduğu yakın ve iyi resmi ilişkiler sayesinde İran'ın Afganistan'daki etkisi  arttı. 

2002 sonu ve 2003'ün başlarında, Taliban'ın üst düzey komutanlarından oluşan ve Pakistan'ın Kuetta şehrinde konuşlanan "Kuetta Şurası" (Rahbari Shura) kuruldu. Molla Ömer, bu direniş hareketinin yönetimi için Molla Abdulgani Birader'i (Akhund) en üst düzey askeri ve siyasi liderlerden biri, Molla Ubeydullah'ı ise hareketin ikinci lideri olarak görevlendirdi. 2003 yılında yayınlanan ses kayıtları ve bildirilerle, Taliban üyelerine ABD ve Afgan hükümet güçlerine karşı cihad çağrısı yapıldı. Bu dönemde Taliban, özellikle ülkenin güney ve güneydoğu bölgelerinde küçük gruplar halinde gerilla savaşını başlattı. Molla Ömer, güvenliği sağlamak adına sadece Molla Birader ve Molla Ubeydullah ile kasetler ve mektuplar aracılığıyla temas kurmuştur. 2004 yılında askeri, kültürel ve mali komisyonlar kuruldu, ardından eyaletler için cihattan sorumlu kişiler atandı. 2005 yılında yapı daha organize hale getirildi ve o zamana kadar saklanan sorumlu kişilerden bazıları ortaya çıktı.

Taliban'ın eski sözcüsü ve kültürel işler sorumlusu Abdülhay Mutmain, 2005 yılında  Reuters gibi asın kuruluşlarına verdiği demeçlerde Taliban’ın hedeflerini Afganistan ile sınırlı olarak tanımlamıştır. 11 Eylül olaylarını kınamıştı. 2006, 2007 ve 2008 yıllarında Molla Ömer'in bayram mesajlarını organize etti ve 2010-2012 yılları arasında da kısmen bu işin sorumluluğunu üstlendi. Hafız Sultan takma adını kullanan ve El-Kaide’nin o dönemdeki Afganistan sorumlusu olan Mustafa Ebu el-Yezid 2007 yılında Taliban liderliğine bir eleştiri mektubu gönderdi ve Afganistan'daki mevcut cihat sınırlılıklarını ve 'Afgan mücadelesi' teriminin kullanımını küresel cihada sadakatsizlik olarak nitelendirdi.  21 Mayıs 2010 tarihinde, Pakistan'ın Kuzey Veziristan bölgesinde düzenlenen bir ABD insansız hava aracı (İHA) saldırısında aile üyeleriyle birlikte öldürülmüştür. Mutmain, Molla Ubeydullah ve Molla Birader’in talimatıyla bu eleştirilere yanıt hazırlamıştır.

Taliban liderliğinin yokluğu kötü olaylara oldu. Afganistan'ın farklı bölgelerinde Taliban adına okulların yakılması, casuslukla suçlanan kişilerin yargısız infaz edilmesi  gibi eylemler gerçekleştirildi.  Molla Ömer ve Şura’nın 2007-2008 yıllarında yayınladığı talimatlara rağmen, sahadaki alt düzey komutanlar bunlara itaat etmedi. Yerel halka yönelik yapılanlar hükümet destekli yerel milis güçleri olan Arbakilerin güçlenmesine neden olmuştur.

5 Mart 2007'de, İtalyan gazeteci Daniele Mastrogiacomo, tercümanı Ecmel Nakşibendi (Ajmal Naqshbandi) ve şoförleri Said Aga (Sayed Agha), Helmand eyaletinin Garmsir ilçesinde Molla Dadullah’a bağlı Taliban güçleri tarafından kaçırıldı. Taliban, şöförü casuslukla suçlayarak öldürdü. Karzai'nin araya girmesiyle, 19 Mart 2007'de aralarında Mansur Dadullah ve Hamdullāh gibi isimlerin de bulunduğu beş üst düzey Taliban mahkumu serbest bırakılarak Taliban’a teslim edildi ve karşılığında Mastrogiacomo serbest bırakıldı. Taliban, tercümannın serbest bırakılması için de mahkum takası talep etti. Ancak  Karzai hükümeti, ilk takasın ardından gelen taviz verme suçlamaları nedeniyle  pazarlığı reddetti. Ecmel Nakşibendi, 8 Nisan 2007'de öldürdü. Bu olay, Afgan toplumunda  öfkeye yol açmıştır. Hükümet, yabancı bir gazetecinin hayatını kurtarmak için Taliban liderlerini serbest bırakırken, kendi vatandaşı olan tercümanı ölüme terk etmekle suçlanmıştır. 

Abdülhay Mutmain’in de belirttiği gibi, başlangıçta intihar saldırılarına (feda eylemleri) mesafeli duran Molla Ömer, saldırılar yaygınlaştıkça bu durumu tamamen yasaklamak yerine belirli sınırlar içine çekmeye çalışmıştır. Kamuya açık alanlarda saldırı düzenlenmesine karşı çıktı. Bu taktiğin yalnızca başka bir eylemin mümkün olmadığı özel yerlerde kullanılması gerektiğine dair bir taimat yayınladı.

2006 yılının sonunda Molla Birader ve Molla Ubeydullah ile yapılan uzun görüşmelerden sonra, Taliban'ın müfredatını kendi kontrolü altındaki bölgelerde kullanmasına karar verildi. O dönemde Taliban'ın çok az sayıda ilçede kısmi kontrolü vardı. Bu konuda ilerleme kaydedildi ve iki yıl sonra eğitim ve öğretim komisyonu kuruldu. Logar ve Gazni'nin bazı bölgeleri gibi birkaç yerde Taliban'ın politikası göz ardı edilmişti. Zabul ve Helmand gibi bazıları ise bu politikaya açıkça karşı çıkmıştı.

2006-2011 yılları arasında Pakistan, birçok Taliban yetkilisini ve Molla Ömer'in birkaç yakın arkadaşını, yoğun bir kovalamacanın ardından tutukladı. Taliban'ın sözcüsü olan Müftü Latifullah Hakimi 4 Ekim 2005 tarihinde Pakistan'ın Belucistan eyaletinde güvenlik güçleri tarafından yakalanmıştır. Pakistanlı yetkililer tarafından sorgulanan Hakimi, 2006 yılının başlarında diğer bazı Taliban üyeleriyle birlikte Kabil'deki Afgan hükümetine teslim edilmiştir.

Molla Ubeydullah, 1996-2001 yılları arasında Taliban hükümetinin Savunma Bakanı ve Molla Ömer'in yardımcısıydı. Ocak 2007'de Pakistan'ın Belucistan bölgesinde Quetta'da tutuklandı. Pakistanlı yetkililer, 5 Ağustos 2010'da hapishanede kalp rahatsızlığı nedeniyle öldüğünü açıkladı.

Molla Abdulgani Birader Şubat 2010'de Pakistan'ın Karaçi kentinde yakalanmıştır. Molla  Birader, 2010-2018 yılları arasında Pakistan’da tutuklu kalmıştır. Doha’daki barış görüşmeleri sürecinde 2018 yılında serbest bırakılmış ve Katar’a giderek Taliban’ın siyasi ofis başkanı olmuştur.

Molla Ömer'in Zâbûl vilayetinde bir ABD askerî üssüne sadece 5 km mesafede yaşadığı iddia edilmiştir. 

Molla Ömer 2013 yılında ağır hastaydı.  Molla Ömer 24 Nisan 2013'te  Zâbûl'un Şinkay ilçesinde tüberküloz nedeniyle vefat etti. Oğlu ve kardeşi birkaç gün sonra oraya giderek onu defnettiler. Molla Ömer geride dört eş ve on dört çocuk (bir kız ve on üç erkek) bıraktı.

Afgan hükümet kaynakları, 29 Temmuz 2015 tarihinde Molla Ömer'in öldüğünü resmen duyurmuştur. 6 Kasım 2022'de, Molla Muhammed Ömer'in mezarının Zâbûl vilayetinde olduğuna dair görüntüler kamuoyuyla paylaşılmıştır.

Taliban'ın kurucusu Molla Muhammed Ömer'in mezarı, Afganistan'ın Zabul vilayetine bağlı Omarzo (veya Omarkzo) kasabasında bulunmaktadır. 



د زابل ولایت په سیوري ولسوالۍ کې د مرحوم ملا محمد عمر(رح) د وروستۍ ارامګاه د څرګندېدو بشپړ راپور



Molla Ömer'in ölümünden sonra, oğlu Mevlevi Yakub ve üvey kardeşi Molla Abdülmennan, ölüm haberini Daru'l-İfta başkanı Mevlevi Abdülhakim (şu anki Başkadı) ve yargı başkanı Molla Hibetullah Ahundzade (mevcut Emir) ile paylaşmışlardır. Molla Ahtar Muhammed Mansur, bu kadar büyük bir kararın dar bir çerçevede alınmasının meşruiyet sorunu yaratacağını savunarak tüm Şura üyelerinin bu sürece dahil edilmesini istemiştir. Ancak Abdülmennan ve diğerleri, ABD birliklerinin çekilme aşamasında olduğu hassas bir dönemde Molla Ömer'in ölümünün gizli kalmayacağını belirterek onu ikna etmişlerdir. Molla Ömer’in ölümü iki yıl boyunca gizli tutulmuş, bu süreçte Molla Mansur, "Molla Ömer’in talimatları" adı altında hareketi yönetmeye devam etmiştir.


Molla Akhtar Mansur (1968-2016), Molla Ömer’in sağlığında zaten vekil sıfatıyla örgütü fiilen yönetiyordu. Abdülhay Mutmain’in de belirttiği gibi, toplanan Taliban’ın lider isimleri gerekçeyle onu yeni lider seçtiler. Molla Ömer'in hayattayken vekili olarak seçildiği gibi, Molla Akhtar Muhammed Mansur'u Emir olarak seçmeye karar verdi. Bizi birleştirebilecek başka kimseyi göremiyoruz. Şimdi başka birini seçersek, bu insanlarda endişe ve şüphe yaratacak ve Molla Ömer'in ölümü artık bir sır olmayacaktır.

Toplantıda Şeyh Abdüsselam, biat etme niyetiyle Molla Ahtar Muhammed Mansur’un elini tutmuş ve ardından diğer katılımcılar da ona biat etmiştir. Ancak Molla Ömer’in üvey kardeşi Molla Abdülmennân, başlangıçta biat etmeyi reddetmiş; ailelerinin statüsünün ve emirlikteki konumlarının netleşmesi gerektiğini dile getirmiştir. Abdülkayyum Zakir, Molla Abdülmennân’a daha genç olduğunu ve bu süreçlere engel çıkarmadan biat etmesi gerektiğini ifade etmiştir. Nihayetinde Abdülmennân biat etmeye ikna edilmiş, ailesine emirlik içinde hizmet alanlarının açılacağı ve yalnız bırakılmayacakları sözü verilmiştir. Molla Ömer, hayattayken üvey kardeşinin sadece ailevi işlerle ilgilenmesini ve resmi bir görev almamasını istemişti. Bu nedenle Abdülmennân’ın Taliban içinde resmi bir sıfatı yoktu. Ancak yeni liderlik, onu Rahbari Şura (Liderlik Şurası) üyesi atamıştır. Katılımcılar, Molla Ömer'in ölümünün uygun bir zamana kadar gizli tutulacağına dair yemin ettiler.

Abdülkayyum Zakir, yönetimle sorunlar yaşayınca  2014 yılının ortalarında Molla Ömer'in ölümünden bazı çevrelere bahsetti. 2015 yılının başlarında medya da bu konuyu birkaç kez gündeme getirdi, ancak Taliban sessiz kaldı.  Molla Abdülkayyum Zakir’in kendi çevresi ve komutanlarıyla birlikte Şaban (Haziran 2015) ayı içerisinde Molla Ömer için aleni bir taziye ve dua töreni düzenlemesi, Molla Mansur’u bu gerçeği resmen açıklamaya zorlamıştır.

Ramazan ayından sonra Molla Ömer'in ölüm haberinin duyurulması ve yeni bir Emir seçilmesi önerildi. Ramazan Bayramı’nın (18 Temmuz 2015) ardından Rahbari Şura (Liderlik Şurası) üyelerinin katılımıyla bir toplantı yapıldı. Görüşmeler sonunda Molla Ahtar Mansur oy birliğiyle Emir seçildi, ancak Molla  Abdülkayyum Zakir biat etmeyi reddetti. Molla Abdülmennan ve Molla Zakir toplantıyı terk etti. Abdülmennan, zamana ihtiyacı olduğunu ve hemen biat edemeyeceğini söyledi. Şura, Ahtar Mansur’u davet ederek çoğunluğun onu seçtiğini bildirdi. 15 Eylül 2015’te alimlerin ve arabulucuların çabalarıyla Molla Abdülmennan ve Mevlevi Muhammed Yakub, bir toplantıda Molla Mansur’a şartsız biat ettiler. Abdülkayyum Zakir 30 Mart 2016'da biat etti.

Molla Ömer’e isyan etmiş olan Mansur Dadullah ve Abdürrezzak gibi isimler, yeni liderliği zora sokmak için bir taktik olarak eski lidere (Molla Ömer) bağlılık gösterisi yaptılar. 3 Kasım 2015’te Molla Resul ayrı bir grup kurduğunu açıkladı. Molla Resul ortadan kayboldu. Pakistan tarafından tutuklandığı söyleniyor.

Taliban, 31 Temmuz 2015’de Molla Ahtar Muhammed Mansur’un, Taliban’ın Yönetim Şurası ve alimler tarafından istişarelerin ardından örgütün yeni lideri olarak seçildiğini duyurdu. Taliban sözcüsü Zabiullah Mücahid, Yönetim Şurası'nın ve alimlerin Molla Ahtar Mansur'a "Emir-ül Müminin" olarak biat ettiğini belirtti. 12 Ağustos’ta El-Kaide lideri Eymen ez-Zevahiri, çevrimiçi bir sesli mesajla Molla Mansur’a biat ettiğini duyurdu. Molla Mansur, Siracuddin Hakkani'yi yardımcısı olarak atadı.

Molla Ahtar Mansur'un lider seçilmesinin ardından Taliban içinde anlaşmazlıklar çıktı. Bazıları Molla Ömer'in anne bir kardeşi Molla Abdülmennan veya oğlu Molla Muhammed Yakub gibi liderlik için hak sahibi adaylar olduğunu düşünmüştür. Bazı liderler hareketten ayrılarak evlerine çekilmiştir. IŞİD'e katılanlar olmuştur. Şura üyeleri ve Taliban bünyesindeki kıdemli ulema arasında gerçekleşen kapsamlı toplantılar sonucunda durum istikrara kavuşmuştur. Molla Ahtar Mansur, hareket içindeki ve dışındaki etkileyici sosyal becerileri ve ilişkileri sayesinde hareketi başarıyla yeniden birleştirmiştir.

Ahtar Mansur Taliban için kapsamlı dış ilişkiler kurdu; Molla Ömer ise içe dönük kalmayı tercih etmişti. 

Molla Mansur’un 16 Haziran 2015 tarihinde, IŞİD lideri Ebubekir el-Bağdadi’ye mektup gönderdi. IŞİD'in o dönemki sözcüsü el-Adnani, kötü bir şekilde yanıt verdi ve Molla Muhammed Ömer'e karşı çok aşağılayıcı bir dil kullandı. Pakistan Talibanı içinde bazı kişiler ve gruplar IŞİD'e desteklerini açıkladılar ve medyanın dikkatini çektiler. Eski bir Guantanamo tutuklusu ve şair olan Abdurrahim Muslim Dost, 2014 yılında Taliban'dan ayrılarak DEAŞ'a bağlılık bildirdi.  Pakistan Talibanı'ndan (TTP) ayrılan Hafız Said Han'ı Ocak 2015'te IŞİD Horasan vilayetinin emiri olarak atamıştır. Taliban onları bir bölgeden çıkardığında, Afgan hükümeti Taliban'ı bombaladı. 26 Temmuz 2016 tarihinde Afganistan'ın Nangarhar ilinde düzenlenen bir insansız hava aracı saldırısında öldürüldü.

Pakistan'ın aşiret bölgelerinde Pakistan Talibanı adı altında önemli bir kaos yaşandı. Örgütlü liderlik eksikliği, itaatsizlik ve komplolar, Taliban kelimesinin Pakistan'da kötü bir şöhrete kavuşmasına neden oldu. Her aşiret bölgesinde, kimliği belirsiz cahil kişiler Taliban adı altında militanlığa başladı. Cinayetler için hükümler verildi. Hırsızlar yeni bir isim altında çalışarak soygun ve hırsızlık olaylarına karıştı. 

Mansur Dadullah, Taliban liderliğiyle yaşadığı anlaşmazlıklar sonucu 2015’te Molla Ömer’in ölüm haberinin duyurulmasını fırsat bilerek yeni lider Molla Ahtar Mansur’a karşı isyan başlatmıştır. Molla Dadullah’ın kardeşi Molla Baht, ağabeyinin Helmand’daki ölümünden sonra Mansur Dadullah adını almıştır. Zabul’un dört ilçesinde, Pakistan ordusunun operasyonlarından kaçan Özbek, Uygur ve Orta Asyalı savaşçı bulunuyordu. Osman Gazi lakaplı eski bir Özbek film yıldızının liderliğindeki bu grup IŞİD'e biat ettiğini duyurdu. Özbek savaşçılar, hükümetin elindeki esirlerini takas etmek amacıyla Kandahar-Kâbil otoyolunda Hazara kabilesinden sivilleri  kaçırdı. Sünni Peştunlar (Kakar aşireti) ve Şii Hazaralar arasındaki komşuluk hukukunu bozan bu eylem, büyük bir krize yol açtı. Hazaralar da misilleme olarak bir Kakar ailesini rehin aldı. Kakar aşireti Mansur Dadullah’tan yardım istedi ancak Dadullah hiçbir şey yapamadı. Kabile büyükleri Taliban'dan yardım istedilerTaliban güçleri tarafından kuşatılan Mansur Dadullah, destekçisi Abdullah Hunar'ın evinde, 11 Kasım 2015'te çıkan çatışmada öldürüldü. 

Molla Ahtar Mansur'un 21 Mayıs 2016'da (Pakistan'da düzenlenen bir ABD İHA saldırısında) öldürüldü.


Molla Hibetullah Ahundzade, 25 Mayıs 2016 tarihinde Taliban'ın üst düzey yöneticileri tarafından yeni lider olarak ilan edildi.








1945: Cemaat-i Ulema-i İslam’ın (JUI) Kuruluşu

Deoband geleneğinin siyasi temsilcisi olarak ortaya çıkan Cemaat-i Ulema-i Hind’den (JUH) ayrılan Şebbir Ahmed Osmani ve arkadaşları tarafından 1945 yılında Cemaat-i Ulema-i İslam (JUI) kuruldu. JUH Hindistan’ın bölünmesine karşı çıkıp Kongre Partisi ile hareket ederken, Osmani ve arkadaşları Muhammed Ali Cinnah liderliğindeki Pakistan fikrini ve Müslüman Birliği’ni (Muslim League) destekledi. JUI bugün Pakistan siyasetinde JUI-F (Fazlurrahman grubu) gibi farklı kanatlarla varlığını sürdürmektedir.


Taliban’ın en çok etkilendiği ve medreselerinde yetiştiği yapı, Pakistan'daki Cemiyet-i Ulema-i İslam (JUI) partisidir. Taliban ve Cemiyet-i Ulema-i İslam, amelde Hanefi mezhebine tabidir. İtikadi olarak ise Maturidi geleneğini takip eder.


1947: Daru’l-Ulûm Hakkâniyye Medresesi’nin Kuruluşu

Mevlana Abdulhak (1914–1988), Pakistan’ın Hayber Pahtunhva eyaletindeki Akora Khattak’ta bulunan Daru’l-Ulûm Hakkâniyye medresesini 23 Eylül 1947’de kurdu. Hindistan’daki Daru’l-Ulûm Deoband mezunu olan Abdulhak, hayatının sonuna kadar “Şeyhül-Hadis” olarak görev yaptı. Vefatından sonra medresenin yönetimini oğlu Semiulhak devraldı; Semiulhak “Taliban’ın Babası” olarak tanındı. 2 Kasım 2018’de Ravalpindi’deki evinde bıçaklı saldırıda öldürüldü. Medresenin yönetimi oğlu Mevlana Hamidulhak’a geçti.

Kırsal Afganistan'da Nakşibendi ve Kadiri gibi Sufi tarikatları oldukça yaygındı. Köy camilerinde 'hücre' (hujra) adı verilen yapılar, resmi olmayan eğitim sisteminin temelini oluştururdu. 1970'lere kadar devlet onaylı modern eğitim sistemi, büyük ölçüde Kabil ve diğer büyük şehirlerle sınırlı kalmıştı. Hücrelerin en çalışkan öğrencileri; yerel mevlevilerin ve Sufi şeyhlerinin himayesinde, 'halakât-ı dâire' olarak bilinen eğitim çevrelerine katılırlardı. Müderrisler, faaliyetlerini sürdürebilmek için sadaka ve zekât gibi bağışlara bağımlıydılar; bu kaynaklar tükendiğinde ise hoca ve talebeler genellikle yeni bir köye taşınırlardı.

Taliban kurucularının çoğu da bu camilere bağlı medreselerde (hücre) yetişmiştir. Bu durum, Taliban’ın sadece Pakistan'daki mülteci kamplarında yer alan medreselerin bir ürünü olduğu yönündeki yaygın algının yanlışlığını göstermektedir. Daha da önemlisi; bu gerçek, Taliban liderliğinin Afgan köy yaşamına yabancı olduğu tezini çürütmektedir. 1994'ten sonra Taliban saflarının mülteci kamplarından gelen yeni üyelerle genişlediği bir gerçektir; ancak bu kişilerin hareket içerisinde etkili konumlara yükselmesi nadiren gerçekleşmiştir.

Taliban liderliği,  Molla Ömer ve beraberindeki kurucu heyet, 1980’lerde Sovyet işgaline karşı  sahada savaşmış, geleneksel medrese eğitiminden geçmiş ve Taliban’ı kurduklarında (1994) olgunluk çağında olan isimlerdi. Molla Ömer ve arkadaşları, mülteci kamplarında doğan gençler değil; 1980'lerde Sovyetler Birliği'ne karşı savaşmış, medrese eğitimi almış orta yaşlı "mücahid" kökenli isimlerdi. Ahmed Rashid'in Taliban (2000) kitabında temsil edilen ve grubu "Pakistan mülteci kamplarında doğmuş, Pakistan medreselerinde eğitim almış" yabancılar olarak gören yaygın anlatı yanlıştır. Taliban üyelerinin çoğu Pakistan'daki  ancak 1979'da kurulan mülteci kamplarında doğmuş olsaydı Taliban'ın yönetimi döneminde en fazla 14 ile 20 yaşları arasında oldukları anlamına gelirdi. Bu durum Taliban liderliği için kesinlikle geçerli değildi. Hareketin adı olan "Taliban" (öğrenciler), medreselerde yetişmiş tabandaki genç savaşçılara işaret eder. Taliban liderliğinin en az %60'ı eğitiminin önemli bir kısmını Afganistan içinde, köy camilerindeki gayriresmî 'hücre' (hujra) odalarında aldı.

Geleneksel olarak Kandahar’da, medrese öğrencilerinin (taliplerin) nadir eğlence kaynaklarından biri olan davul çemberleri Cuma günleri kurulurdu. Taliban’ın beslendiği Deobandi mirasının temelinde Tasavvuf kültürü önemli bir yer tutar. Taliban’ın kurucusu Molla Muhammed Ömer de tıpkı bir Sufi piri gibi rüyalarla yönlendirilirdi. Çocukluk yıllarında Hacı Baba gibi Sufi hocalardan eğitim alan Ömer, daha sonra eski hocasının mezarını sık sık ziyaret etmiştir. Taliban tarihindeki  Molla Ömer’in  Taliban’ın kurucusu Molla Ömer’in 4 Nisan 1996 tarihinde Kandahar’da toplanan kalabalığın önünde Hz. Muhammed’e ait olduğuna inanılan Hırka-i Şerif’i (Kherqa Sharief) sandığından çıkarıp havaya kaldırması sembolik andır. Molla Ömer, Kandahar'da bir kalabalığa bu hırkayı sergilemiş ve bu olay, Afganistan'ın tamamı üzerindeki mutlak liderlik iddiasında bir dönüm noktası olarak kabul edilmiştir. Hırkayı  1768 yılında Kandahar'a getiren kişi Afganistan'ın kurucu babası Ahmed Şah Durrani'nin türbesinin önünde muhafaza edilmektedir.

Taliban liderleri Mısır Müslüman Kardeşler (İhvan) ve Mevdudi'nin Cemaat-i İslami ekollerinden etkilenen Burhaneddin Rabbani, Abdurrab Resul Seyyaf ve Gülbeddin Hikmetyar gibi mücahit liderlerin görüşlerini yanlış buluyordu. 1990'larda Taliban, Müslüman Kardeşler ve Cemaat-i İslami gibi gruplara karşı sert bir tutum sergiledi. Taliban Enformasyon ve Kültür Bakanlığı tarafından Afganistan'a girişi yasaklanan kitaplar listesinde, Mevdudi ve Müslüman Kardeşler'in kitapları vardı. Vahhabilik kurucusu Muhammed b. Abdülvehhab'ın Kitabu't-Tevhid eseri, Taliban'ın Hanefi-Maturidi ve tasavvuf meşrebli çizgisiyle uyuşmadığı, ayrıca IŞİD gibi  gruplara zemin hazırladığı gerekçesiyle yasaklıdır.  İranlı Şii düşünürler Ali Şeriati ve Murtaza Mutahhari ile Cemaleddin Afgani gibi isimlerin eserleri de yasaklıdır. 

Taliban bir zamanlar Karadavi ve Müslüman Kardeşler'in kitaplarını yasaklamışken, sonra  genel olarak emperyalizm karşıtlığı bağlamında İslamcı grupları düzenli olarak savunuyordu.  Müslüman Kardeşler'in Mısır'daki seçim zaferinin ardından resmi bir Taliban açıklamasında görülür. "Mısır, Orta Doğu'da çok önemli bir role sahiptir ve İhvan-ı Müslimîn'in adayı Muhammed Mursi'nin cumhurbaşkanı seçilmesi, Orta Doğu düzeyinde ve genel olarak uluslararası düzeyde büyük bir değişimdir ve İslam Emirliği için olumlu değişiklikler umudu taşımaktadır. Mısır'daki İslam Hükümeti'nin başarısı, Orta Doğu'da ve tüm dünyada Amerikan ve Siyonist yayılmacılığına vurulan en güçlü darbe olarak kabul edilmektedir."

Mevlânâ Abdülhak (1914–1988), Pakistan'ın Hayber Pahtunhva eyaletindeki Akora Khattak'ta bulunan ve özellikle Taliban üyelerini eğitmesiyle tanınan Daru'l-Ulûm Hakkâniyye medresesinin kurucusudur.  Abdülhak, Hindistan ve Pakistan’ın bağımsız ve ayrı ülkeler haline geldiği 1947 yılındaki taksim öncesi dönemde Dârülulûm-i Diyûbend’den mezun olmuştu. Hüseyin Ahmed Medenî’nin (1879-1957) öğrencisiydi. Medenî, Diyûbendî hareketinin İslâm âlimlerinin siyasete katılması gerektiğine inanan  kolundan geliyordu. Diyûbendî hareketinin Mevlânâ Eşref Ali Tânevî ile bağlantılı olan diğer kolu ise  siyasi faaliyeti reddediyor, İslâmî eğitimin geliştirilmesine odaklanıyordu. Mevlânâ Medenî, Diyûbendî âlimlerinden oluşan Cem‘iyyet-i Ulemâ-i Hind adlı siyasi partiye liderlik etmişti. Bu parti, 1947’den sonra Pakistan’da Cem‘iyyet-i Ulemâ-i İslâm adıyla yeniden kuruldu. Medenî  İngiliz sömürgeciliğine karşı Birleşik Milliyetçilik (Muttahida Qaumiyyat) fikrini savunmuştur. Medenî'nin siyaseti pragmatikti ve dönemin ihtiyacına, yani Hindistan ı İngiliz yönetiminden kurtarmaya dayanıyordu. Pakistan'da Diyûbendîlik, Pakistan'da İslam’ı kapsamlı bir siyasi sistem olarak gören modern İslamcı söylemlerle (örneğin Cemaat-i İslami çizgisiyle) benzeşmeye başladı.

Abdulhak, Daru'l-Ulûm Hakkâniyye medresesini 23 Eylül 1947'de kurmuş ve hayatının sonuna kadar "Şeyhül-Hadis" olarak görev yapmıştır. Abdulhak'ın vefatından sonra medresenin yönetimini devralan oğlu Semiulhak, Taliban'ın Babası olarak tanınmıştır. Mevlânâ Semiülhak, Cem‘iyyet-i Ulemâ-i İslâm’ın ayrılan bir grubunun başına geçti. Başka bir Diyûbend mezunu olan Müftü Mahmud (1919-1980) ve ondan sonra oğlu a oğlu Mevlânâ Fazlurrahman'ın liderlik ettiği Cem‘iyyet-i Ulemâ-i İslâm’ın ana kolu JUI-F (Cem‘iyyet-i Ulemâ-i İslâm - Fazlurrahman grubu) gibi, Semiülhak’ın grubu Tâliban’ın destekçisi olmuştur. Parti, 1981 yılında Ziyaülhak rejimine karşı tutum konusundaki görüş ayrılıkları nedeniyle ikiye bölünmüştür. Fazlurrahman liderliğindeki grup rejime muhalefet ederken, Semiülhak liderliğindeki grup (JUI-S) askeri yönetimi desteklemiştir.  Mart 2019'da Pakistan Seçim Komisyonu'na yapılan başvuru sonucunda, Semiülhak JUI-S kolunun etkisini yitirmesiyle birlikte Fazlurrahman JUI-F grubu resmen "Cem‘iyyet-i Ulemâ-i İslâm JUI" adını kullanma hakkını elde etmiştir. Semiulhak 2 Kasım 2018'de Ravalpindi'deki evinde kimliği belirsiz kişilerce düzenlenen bıçaklı saldırıda öldürülmüştür. Medresenin yönetimi oğlu Mevlana Hamidulhak'a geçmiştir.


 Afganistan’daki İslami hareket Mısır’daki Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) ve Seyyid Kutub gibi isimlerin eserlerinden etkilenmişlerdir. Gulam Muhammed Niyazi (غلام محمد نیازی)(1932-1979) Kabil Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesiydi. Mısır’daki el-Ezher Üniversitesi’nde eğitim gören Niyazi, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) hareketinin görüşlerinden etkilenmiştir. 1957 yılında Paghman’daki Ebu Hanife Medresesi’nde küçük bir grup kurmuştur. Kabil Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde hoca olarak örev yaptığı dönemde Burhaneddin Rabbani (برهان الدین ربانی)  ile Gülbeddin Hikmetyar (گلبدین حکمتیار) gibi geleceğin direniş liderlerini etkilemiştir. 1974’te dönemin hükümeti tarafından tutuklanmış, 1979’daki komünist darbenin ardından hapishanede şehit edilmiştir. İslami hareket gençlik kolu Müslüman Gençlik Teşkilatı (سازمان جوانان مسلمان) ve akademik ayağı Nahda-i İslami (نهضت اسلامی) ile faaliyet gösteren hareket, 1972'ye kadar Niyazi, daha sonra Burhaneddin Rabbani liderliğinde Cemiyet-i İslami (جمعیت اسلامی) çatısı altında hem açık hem de gizli çalışmalar yürüttü.

Afganistan’daki İslami hareket, liderler arasındaki nüfuz mücadelesi, içindeki etnik Peştun ve Tacik kanatları arasındaki görüş ayrılıkları, komünist rejime ve sonrasındaki Sovyet işgaline karşı yürütülecek mücadelenin yöntemi gibi nedenlerle parçalanmıştır. Bu bölünmeler sonucunda Afganistan'ın hem işgale karşı direnişinde hem de sonrasındaki yıkıcı iç savaş döneminde birbiriyle çatışan siyasi ve askeri gruplara dönüşmüştür. 

Sovyetler Birliği’nin teknik desteğiyle 1964’te Salang Tüneli açıldı. Kuzeyden başkent Kabil’e ulaşım 72 saatten 10 saatin altına düştü. Bu gelişme, güneydeki Peştunlar ile kuzeydeki Tacikler, Özbekler ve Türkmenler arasında ticari ve kültürel etkileşimi güçlendirdi.

Marksist-Leninist çizgideki Afganistan Halk Demokratik Partisi (حزب دموکراتیک خلق افغانستان) (PDPA) Ocak 1965 tarihinde Kabil’de Nur Muhammed Tereki’nin (نورمحمد تره‌کی) evinde düzenlenen bir toplantıyla kuruldu. Parti 1967’de iki ana fraksiyona bölündü: Tereki önderliğindeki radikal/kırsal tabanlı Halk (Khalq, خلق) grubu ile Babrak Karmal (ببرک کارمل) (1929 - 1996) önderliğindeki ılımlı/şehirli tabanlı Bayrak (Perçem/Parcham, پرچم ) grubu. 

1968’de Minhacuddin Gahez (منهاج الدين گهيز) 1932-1972) , Peştuca “şafak” anlamına gelen Gahez adlı haftalık bir gazete kurdu. Gazete, komünist ideolojiye ve SSCB’nin etkisine karşıydı. Gahez, 7 Eylül 1972’de Kabil’deki evinde suikasta uğradı.

Kabil Üniversitesi öğrencileri 1969’da Müslüman Gençlik (Cevânân-i Musulmân) Örgütü’nü kurdu. Liderleri Abdurrahim Niyazi (عبدالرحیم نیازی), 1970’te lösemiden vefat etti. Öğrencilerin çoğu Sünni olsa da aralarında Şii üyeler de bulunmaktaydı.

Komünist yayınlarda Hz. Peygamber’e hakaret edilmesi üzerine 24 Mayıs 1970’te Kabil’in merkezindeki Pul-i Khishti Camii’nde (مسجد پل خشتی) ulema tarafından büyük bir protesto düzenlendi. Göstericiler komünist faaliyetlerin yasaklanmasını talep etti. Kral Zahir Şah  (1933-1973) ve Başbakan Nur Ahmed İ'timâdî hükümeti, komünist muhalefeti dengelemek için protestoyu başlangıçta destekledi. Ancak gösteriler, Muhammed Ataullah Feyzani (عطاالله فیضانی) liderliğinde hükümete karşı bir eleştiriye dönüştü. Sundukları 22 maddelik öneri ile modernleşme adı altında İslami değerlerle çatışan sosyal reformların durdurulmasını istediler. Cuma hutbelerinden kralın adını çıkardılar. Bunun üzerine Kraliyet Afgan Ordusu müdahale ederek gösterileri dağıttı.

Müslüman Gençlik liderlerinden Abdurrahim Niyazi ve Mevlevi Habiburrahman protestoya dolaylı olarak dahil olsa da, çoğu üye medrese eğitimi eksikliği nedeniyle dışlandı. Bu durum, üniversite ve lise öğrencileri ile medrese eğitimi almış mollalar ve din adamları arasındaki ayrımı ortaya çıkardı. Müslüman Gençlik üyeleri, cami protestosunun başarısızlığını dışarıdan gözlemledi. Gösterilerin resmi amacından sapması üzerine hükümetin sert tavır alması, rejimin güvenilmez olduğunu kanıtladı. Haftalarca hükümetin yanıtını bekleyen mollaların müdahale anında bir eylem planları yoktu; süreç, mollaların otobüslere binip evlerine dönmesiyle sonuçlandı.

1971’de hükümet, ülke genelindeki cami ve türbelerin mali kontrolünü tek bir merkezde toplamayı amaçlayan “Riaset-ı Hac ve Vakıflar” kurumunu kurdu. Bu kurum, dini yapıların mali yönetimini üstlenmenin yanı sıra yeni camiler inşa etmeyi, imam ve müezzin atamaları ile maaşlarını ödemeyi hedefliyordu. Pul-i Khishti gösterileri sırasında yaşlı din adamlarının yaşadığı aşağılanmaya tanık olan Müslüman öğrenci liderleri, aynı kaderi paylaşmamaya kararlıydı.

Mayıs 1972’de Kabil Üniversitesi’nde İslam ekonomisini küçümseyen bir profesöre karşı protestolar başladı. Hükümet Hikmetyar dahil birçok lideri tutuklayıp sonra serbest bıraktı.

Burhaneddin Rabbani (1940-2011) , Tacik asıllıdır. Kabil’deki Ebu Hanife Medresesi’ni bitirdi. 1960’ta Kabil Üniversitesi İslam Hukuku Fakültesi’ne girdi, 1963’te mezun olup öğretim üyesi oldu. 1966’da Kahire’de Ezher’de yüksek lisans yaptı, İhvan-ı Müslimin’den etkilendi. 1968’de dönüp Seyyid Kutub’un eserlerini Farsçaya çevirdi. 1972’de Afganistan Cemiyyet-i İslâmî liderliğine seçildi. Bu gruba Ahmed Şah Mesud ve Gülbeddin Hikmetyar da dahildi.

Kral Zahir Şah Roma’dayken, kuzeni ve eski başbakan Muhammed Davud Han, 17 Temmuz 1973’te monarşiyi yıkarak cumhuriyeti ilan etti. İlk yıllarda komünist unsurlarla işbirliği yaptı.

1974’ten itibaren Davud Han İslamcıları tutuklamaya başladı. Gulam Muhammed Niyazi tutuklandı. Burhaneddin Rabbani, Kabil Üniversitesi’nde öğrencilerinin yardımıyla kaçarak Pakistan’a gitti.

Ağustos 1975’te Müslüman Gençlik üyeleri Pençşir, Surh Rud, Paktia, Laghman ve Logar’da hükümet tesislerine silahlı saldırılar düzenledi. Plan, ülke çapında ayaklanma ve Kabil’de askeri darbe tetiklemekti ancak destek bulamadı. Başarısızlık hareketi zayıflattı; Pakistan’a geçenler Mevdudî’nin Cemaat-i İslami’si ve Cemaat-i Ulema-i İslam ile temas kurdu. 

Deoband geleneğinin siyasi temsilcisi olarak ortaya çıkan Cemaat-i Ulema-i Hind'den (JUH) ayrılan Şebbir Ahmed Osmani ve arkadaşları tarafından 1945 yılında Cemaat-i Ulema-i İslam (JUI) kurulmuştur.  JUH  Hindistan'ın bölünmesine karşı çıkıp Kongre Partisi ile hareket etmiş, Şebbir Ahmed Osmani ve arkadaşları Muhammed Ali Cinnah liderliğindeki Pakistan fikrini ve Müslüman Birliği'ni (Muslim League) desteklemesidir. Şebbir Ahmed Osmani, Pakistan'ın kuruluşundan sonra da ülkenin ilk anayasal ilkelerinin (Objectives Resolution) hazırlanmasında kilit bir rol oynamıştır. Bugün bu hareket, Pakistan siyasetinde JUI-F (Fazlurrahman grubu) gibi farklı kanatlarla varlığını sürdürmektedir.

1975’te Gülbeddin Hikmetyar, Burhaneddin Rabbani liderliğindeki Cemiyyet-i İslâmî’den ayrılarak kendi liderliğinde daha merkeziyetçi ve militan bir yapı olan Hizb-i İslami’yi kurdu.

27-28 Nisan 1978’de gerçekleşen Sevr Devrimi (Nisan Devrimi) ile komünist PDPA, Davud Han ve ailesini öldürerek iktidarı ele geçirdi ve Afganistan Demokratik Cumhuriyeti’ni kurdu. Bu süreçte Gulam Muhammed Niyazi, 1979 yılında hapishanede şehit edildi.

Pakistan'a sığınan din âlimleri, Hikmetyar ile Rabbani arasındaki rekabeti bitirerek direnişi birleştirmeye çalıştı. Mevlevi Muhammed Nebi Muhammedi (1920-2002), saygın bir din adamıydı. 1969'da Logar milletvekili olarak girdiği parlamentoda Babrak Karmal ile sert bir tartışma yaşamış ve onun hastanelik olmasına yol açmıştı. Devrimden sonra kardeşi Molla Can öldürülünce Nebi, Pakistan’ın Kuetta şehrine göç etti.

Eylül 1978 başlarında, Afganistan İslam Devrimci Hareketi (Harakat-i İnkılab-ı İslami-yi Afganistan) adıyla yeni bir ittifak kuruldu ve liderliğine Nebi seçildi. Hizb-i İslami ve Cemiyet-i İslami üyeleri, Peşaver'deki toplantıda Nebi'ye biat etti. Bu ittifaktan memnun olmayanlar da vardı. Dört ay sonra sonra ittifaktan ayrılanlar oldu. Kandahar'daki subayların planladığı gizli bir ayaklanma pılanı sızması sonucu hükümet subayları yakaladı ve ayaklanmaya katılanlar büyük ölçüde tasfiye edildi. Nebi, Kandahar olayıyla bir ilgisi olmadığını savunarak Hikmetyar ve Rabbani’yi kendi arkasından iş çevirmekle suçladı.

Sıbgatullah Müceddidî (صبغت‌ الله مجددی) (1926-2019), Nakşibendi-Müceddidî tarikatının kurucusu İmâm-ı Rabbânî’nin  (ö. 1034/1624) torunudur. Ezher’de İslam hukuku eğitimi aldıktan sonra 1952’de Afganistan’a dönerek liselerde ve Kabil Üniversitesi’nde ders verdi. 1959 yılında dönemin Sovyetler Birliği Başbakanı Nikita Kruşçev’e yönelik bir suikast girişimi planlamakla suçlandı ve 1964’e kadar yargılanmaksızın hapsedildi. Müceddidî’nin sol görüşlü kardeşi Rahmetullah Müceddidî planı öğrenip komünist gruba iletmiş, böylece olay hükümete ihbar edilmiştir. Sovyet işgaline karşı silahlı direniş çağrısı yapmış ve Afgan Ulusal Kurtuluş Cephesi'ni (Cebh-i Nejat-i Milli) kurmuştur. 

Sıbgatullah Müceddidi Peşaver'e geldiğinde Nebi’nin hareketine katılmayı reddederek Afgan Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni (Cebhe-i Necat-ı Milli) kurdu. Rabbani de bu cebheye katıldı. Kısa süre sonra Hikmetyar da ittifaktan ayrılarak Hizb-i İslami'yi yeniden kurdu. Hikmetyar ve Rabbânî ayrıldıktan sonra Nebi, ulemanın teşvikiyle Harakat'ı bir ulema partisi olarak yaşatmaya karar verdi. Parti, Pakistanlı etkili din adamlarından maddi destek aldı.

Abdülkadir Geylani'nin neslinden olan Ahmed Geylani (1932-2017) Afganistan'daki Kadiri tarikatının lideriydi. 1979'da kurduğu Mehaz-ı Milli İslami (Afganistan Ulusal İslami Cephesi) ile Sovyet işgaline karşı savaşan en önemli mutasavvıf mücahit liderlerinden biridir. Peştun tabanlı geleneksel dini yapıyı temsil eden ılımlı bir duruş sergilemiştir. Müceddidi ile birlikte mücahit direnişinin tasavvuf kanadını oluşturmuştur. Sürgündeki kral Zahir Şah ile görüşüyorlardı. Ahmed Geylani, 2001 sonrası dönemde de Taliban ile hükümet arasında köprü kurmaya çalışmıştır.

Mevlevi Yunus Halis (1919-2006), kendi grubunu oluşturarak yeni bir Hizb-i İslami kurdu. Hikmetyar da ittifaktan ayrılarak kendi partisini aynı isimle yeniden yapılandırdı. Böylece direniş sahasında liderlerinin isimleriyle ayırt edilen iki ayrı yapı ortaya çıktı: Hizb-i İslami (Hikmetyar) ve Hizb-i İslami (Halis). Yunus Halis gibi geleneksel medrese eğitimi almış liderler, devlet okullarından gelen Hikmetyar ve çevresini küçümseyerek “mektepliler” (maktabiyân) diye adlandırıyordu. Halis bir devlet bakanlığında görev yapmış, Nebi ise kralın egemenliğini tanıyan bir parlamento üyesi olarak sistemin içinde yer almıştı.

Mevlevi Yunus Halis liderliğindeki grubun en etkili saha komutanı olan Celaleddin Hakkani (1939-2018), Paktia vilayetinde geniş bir üs ağına sahipti. Hakkani, Pakistan'daki ünlü Daru'l-Ulum Hakkaniye Medresesi'nde eğitim almıştı.

Semerkant ve Buhara'da bulunan medreseler Afgan ulemasının istifade ettiği merkezlerden olmuştur. Ancak Maveraünnehir bölgesinin Rus işgaline maruz kalması bu kadim ilim merkezleri ile Afganistan arasındaki bağı koparmıştır. On dokuzuncu yüzyıldan itibaren Afgan uleması, Daru'l-Ulum-i Deobend'e ait medreselere yönelmiştir. Afganlılar Hindistan'da ya da 1948'den beri Pakistan' da bulunan Deabendi medreselerine gitmektedir. Deobend ve benzeri medrese mezunlan Afganistan'a dönüşlerinde genellikle kendi medreselerini tesis etmektedirler. Taliban hareketi, Deoband ekolünün müfredatına dayanmaktadır. Pakistan’daki Hakkaniye gibi medreseler, bu ekolün Afganistan üzerinde etkisi yüksek ana merkezler haline gelmiştir.

Afganistan Şiilerinin dini lideri olarak kabul edilen Ayetullah Asıf Muhsini (1935 - 2019) de 1979 yılında Hareket-i İslami örgütünü kurmuştur. Muhsini, 2007 yılında Kabil'de Hatemü'n-Nebiyyin adında medrese açmıştır.

Müceddidi liderliğindeki Cebhe-i Necat-ı Milli partisinin ülke genelinde planladığı ayaklanma  için gönderilen mektupların zamanından önce ulaştırılması nedeniyle vaktinden önce başladı. Ülkenin batısında yer alan tarihi öneme sahip Herat'ta halk erken ayaklandı. Celalabad, Kunar, Nuristan ve Kabil'de küçük çaplı olaylar çıktı. Herat'ta 15-20 Mart 1979'da halk ayaklandı (24 Hut Ayaklanması). Sovyet danışmanlar öldürüldü. Afgan pilotlar kendi halkını bombalamayı reddetti. Bunun üzerine Sovyetler Birliği, komşu Tacikistan üzerinden havalanan uçaklarla şehri ağır bombardımana tuttu. Komünist rejim ordusu kara harekatı yaparak isyanı kanlı bir şekilde bastırmıştır. Ayaklanma sonucunda çok sayıda sivil hayatını kaybetmiş (tahminler 5.000 ile 25.000 arasında), şehir harabeye dönmüştür. Müceddidi, ayaklanmanın kendi planına ihanet sonucu çıktığını iddia etti; Rabbani ise suçlamaları reddetti. Bu başarısızlık sonucunda Cebhe-i Necat büyük ölçüde itibar kaybetti.

14 Eylül 1979’da Başbakan Hafizullah Emin, Nur Muhammed Tereki’yi devirerek cumhurbaşkanı oldu. Emin’in milliyetçi görüşleri ve ABD-Pakistan ile ilişkileri iyileştirme çabaları üzerine Sovyetler Birliği, 24 Aralık 1979’da Afganistan’ı işgal etti. Emin öldürüldü. Yerine Perçem lideri Babrak Karmal (1929-1996) getirildi; Karmal 1986’ya kadar cumhurbaşkanlığı yaptı. Karmal, Afganistan’ı SSCB’nin 16. cumhuriyeti yapmak istediğini söylerdi.

Sovyetler SSCB, Afganistan'daki komünist hükümeti desteklemek amacıyla 24 Aralık 1979'da ülkeye girmeye başladı. Resmi olarak kapsamlı işgal 27 Aralık'ta, Leonid Brejnev'in talimatıyla gerçekleşti. Mihail Gorbaçov liderliğindeki SSCB,  14 Nisan 1988'de imzalanan Cenevre Anlaşması uyarınca Afganistan'dan çekilme kararı aldı. Son Sovyet askerleri 15 Şubat 1989'da Dostluk Köprüsü'nden geçerek Afganistan'dan çekildi.

Abdurrasul Seyyâf, Kabil Üniversitesi İslam Hukuku Fakültesi'nde öğretim üyesiydi.  Seyyâf da Kahire'deki el-Ezher Üniversitesi'nde eğitim görmüş ve burada Müslüman Kardeşler üyeleriyle de ilişki kurmuştu. Afganistan'da 1972'de Cemiyyet-i İslami içerisinde Rabbani'nin yardımcısı (muavin) olarak seçildi. Seyyâf daha sonra Davud'un darbesinden sonra tutuklandı. Sovyet işgaliyle iktidara gelen Babrak Karmal'ın kısa süre sonra ilan ettiği genel af kapsamında Kabil'deki hapishaneden serbest bırakıldıktan sonra 1980'de Peşaver'e gitti. Seyyâf'ın önderliğinde, Afganistan'ın Özgürlüğü için İslam Birliği (İttihad-i İslami bera-yi Azadi-yi Afghanistan) kuruldu. ve yeni liderin ilk sorumluluklarından biri, Suudi Arabistan'ın Taif kentinde düzenlenen bir İslam konferansında Afgan mücahitlerini temsil etti. Seyyâf'ın güçlü yönlerinden biri, Arapçaya olan akıcı hakimiyetiydi. Afgan cihadını finanse etmek isteyen Arapların gözünde diğer Afgan liderlerinin önüne geçti. Seyyâf'ın partisi, neredeyse hiç savaş cephesi olmayan ancak çok miktarda parası olan yedinci grup oldu. Seyyâf artık Arap Vahhabiler ile bağlantılı olarak adını değiştirmeye razıydı. Seyyâf'ın artık Abdurrasul (Peygamberin kulu) Seyyâf olarak değil, Abdurrab (Rab olan Allah'ın kulu) Rasul Seyyâf olarak adını değiştirmişti.

Afganlar genel olarak Araplara karşı büyük bir sevgi beslemiyorlardı. Çoğunlukla Araplar,  Afgan geleneklerine duyarsız olarak algılanıyordu. Arapların çoğu Afganistan'da savaşmış olsa da, büyük ölçüde davetsiz misafirlerdi. Afganlar bu insanlardan savaşlarına katılmalarını istememişlerdi. Kendi sebepleriyle geldiler, oradayken çoğunlukla kendi hallerinde kaldılar ve ayrıldıktan sonra kendi projeleriyle ilgilendiler. Afganistan'daki savaşın hikayesi, küresel bir süper gücü yenme ve devirmeye yardımcı olma gibi muazzam bir başarıya rağmen, bir başarı hikayesi değildir.

 

Peşaver'deki Afgan siyasi faaliyetlerinin genel denetiminden sorumlu olan Pakistan Hükümeti Afgan Mülteciler Komiseri Şeyh Abdullah yalnızca yedi İslami partinin faaliyetlerine devam etmesine izin verileceğini açıkladı. Peşaver Yedilisi:

1. Cemiyet-i İslami (جمعیت اسلامی) Burhaneddin Rabbani (برهان الدين رباني): Temelleri 1970'lerin başında Kabil'de atılmış, 1972-1973 yıllarında resmi bir siyasi kimlik kazanmıştır.

2. Hizb-i İslami (حزب اسلامی) Gulbeddin Hikmetyar (گلبدین حکمتیار) 1975 yılında, Müslüman Gençlik hareketinden ayrılan Hikmetyar tarafından kurulmuştur.

3. Hareket-ı İnkılab-ı İslami (حرکت انقلاب اسلامی) Mevlevi Muhammed Nebi Muhammedi (محمد نبي محمدي) 1978 yılında, Sevr Devrimi (Nisan 1978) sonrası tüm grupları birleştirmek amacıyla kurulmuş, ancak zamanla Nebi'nin partisine dönüşmüştür.

4. Hizb-i İslami - Halis Grubu (حزب اسلامی خالص) Mevlevi Yunus Halis (یونس خالص) 1979 yılında kurulmuştur.

5. Mahaz-ı Milli-yi İslami (محاذ ملی اسلامی) Seyyid Ahmed Geylani (سید احمد گیلانی) 1979 başında kurulan bu grup, tasavvufi kökenleri ve gelenekçi yapısıyla öne çıkmıştır.

6. Cebhe-i Milli-yi Necat (جبهه ملی نجات) Sibgatullah Müceddidi (صبغت‌ الله مجددی) 1979 yılında kurulan bu grup, tasavvufi kökenleri ve gelenekçi yapısıyla öne çıkmıştır.

7. İttihad-ı İslami (اتحاد اسلامی) Abdülresul Seyyâf (عبد رب الرسول سياف) 1980 yılında (tam adıyla İttihad-ı İslami bera-yi Azadi-yi Afganistan), başlangıçta tüm grupları birleştirmek amacıyla kurulmuş, ancak zamanla Seyyâf'ın kendi partisine dönüşmüştür. 



Geylani ve Müceddidî'nin  bir mürit tabanı cardı. Hikmetyar'ın yoktu. Nebi ve Halis'in üzerine inşa edebileceği bir din adamları ağı veya İslam metinlerinin insanlara yorumlanmasında sahip oldukları türden yerleşik bir konum ve rolü cardı. Hikmetyar'ın yoktu. Rabbani'nin Peştun olmayanlarla sahip olduğu türden doğal bir seçmen kitlesi vardı. Seyyâf'ın davasına insanları çekmek için elinde bulunan dış mali kaynaklara sahipti. Hikmetyar'ın  elinde partinin kendisi ve liderleri gibi dönüştürmeyi amaçladıkları toplumdan uzaklaşmış genç mekteblilerin sadakati vardı. Hikmatyar, partisinin tabanını genişletebilecek ittifaklar kurmaya çalışmak yerine, rakiplerini zayıflatmaya çalıştı ve savaşın büyük bir bölümünde asıl meşguliyeti Kabil'deki rejimi yenmek veya Sovyetleri geri çekilmeye zorlamak değil, mücahitlerin zaferinden sonra ruplar arasında oynanacak olan nihai oyunu kazanmak için kendini konumlandırmaktı. 

Bir grup din adamı, Peşaver'deki Mahabat Han Camii'nde toplanarak kalıcı bir ittifak kurulana kadar camiyi terk etmeyeceklerini ilan etti. Liderler birlikte çalışmayı kabul etti ve kurulan bu yeni birliğe Afganistan Mücahitleri İslam Birliği (İttihâd-i İslâmi Mücahidin Afganistan) adı verildi. İttifakın kuruluş anlaşmaları 14 Ağustos 1981'de imzalandı. Ancak Seyyâf ve Hikmetyar, yürütme şurasındaki oy güçlerini artırmak amacıyla, Nebi’nin yardımcısı Mansur’u Hareket'ten ayrılıp kendi grubunu kurmaya ikna ettiler. Aynı dönemde Müceddidi ve Nebi,   cephede askeri gücünün zayıf olması ve halk desteğinin azlığı nedeniyle Seyyâf’ın tam yetkili bir lider olarak birliğer katılmasına karşı çıktılar. Geylani, Müceddidi ve Nebi ittifaktan ayrılarak aynı isimle (Afganistan Mücahitleri İslam Birliği) farklı bir oluşum kurdular. Bu kopuş, Afgan direnişinin uzun süre devam edecek olan iki ana kanada bölünmesine yol açtı. 

Bahauddin Majrooh (1928–1988), Peşaver'de 1982'de kurduğu Afgan Enformasyon Merkezi (Afghan Information Center - AIC) aracılığıyla aylık İngilizce bültenler yayımlayarak Sovyet-Afgan Savaşı sırasında bilgi sağlayan en önemli kaynaklardan biriydi.

Filistin kökenli Abdullah Azzam (1941-1989) Ürdün Üniversitesi'ndeki görevine son verilmesinin ardından önce Suudi Arabistan'a gidip, 1981 yılında Pakistan'a yerleşerek İslamabad'daki Uluslararası İslam Üniversitesi'nde ders vermeye başladı. Afganistan'daki Sovyet işgaline karşı mücadeleye odaklanan Azzam, 1984 yılında Peşaver'e taşındı ve Usame bin Ladin ile birlikte "Mücahidlere Hizmet Ofisi"ni (Maktebü'l-hidemât) kurdu. Savaşa katılmayı dünya çapındaki tüm Müslümanların kişisel görevi (farz-ı ayn) olarak tanımladı. 




Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Suudi Arabistan'ın mali desteğiyle Sovyet yapımı silahlar satın alındı ve bunlar Pakistan aracılığıyla mücahitlere dağıtıldı. Sovyet yapımı silahların tercih edilmesi, çatışmaya yönelik dış müdahalenin inkar edilmesini mümkün kıldı. CIA'in 1979-1989 yılları arasında Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgaline karşı Afgan mücahitlerini silahlandırmak, eğitmek ve finanse etmek amacıyla yürüttüğü faaliyetlere Siklon Operasyonu (Operation Cyclone) denilir. ABD, bu operasyonu Pakistan istihbarat servisi (ISI) ile yürütmüş ve Suudi Arabistan'dan destek almıştır. Dönemin ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski, Afgan direnişini destekleyerek Sovyetleri bitmek bilmeyen ve maliyetli bir savaşa çekmeyi "altın bir fırsat" olarak görmüştür.

Savaşın insani bedeli ve can kayıpları tamamen Afgan halkı tarafından ödenmiş; stratejik kazanımlar ise büyük ölçüde dış güçlerin yararına olmuştur. 1979-1989 yılları arasındaki savaşta 1 ila 2 milyon arasında Afgan sivil ve mücahidin şehid olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca 5 milyondan fazla Afgan mülteci durumuna düşmüş ve ülke altyapısı tamamen çökmüştür. Bu süreç ve ardından gelen iç savaşlar, Taliban hareketinin yükselişine zemin hazırlamıştır.

1980'lerde Nebraska Üniversitesi'nde Pakistan'daki mülteci kamplarındaki Afgan çocukları için ders kitapları hazırlandı. 1984'ten 1994'e kadar, Sovyetler Birliği'ne karşı Afgan cihadı sırasında, Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID), Afgan çocukları için ders kitapları hazırlamak üzere Nebraska-Omaha Üniversitesi'ne 51 milyon dolarlık bir hibe verdi. "Cihad Okuryazarlığının Alfabesi" gibi ders kitapları, Sovyetler Birliği'ne karşı cihad şeklinde şiddeti teşvik etmeyi amaçlıyordu. "Cihad Okuryazarlığının Alfabesi"ndeki T harfi için verilen derste, Peştuca'da silah anlamına gelen "topak" kelimesi yer alıyor. 

1985 yılında mücahitlere ABD ve İngiliz yapımı son teknoloji silahlar verilmesi kararı verildi. Cemiyyet-i İslâmî'nin askeri lideri, Pençşir Aslanı olarak bilinen Ahmed Şah Mesud, Kızıl Ordu'nun Pençşir'e yönelik ilerleyişini defalarca püskürttü.

Sovyetleri kovma hedefi tamamlandığında, Mücahitlerin 'stratejik bir terk edilmişlik' evresine itilmesi, 1990’lardaki kanlı iç savaşa ve nihayetinde Taliban’ın yükselişine zemin hazırladı. Bu sürecin en kritik kırılma noktalarından biri, 10 Nisan 1988’de Pakistan’daki Ojhri Kampı’nda yaşanan büyük patlamadır.

Afgan mücahitleri için mühimmat deposu olarak kullanılan Pakistan'daki Ojhri Kampı'nda, 10 Nisan 1988 günü saat 10:30 sularında büyük bir patlama meydana geldi. Patlamanın şiddetiyle çevreye yayılan mühimmat, Rawalpindi ve İslamabad'da çok sayıda sivilin ölümüne yol açtı. Bu olay, Sovyet birliklerinin çekilme sürecini belirleyen Cenevre Anlaşmaları'nın imzalanmasından sadece dört gün önce gerçekleşti. Sovyetler Birliği'nin çekilme sırasında büyük bir pusuya düşmeden bölgeden ayrılmasına zemin hazırladı. Patlama neticesinde silah rezervleri büyük ölçüde yok olan mücahitlerin, Sovyetlerin çekilmesiyle oluşacak güç boşluğunu doldurma yeteneğini engelledi. Pakistan devlet başkanı Ziyâülhak (1977-1988), olayla ilgili bir soruşturma başlatmak isteyen Başbakan Muhammed Han Cüneco'yu (1985-1988) 29 Mayıs 1988'de görevden aldı. Ziyâülhak, bu olaydan kısa bir süre sonra, 17 Ağustos 1988'de içinde bulunduğu uçağın şüpheli bir şekilde düşmesi sonucu öldü. Yeni devlet başkanı Gulam İshak Han (1988-1993) Ziyâülhak döneminin bir bürokratıydı ve onun Afganistan politikasını devam ettirdi.

Sovyet güçlerinin çekilmesiyle Peşaver partilerine sağlanan mali yardımın azalması ve yerel cephelere verilen desteğin de düşmesi sonucu Afganistan'da eşkıyalık arttı.  Birçok komutan ihtiyaç duydukları kaynakları sağlamak için halka yöneldi. Sovyet güçlerinin çekilmesinden sonraki dönem, silahlı adamlar dönemi (topakeyano daurai) olarak anılmaya başlandı. Bu isimlendirme, insanların gözünde bir zamanlar saygı duyulan mücahitlerin sadece kendi bencil amaçlarına odaklanmış silahlı adamlara dönüştüğünü ifade ediyordu. İşgale karşı savaşırken mücahit denilen gruplar, yabancı güçler çekilince birbirleriyle güç kavgasına tutuştular. 1992-1996 yılları arasındaki bu dönemde, yol kesme ve haraç gibi uygulamalar, halkın gözündeki imajı yerle bir etti.

Abdürreşid Dostum ve liderliğindeki Özbek milis gücü Cunbiş-i Milli (جنبش ملی اسلامی افغانستان) 1992 yılı başlarında Necibullah hükümetine olan desteğini çekmiştir.  Dostum, Necibullah'ın özellikle kuzeydeki (Mezar-ı Şerif) Özbek milislerini pasifize etme ve Peştun komutanları atama çabalarına karşı çıkarak, Tacik komutan Ahmed Şah Mesud ile ittifak kurmuştur.

Necibullah'ın 16 Nisan 1992'deki istifa edip Kabil'deki BM Temsilciliği'ne sığınmasının ardından Ahmed Şah Mesud  Kabil'deki Perçem liderleri ve Raşid Dostam  arasında yapılan bir anlaşma, Mesud'un Kabil'i kansız bir şekilde ele geçirmesini sağladı. 29 Nisan 1992 tarihinde, Burhaneddin Rabbani ve Ahmed Şah Mesud liderliğindeki mücahit gruplar Kabil'e girerek komünist Necibullah rejimine son vermiş ve Afganistan İslam Devleti'nin kurulduğunu ilan etmişlerdir. Sibgatullah Müceddidi yeni İslami hükümetin başkanlığını üstlendi ve hizib liderleri, başkanlık ve bakanlık görevlerinin düzenli olarak aralarında dönüşümlü olarak paylaşılması konusunda anlaştılar.

Ahmed Şah Mesud ve Burhaneddin Rabbani önderliğindeki Cemiyet-i İslami, Kabil'in merkezini ve stratejik noktalarını kontrol ediyordu. Raşid Dostum'un kuzeyden gelen Cumbuş-i Milli milisleri, havaalanı gibi kritik lojistik noktaları tuttu. Şii AbdulAli Mezari  (Baba Mezari) tarafından 1989 yılında kurulan Hizb-i Vahdet-i İslami (İslam Birliği Partisi), 1992-1996 Afganistan İç Savaşı sırasında Kabil'in batı bölgelerini (Hazara ağırlıklı bölgeler) kontrol ederek, Şii Hazara azınlığın haklarını savunan güç oldu. Hükümet dışında kalan Gülbeddin Hikmetyar (Hizb-i İslami), şehri dışarıdan roket ile vurmaya başladı.

Kurulan Afganistan İslam Cumhuriyeti'ne, 24 Nisan 1992 tarihinde imzalanan Peşaver Anlaşması uyarınca  Sıbgatullah Müceddidî, 28 Nisan 1992'de Afganistan İslam Cumhuriyeti'nin ilk başkanı oldu. Müceddidî, iki aylık görev süresini tamamlayarak 28 Haziran 1992'de makamını Burhâneddin Rabbânî'ye devretti. Gülbeddin Hikmetyar liderliğindeki Hizb-i İslami, hükümeti tanımayarak Çaryasab'daki (Charasyab) üslerinden şehre füze saldırıları başlattı. 11 Şubat 1993'te Ahmed Şah Mesud, Kabil'in batısındaki Hazara (Hizb-i Vahdet) etkisini kırmak için Seyyaf'ın milisleriyle ittifak kurdu. Çatışmaları dindirmek amacıyla 20 Mayıs 1993 tarihinde Celalabad Anlaşması imzalandı. Hikmetyar, 17 Haziran 1993'te Başbakanlık görevine başladı ancak güven duymadığı için Kabil dışındaki karargahında kalmaya devam etti.

Ocak 1994'te Hikmetyar (Peştun) ve General Dostum (Özbek), Rabbani ve Mesud'u devirmek için birleşerek Kabil'i kuşattı. Bu ittifak, şehri harabeye çevirdi. 

14 Şubat 1995'te Taliban, Hikmetyar'ı Çaryasab'daki ana üssünden çıkararak onu önce Surubi'ye, ardından İran'a gitmeye zorladı.

 Taliban'ın Kabil'e yaklaşması, Rabbânî ve Hikmetyar'ı tekrar bir araya getirdi. Mayıs 1996'da imzalanan Mahipar Anlaşması ile Hikmetyar, 26 Haziran 1996'da tekrar Başbakan oldu. Fakat bu ittifak Taliban'ı durdurmaya yetmedi. 

27 Eylül 1996'da Taliban Kabil'e girdi. Necibullah BM yerleşkesinden çıkarılarak asıldı. ; eski lider Necibullah'ı asarak idam etti. Hikmetyar İran'a, Dostum Türkiye ve Özbekistan'a kaçtı.

Ahmed Şah Mesud, Pençşir Vadisi'ne çekilerek Taliban karşıtı güçleri Kuzey İttifakı (Afganistan'ın Kurtuluşu için Birleşik İslam Cephesi) çatısı altında toplamıştır. 2000 yılına gelindiğinde Mesud liderliğindeki Kuzey İttifakı, ülkenin sadece %5-10'luk bir kısmını kontrol edebiliyordu. 9 Eylül 2001 tarihinde,  suikasta uğramıştır. Suikasttan iki gün sonra gerçekleşen 11 Eylül saldırılarının ardından ABD ve NATO güçleri Afganistan'ı işgal etmiş, Kuzey İttifakı ile iş birliği yaparak Taliban rejimini devirmiştir.

Özbek General Raşid Dostum'un güçleri (Kuzey İttifakı), ABD özel kuvvetlerinin havadan desteğiyle Mezar-ı Şerif'i aldıktan sonra, Kunduz'un düşmesinden sonra General Raşid Dostum'un Özbek güçlerine teslim olan binlerce Taliban savaşçısı, Şibirgan Cezaevi'ne nakledilmek üzere metal konteynerlere bindirildi. Nakliye sırasında havasızlık, susuzluk ve kalabalık nedeniyle yüzlerce esirin öldü ve Dasht-i-Leili çölünde toplu mezarlara gömüldü. Mezar-ı Şerif yakınlarındaki Qala-i-Janghi (Cenk Kalesi) kalesine getirilen esirler, 25 Kasım 2001'de isyan etti ve altı günde bastırabildi. General Dostum'un esirleri "gaz döküp yakmak", "konteynerlerde havasızlıktan ölümlerine sebep olmak" (Dasht-i-Leili katliamı) gibi acımasız yöntemlerle suçlandığı rapor edilmiştir. 

Taliban nesli Pakistan'daki mülteci kamplarında çeşitli geçmişlerden gelen insanlarla birlikte büyüdü ve birçoğu savaşta bir veya iki ebeveynini kaybetmiş yetimlerdi. Taliban'ın iktidara yükselişinin en dikkat çekici özelliklerinden biri, Kabil kuşatmasına kadar ne kadar az direnişle karşılaştıklarıydı.  Taliban'ın medreseden askeri harekete geçişindeki başarısı, öncelikle kendilerinden önce gelen yolsuzluktan kaynaklanmaktadır. Taliban'ın erken ve kolay başarılarının tamamının Peştun bölgelerinde gerçekleştiğini göz önünde bulundurmak gerekir. Taliban'ın lideri nadiren görülen ve nadiren duyulan Molla Ömer olsa da, kararların çoğu Kandahar'da bulunan bir İslam din adamları konseyinden geliyordu. Taliban'ın başarısının önemli bir nedeni tükenmişlikti. Taliban hareketi 1995'te ivme kazanmaya başladığında, güvenliği sağlama konusundaki ünleri yayıldı. Halk yeni liderliği kabul etmeye istekliydi. On yıllık Sovyet yönetimi ve eski mücahit komutanlarının yıllarca süren yağmacılığından sonra, temel güvenlik özlem duyulan bir lüks ve birçok kişinin destek vermesi için yeterli bir nedendi.

Peşaver, Afgan toplumunun geri kalanından kopuk, kendi içine kapalı bir dünya haline gelmişti.  Peşaver'i merkez edinen hizibler, Afgan tarihinin temel gerçeğiyle bağlarını kopardılar.

Sıbgatullah Müceddidî, 2003 yılındaki Loya Jirga (Büyük Meclis) başkanlığı sırasında, Taliban sonrası Afganistan'ın demokratik yapısının temelini oluşturan yeni anayasanın kabul edilmesinde dengeleyici bir figür olarak görev yapmıştır. Ardından 2005 yılında parlamentonun üst kanadı olan Meshrano Jirga (Senato) başkanlığına seçilerek ülkenin yasama sürecinde etkisini sürdürmüştür. 11 Şubat 2019 tarihinde Kâbil'de 95 yaşında vefat etmiştir. 

Burhâneddin Rabbânî 20 Eylül 2011'de Kâbil’deki evinde düzenlenen bir intihar saldırısıyla öldürüldü.

15 Ağustos 2021'de Taliban, ülkenin kontrolünü ele geçirdi. İslam Emirliği'ni yeniden kurduklarını;  Emiru'l-Müminin Hibetullah Ahundzade Afgan devletinin başı oldu. Taliban üyelerinden oluşan bir hükümetin ülkenin işlerini yürüteceğini duyurdu. İlk Emirlik döneminde (1996-2001), İslami Emirliği resmileştirecek bir anayasa taslağı hazırlamak üzere Kabil'de bir Ulema konseyi toplandı. 2005 yılında iktidardan düşürüldükten sonra, sürgündeki Taliban liderliğinin Ulema konseyi tarafından hazırlanan taslağı onayladı. 2021'de Emirliği yeniden kurarken Taliban, taslak anayasasını ülkenin anayasası olarak benimsemedi. Nisan 2022'de Taliban'ın geçici Baş Yargıcı Abdul Hakim Haqqani, "el-İmare el-İslamiyye ve Nizamuha" (İslam Emirliği ve Nizamı) adlı bir kitap yayınladı. Taliban'ın mevcut Emiri kitabı onayladı ve kitaba bir giriş yazdı. 

2004 Anayasası, Afganistan'da Şii Müslümanların önemli bir nüfusa sahip olmasına rağmen, hukuk alanında Şii fıkıhına, yani Caferi fıkıhına sınırlı bir rol tanıyan ilk Afgan anayasasıydı. Abdulhakim Hakkani, kitabında, İslam devletinin ortak mezhebine Hanefi fıkıhına uyması gerektiğini yazıyor. Taliban yargısı büyük ölçüde Osmanlı İmparatorluğu'nun temel kanunu Mecelle’ye (Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye) dayanmaktadır.