- Tâlibân طالبان
Abdulhay Mutmain (1974-2021)
Bu kitap Taliban aşıklarını mutlu etmeyeceği gibi ondan nefret edenleri de memnun etmeyecektir (s. 12).
Abdulhay Mutmain, Taliban, Çeviren: Mehdi Canpolat, Murabit Yayınları 2025
Kandahar'da Kültür Bakanlığı'nde görevdeydim.
11 Nisan 1998 tarihinde, Kandahar şehrinin kuzeyinde yer alan Miyanku bölgesinde, eski bir komünist istihbaratı (KhAD Khadamat-e Aetla'at-e Dawlati خدمات اطلاعات دولتی) mensubunun itirafı üzerine, istihbarat tarafından öldürülen bölge âlimlerine ait bir toplu mezar tespit edilmişti. Olay hakkında bir rapor hazırladım. Radyoda spiker yerine akşam haberlerini sundum. Eski Kandahar Valisi Rahmanî aracılığıyla BBC’den bana ulaşılmış ve toplu mezar hakkında demeç vermem talep edilmişti. Dışişleri Bakanı Ahmed Mütevekkil, yanında bulunan Molla Ömer’in BBC ile görüşmem yönündeki talimatını iletmişti. Bu gelişme, dört yıl sürecek sözcülük görevimin başlangıcını oluşturmuştu. Ulusal ve uluslararası meselelerde kamuoyunda Molla Ömer’i temsil ettim (s. 10).
Üç veya dört yaşındaydım.
27 Nisan 1978 tarihinde, kanlı bir askerî darbe (Sevr/Saur Devrimi) ile Davud Han’ı (1909–1978) öldürerek yönetimini (1973–1978) deviren komünist Halk Demokratik Partisi (PDPA) yönetimi (1978-1992) babamı götürmüştü. Onu bir daha göremedik. Giydiğim eskimiş elbiselerim bir yetim olduğumu gösteriyordu. Sakalsız, bıyıklı herkesi babamın katili gibi görmeye başlamıştım (s. 7).
Afgan komünisler durumu kontrol altına alamayınca Sovyet SSCB koministlerinden yardım istediler. Kızıl Ordu 24 Aralık 1979'da başlattığı ve 15 Şubat 1989'a kadar süren müdahaleyle Afganistan'ı cehenneme çevirdi.
[Pakistan’da Ziyâülhak döneminde (1977-1988) Afgan direnişine destek vermiş, Pakistan topraklarında çok sayıda Afganlı mültecinin yaşamasına imkân tanımıştır. İslamileştirme (Nizam-ı Mustafa) politikaları kapsamında, özellikle Daru’l-Ulûm Diyobend ekolüne bağlı medreseleri desteklemiştir.]
Bir gün kuru ekmek ve yeşil çaydan ibaret kahvaltı için oturduğumda tank sesleri ve çığlıklar duydum. Ben ve abim tarlalara doğru koşup kurumuş bir kanal içerisinde saklandık (s. 8).
Küçük yaşta dinî eğitim almak amacıyla Pakistan’a gittik. Din bize insanlığı öğretirken toplumumuzda buna rastlayamadık. Peşaver’de bazı cihad komutanlarının savaştan kazanç sağlayarak lüks bir yaşam sürdüklerine şahit olduk. Afganistan'da komünist rejiminin (Nur Muhammed Tereki 1978-1979, Hafîzullah Emin 1979, Babrak Karmal 1979-1986, Necibullah1986-1992) devrilmesinin ardından, savaşı kazanan eski mücahid grupların vahşetine tanık olduk. Medreseye başladıktan sonra bir gün bu vahşilere karşı silaha ihtiyaç duyacağımızı düşünmedik (s. 9).
Bizler Sovyetler Birliği'nin vahşi, Batı'nın ise insancıl olduğunu zannediyorduk. Batılıların evlerimizi bombalaması ve çocuklarımızı katletmesi bize çok garip gelmişti. Batı medyası ve Afgan sözcüler, işgalci Amerikalıların silahlarına övgüler diziyordu (s. 11).
Tâlibân kelimesi medreselerde dini eğitim alan öğrenci anlamındaki tâlib (ilim taleb eden) kelimesinin çoğuludur. Arapça talebe veya tullâb kelimeleri bu anlamdadır. Bu medreselerde ders veren müderris için molla, mevlevi ve mevlânâ isimlendirmeleri kullanılır. Afganistan'da Şiîler ahund kelimesini molla veya cami imamı anlamında kullanır. Peştuca ahund kelimesi yarım molla anlamında alçatma için kullanılır (s. 14).
https://web.archive.org/web/20010216181848/http://afghan-politics.org/Reference/Taliban/facts_about_taliban.htm
PDF Büyükkara, M. Ali, "Bir inanç ve imaj sorunu olarak İslam’ın ‘Taliban'cası’", Günümüz İnanç Problemleri, 2001, s. 277-287

Mehmet Ali Büyükkara, “Dışlamacı Müslümanlığın Orta Asya’daki İzdüşümleri: Selefilik Hareketi ve Taliban”, [M. S. Kafkasyalı (ed.), Orta Asya’da İslam, Ankara, 2012] içinde, III. cilt, s.1287-1324.
------------
Kendi dilinden Taliban
Afganistan ve Orta Asya Üzerine Olivier Roy
Orta Asya ve Afganistan'da Etnik ve İslami Kimlik Çatışması Olivier Roy
“Talebe Hareketi”nin Yükseltilişi ve Düşürülmesi [PDF]
http://www.impr.org.tr/wp-content/uploads/2013/12/Aral%C4%B1k-2013.pdf
Darul Uloom Jamia Haqqania Akora Khattak
دار العلوم حقانیہ
http://www.jamiahaqqania.edu.pk/
مولوی فضل الرحمان
مولوی سمیع الحق
شرعية حكومة طالبان في أفغانستان الشيخ حمود بن عقلاء الشعيبي
Written by His Excellency, the Sheikh, the Teacher Hammoud bin Uqlaa' Ash-Shuaibi
2nd Ramadan, 1421 Hijri/ 29 November 2000 Al-Qaseem
http://www.al-oglaa.com/?section=subject&SubjectID=180
Molla Muhammed Ömer (b. Gulâm Nebî b. Muhammed Resûl b. Bâz Muhammed), 1960 (1339 eş-Şemsî) yılında Kandehar’ın Hâkrez ilçesine bağlı Çah-ı Himmet köyünde doğmuştur. Ailesi, bölgede "Molla" unvanıyla tanınan ve nesillerdir dinî ilimlerle uğraşan saygın bir ailedir. Peştunların büyük Gılzay boy birliğine bağlı Hotak aşiretinin Tomzi koluna mensuptur. Bu aşiret, 1709'da Safevîlere baş kaldıran Hacı Mirveys Han Hotak gibi tarihe yön veren liderler yetiştirmiştir.
Molla Ömer doğumundan iki yıl sonra ailesiyle birlikte Hâkrez’den Dand ilçesinin Noday köyüne taşındı. Henüz beş yaşındayken babası Mevlânâ Gulâm Nebî’yi (1965) kaybetmiş; babası Kandehar'daki Taliban Kabristanı olarak bilinen mezarlığa defnedilmiştir. Babasının vefatının ardından aile, Uruzgan vilayetinin Dihravud ilçesine göç etmiştir. Burada Molla Muhammed Ömer, Mevlevî unvanını taşıyan amcaları Molla Muhammed Enver ve Molla Muhammed Cuma'nın himayesinde büyüdü.
Molla Ömer, sekiz yaşında Dihravud ilçesindeki Şehr-i Köhne bölgesinde bulunan ve amcası Molla Muhammed Cuma tarafından yönetilen bir medresede dinî eğitime başlamıştır. Bu medreseler, Güney Asya İslâm düşüncesinde önemli bir yere sahip olan Diyobend (Deoband) ekolüne bağlıydı. Diyobend ekolü, Hanefî mezhebine bağlılığı ve geleneksel medrese müfredatı (ders-ı nizâmî) ile bilinir. Molla Ömer, temel ve orta seviyedeki dinî eğitimini bu medresede tamamladıktan sonra on sekiz yaşında yüksek dinî eğitime başlamış, ancak 1978'deki Sevr Devrimi (Komünist darbe) ve akabinde 1979'da Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgali nedeniyle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalmıştır.
1978 darbesinin ardından komünist rejime ve 1979'da başlayan Sovyet işgaline karşı silahlı mücadeleye katılan Molla Ömer, henüz yirmili yaşlarının başındayken Hareket-i İnkılâb-ı İslâmî (İslâmî İnkılâb Hareketi) adlı cihad örgütü bünyesinde faaliyet göstermeye başlamıştır. Bu örgüt, dönemin yedi büyük mücahid grubundan biri olup Mevlânâ Muhammed Nebî Muhammedî (1920-2002) liderliğinde faaliyet yürütüyordu. İlk olarak Uruzgan’ın Dihravud ilçesinde Hareket-i İnkılâb-ı İslâmî (el-Hareketü’l-İslâmiyye li’l-İnkılâb) adlı cihad örgütü bünyesinde faaliyet gösterdi. Molla Ömer, Uruzgan'ın Dihravud ilçesinde çatışmalara katıldı, bölgedeki mücahidlerin takdirini kazandı ve komutan olarak öne çıktı.
1983 yılında arkadaşlarıyla birlikte Kandehar’ın Meyvend ilçesine geçti. Burada Hareket-i İnkılâb-ı İslâmî’nin komutanlarından Feyzullah Ahundzade liderliğinde Sovyet işgaline karşı savaştı. 1983-1991 yılları arasında Kandehar’ın Meyvend, Zeharî, Penjvâyî ve Dand ilçelerinde; ayrıca Zabul vilayetindeki Kâbil-Kandehar karayolu hattında çatışmalara katılmıştır. Bu süreçte dört kez yaralanmış, 1987’deki Pençvâyî çatışmasında sağ gözünü kaybetmiştir.
Sovyetler Birliği'nin 1989'da çekilmesi ve ardından 1992'de Muhammed Necibullah'ın komünist rejiminin çöküşünün ardından mücahid gruplar arasında iktidar mücadelesi başlamış, Afganistan, iç savaşa sürüklenmiştir. Afganistan'ın güneyinde yol kesen avaş ağaları halka zulmetmekteydi. Silahlı gruplar, Kandehear-Herat ana karayolunda yolcuları soymakta ve kadınlara tacizde bulunmaktaydı.
Molla Ömer, Kandehar'ın Meyvend ilçesine bağlı Gîşân (veya Nişân) köyünde, Hacı İbrahim Camii yanında bir medrese kurarak yarıda kalan dinî eğitimine devam etmiştir. Medresede hem ders vermiş hem de talebelik yapmıştır. Ancak bölgedeki yol kesmeler, soygunlar ve keyfi uygulamalara karşı harekete geçme kararı aldı. 15 Muharrem 1415 (24 Haziran 1994) tarihinde Pençvâyî ilçesinin Zangiabad bölgesinde din âlimleri toplanmıştır. Bu toplantıya, Kandehar mücahidlerinin komutanlarından Mevlânâ Said Muhammed (Pasanay Sahib) de katılmıştır. Toplantıda âlimler, Molla Ömer'e anarşiye karşı direnişe geçmesi çağrısında bulunmuş ve kendisine destek sözü vermişlerdir. Molla Ömer anarşiyle mücadele hareketini başlattı. Bu hareket, “Taliban” (Medrese öğrencileri) olarak anılmaya başlandı.
Rivayete göre, yerel bir savaş ağasının iki genç kızı kaçırıp bir askeri kampta alıkoyması üzerine köylüler Molla Ömer’den yardım ister. Molla Ömer, yaklaşık 50 talebesi ve 16 tüfekle harekete geçerek kampı basar. Savaş ağasını öldürdükten sonra, cesedini bir tankın namlusuna asar. Bölgedeki otorite boşluğundan bunalan halk arasında bu olay, Molla Ömer’in ününü hızla artırır.
Taliban 10 Ekim 1994'e Afganistan-Pakistan sınırına yakın bir konumdaki Boldak (Buldak) saldırısını başlattı. Buldak, o dönemde Hikmetyar'ın liderliğindeki Hizb-i İslami grubuna bağlı yerel komutan Ahtar Can (Akhtar Jan) tarafından kontrol ediliyordu. Buldak'ın alınması basında yer almış, Pakistan medreselerindeki öğrencilerin Taliban saflarına katılımını hızlandırmıştır. Taliban bölgede güvenliği sağlayarak, yerel tüccarların desteğini kazandı ve silah deposunu ele geçirerek mühimmat sağladı.
Taliban 3 Kasım 1994'te Kandahar’a girdi. Cemiyet-i İslami’nin komutanı Molla Nakibullah, şehri çatışmadan teslim etti. Tank ve ağır silahlarını devreden Nakibullah’ın Arghandab’daki kalesine çekilmesine izin verildi. Pakistan'ın desteklediği Hikmetyar, Taliban'a savaş açtı ancak komutanı Sır Katib mağlup oldu. Rabbani ve Seyyaf Taliban'a bir denge unsuru olarak olumlu bakıyordu. Taliban Hareket-i İnkılâb-ı İslâmî komutanı Gıfar Ahundzade ile anlaşma çaalarından sonuç alamayınca savaşarak Hilmend'i ele geçirdi. Sonra Zabul merkezine girdi. Uruzgan'da Molla Ömer'in nufuzu vardı. Ocak 1995'te Gazni savaşı başladı. 2 Şubat 1995'te Medan Verdek ele geçirildi.
Mart 1995'te Taliban Kâbil'e ulaşmıştı. Ancak Dönemin Savunma Bakanı Ahmed Şah Mesud, karşı taarruzlarla Taliban'ı Kâbil çevresinden geri püskürtmeyi başarmıştır. Taliban'ın o zamana kadar hep zaferle çıktığı çatışmalardan farklı olarak moralleri bozmuştur. Şii AbdulAli Mezari, Hizb-i Vahdet-i İslami örgütü lideri olarak Kabil'in batı bölgelerini kontrol etmiş ve Şii Hazara azınlığın haklarını savunan en güçlü figür haline gelmiştir. Taliban'ın Kabil'e yaklaştığı dönemde Ahmed Şah Mesud ve Seyyaf'a bağlı güçler Taliban Kâbil'e yaklaştığı dönemde Mezari'nin kontrol ettiği bölgeleri ele geçirmeye çalıştılar. Mezari 11 Mart'ta Kabil'den kaçmak isterken Taliban tarafından tutuklanmıştır. 13 Mart 1995'te bir helikopterle Kandahar'a nakli sırasında Mezari ve beraberindekiler, bir muhafızın silahını ele geçirerek pilotu yaralamış ve helikopteri inişe zorlamıştır. Gazni vilayeti yakınlarında kaçmaya çalışırken o bölgedeki Taliban güçleri tarafından farkedilip yanındakilerle birlikte öldürülmüştür. Mezari'nin ölümü Hazaralar arasında derin bir yas ve öfkeye yol açmış, kendisi 'Baba Mezari' unvanıyla anılmaya başlanmıştır.
1995 yazında çetin savaşlar oldu. Taliban silah ve maddi kaynak sıkıntısı çekti. Amed Şah Mesud'un Taliban'ın Kabil'e girmesini engellemek için bölgeye yerleştirdiği mayınlar, büyük zayiatlara yol açtı. Herat valisi İsmail Han komutasındaki güçlerin uçaklarla desteklenen saldırıları sonucunda Taliban, batı cephelerinden (özellikle Nimruz ve Ferah vilayetlerinden) büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı. 3 Agustos 1995'te radarda tespit edilen bir Rus ucağı Kandahhar'a inişe zorlandı. Rusya'dan Kabil'e gönderilen silaları taşıdığı anlaşıldı. Ele geçirilen tonlarca silah Taliban'a muhimmat imkanı sağladı. 1995 yılı Ağustos ayının sonlarında, İsmail Han ve Kandahar'dan kaçan milisler, İran sınırından girerek başlattıkları saldırılarla Hilmend ve Kandahar'a doğru ilerlemeye başladılar. Yoğun çatışmaların ardından yeniden üstünlük sağlayan Taliban, 5 Eylül 1995'te Herat'ı ele geçirdi; bunun üzerine İsmail Han İran'a kaçmak zorunda kaldı. Herat halkı eğitimli ve kültürel seviyesi yüksekti. İran Herat'ta çeşitli entirikalar çevirmeye çalışıyor, bomba yerleştirerek valiye suikast girişiminde bulunuyordu.
30 Mart 1996 tarihinde savaşın gidişatını değerlendirmek üzere Kandehar'da alimler toplandı. İhsanulla İhsan konuşmasında Molla Ömer'e Emiru'l-Müminin unvanının verilmesini teklif etmiş ve kabul görmüştür. Kabil'in ele geçirilip Rabbani yönetiminin devrilmesi kararlaştırıldı. 11 Eylül 1996'da Taliban Celalabad şehrini ele geçirdi. Celalabad'ın düşmesi Kabil yolunu açtı.
27 Eylül 1996 tarihinde başkent Kâbil Taliban'ın kontrolüne geçmiş ve Afganistan İslâm Emirliği resmen ilan edilmiştir. Bu dönemde Molla Muhammed Rabbani (1955-2001), Emirliğin Başbakanı olarak görev yapmıştır. Kabil'deki Birleşmiş Milletler binasına sığınmış olan eski Cumhurbaşkanı Muhammed Necibullah, KHAD (istihbarat birimi) dönemindeki faaliyetlerinden sorumlu tutularak Taliban tarafından idam edilmiştir. Muhammed Nebi ve Yunus Halis, Taliban hakkında olumlu beyanlarda bulunmuştu. Gülbeddin Hikmetyar 4 Ekim 1996’da Amerika'nın Sesi Radyosu'na verdiği demeçte Taliban’ı "İngiltere ve Amerika'nın adamları" olarak nitelemiş ve onları yakında Kabil’den çıkaracağını iddia etmiştir. Devrik Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani, Tahar'ın Talokan şehrinde 10 Ekim 1996'da BBC'ye yaptığı açıklamada Taliban'ı 'Pakistan'ın uşağı' olarak tanımlamıştır. Evet, verdiğiniz bilgiler tarihsel olarak doğrudur. Ahmed Şah Mesud tarafından 1984 yılında kurulan Şura-i Nazar (Nizar Şurası / Gözetim Konseyi), Burhaneddin Rabbani liderliğindeki Cemiyet-i İslami partisinin askeri ve stratejik kanadı olarak faaliyete geçmişti. Taliban'ın askeri rakibi olan Ahmed Şah Mesud Pençşir'de Kuzey İttifakı'nın komutanı olarak mücadeleye devam etmiştir. Taliban, kendisine pusu kurulan bahçeleri yakıp halkı bölgeden tehcir etmiş; bu durum, aleyhlerine yürütülen propaganda faaliyetlerinde kullanılan bir felakete dönüşmüştü.
7 Ekim 1996'da, Burhaneddin Rabbani ve Dostum bir koalisyon kurmak üzere bir araya geldi. Şura-i Nazar (Cemiyet), Şii Hazara yoğunluklu Hizb-i Vahdet ve Dostum milislerini içeren üçlü bir ittifak kurma kararı alındı. 13 Ekim 1996'da Mesud, Halili ve Dostum, Afganistan Savunma Konseyi (Afganistan Difa Şura) adında bir grup kurduklarını duyurdular. Hancan ilçesinde aralarında yazılı bir anlaşma imzalandı. Bu yapı, daha çok Kuzey İttifakı (Birleşik İslami Kurtuluş Cephesi) olarak bilinir. 26 Ekim 1996'da Dostum'un uçakları Taliban'ı bombaladı.
Dostum Özek ir çoanın oğluydu. Petrol ölgelerinde işçi olarak çalışmıştı. Rus işgalinden sonra, maddi kazanç için komünistler ve SSCB güçleri için savaşçı oldu. Raşid Dostum'un milisleri (Cünbiş-i Milli) bir bölgeyi ele geçirdiklerinde evdeki en temel eşyaya, yani yerdeki kilime/halıya varana kadar her şeyi yağmaladıkları için kilim toplayanlar (Gilamjam) olarak da bilinir.
Dostum Ocak 1997'de, Taliban'ın ilerlemesinden korkup Salenk tünelinin kuzey tarafından bir bölümünü tahrip etti. Raşid Dostum'un ikinci adamı olan Abdülmelik Pehlivan, Dostum'a bir darbe girişiminde bulunmuştu. Haziran 1996'da Abdulmelik Pehlivan'ın kardeşi ve Dostum'un Cunbiş-i Milli milislerinin önemli komutanlarından biri olan Resul Pehlivan (Rasul-ü Bei Huda), 1996 yılında Mezar-ı Şerif'te düzenlenen bir pusuda öldürüldü. Abdulmelik, kardeşinin ölümünden Dostum'u sorumlu tuttu ve bu olay iki isim arasındaki düşmanlığa seep oldu. Abdulmelik, Gül Muhammed Pehlivan ve Gafar Pehlivan gibi diğer komutanlarla birlikte 19 Mayıs 1997'da Dostum'a karşı ayaklandı. Cunbiş liderliğini ele geçirdiğini açıkladı. Abdülmelik Taliban ile gizli görüşmeler başlattı. İran sınırını geçerek Dostum'un güçleriyle Taliban'a karşı savaşmaya gelen eski Herat valisi Muhammed İsmail Han'ı Taliban'a teslim etti. 24 Mayıs 1997'de Taliban güçleri Mezar-ı Şerif'e girdi. Dostum Türkiye'ye kaçtı.
Mezar-ı Şerif'in alınması savaşların sonu gibi görülmüştü. Taliban yönetimi Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından resmen tanınmıştır.
28 Mayıs 1997'de şehirde Taliban'ın silahsızlandırma girişimlerine karşı halk ve özellikle Şii Hazara güçleri direnerek bir ayaklanma başlattı. Abdülmelik Taliban'a karşı döndü ve binlerce Taliban savaşçısı öldürüldü.
11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD yönetimi, El-Kaide lideri Usâme b. Lâdin'in iadesini talep etmiştir. Molla Ömer, geleneksel misafirperverlik ve prensiplerini gerekçe göstererek bu talebi reddetmiştir. 7 Ekim 2001'de başlayan ABD işgaliyle Taliban rejimi çökmüş ve Molla Ömer gizlenmeye başlamıştır. Bu süreçte, Zâbûl vilayetinde bir ABD askerî üssüne sadece 5 km mesafede yaşadığı iddia edilmiştir. Molla Muhammed Ömer, 23 Nisan 2013 tarihinde Zâbûl'un Şinkay ilçesinde tüberküloz nedeniyle vefat etmiştir. Afgan hükümet kaynakları, 29 Temmuz 2015 tarihinde Molla Ömer'in öldüğünü resmen duyurmuştur. 6 Kasım 2022'de, Molla Muhammed Ömer'in mezarının Zâbûl vilayetinde olduğuna dair görüntüler kamuoyuyla paylaşılmıştır.
1945: Cemaat-i Ulema-i İslam’ın (JUI) Kuruluşu
Deoband geleneğinin siyasi temsilcisi olarak ortaya çıkan Cemaat-i Ulema-i Hind’den (JUH) ayrılan Şebbir Ahmed Osmani ve arkadaşları tarafından 1945 yılında Cemaat-i Ulema-i İslam (JUI) kuruldu. JUH Hindistan’ın bölünmesine karşı çıkıp Kongre Partisi ile hareket ederken, Osmani ve arkadaşları Muhammed Ali Cinnah liderliğindeki Pakistan fikrini ve Müslüman Birliği’ni (Muslim League) destekledi. JUI bugün Pakistan siyasetinde JUI-F (Fazlurrahman grubu) gibi farklı kanatlarla varlığını sürdürmektedir.
Taliban’ın en çok etkilendiği ve medreselerinde yetiştiği yapı, Pakistan'daki Cemiyet-i Ulema-i İslam (JUI) partisidir. Taliban ve Cemiyet-i Ulema-i İslam, amelde Hanefi mezhebine tabidir. İtikadi olarak ise Maturidi geleneğini takip eder.
1947: Daru’l-Ulûm Hakkâniyye Medresesi’nin Kuruluşu
Mevlana Abdulhak (1914–1988), Pakistan’ın Hayber Pahtunhva eyaletindeki Akora Khattak’ta bulunan Daru’l-Ulûm Hakkâniyye medresesini 23 Eylül 1947’de kurdu. Hindistan’daki Daru’l-Ulûm Deoband mezunu olan Abdulhak, hayatının sonuna kadar “Şeyhül-Hadis” olarak görev yaptı. Vefatından sonra medresenin yönetimini oğlu Semiulhak devraldı; Semiulhak “Taliban’ın Babası” olarak tanındı. 2 Kasım 2018’de Ravalpindi’deki evinde bıçaklı saldırıda öldürüldü. Medresenin yönetimi oğlu Mevlana Hamidulhak’a geçti.
Kırsal Afganistan'da Nakşibendi ve Kadiri gibi Sufi tarikatları oldukça yaygındı. Köy camilerinde 'hücre' (hujra) adı verilen yapılar, resmi olmayan eğitim sisteminin temelini oluştururdu. 1970'lere kadar devlet onaylı modern eğitim sistemi, büyük ölçüde Kabil ve diğer büyük şehirlerle sınırlı kalmıştı. Hücrelerin en çalışkan öğrencileri; yerel mevlevilerin ve Sufi şeyhlerinin himayesinde, 'halakât-ı dâire' olarak bilinen eğitim çevrelerine katılırlardı. Müderrisler, faaliyetlerini sürdürebilmek için sadaka ve zekât gibi bağışlara bağımlıydılar; bu kaynaklar tükendiğinde ise hoca ve talebeler genellikle yeni bir köye taşınırlardı.
Taliban kurucularının çoğu da bu camilere bağlı medreselerde (hücre) yetişmiştir. Bu durum, Taliban’ın sadece Pakistan'daki mülteci kamplarında yer alan medreselerin bir ürünü olduğu yönündeki yaygın algının yanlışlığını göstermektedir. Daha da önemlisi; bu gerçek, Taliban liderliğinin Afgan köy yaşamına yabancı olduğu tezini çürütmektedir. 1994'ten sonra Taliban saflarının mülteci kamplarından gelen yeni üyelerle genişlediği bir gerçektir; ancak bu kişilerin hareket içerisinde etkili konumlara yükselmesi nadiren gerçekleşmiştir.
Taliban liderliği, Molla Ömer ve beraberindeki kurucu heyet, 1980’lerde Sovyet işgaline karşı sahada savaşmış, geleneksel medrese eğitiminden geçmiş ve Taliban’ı kurduklarında (1994) olgunluk çağında olan isimlerdi. Molla Ömer ve arkadaşları, mülteci kamplarında doğan gençler değil; 1980'lerde Sovyetler Birliği'ne karşı savaşmış, medrese eğitimi almış orta yaşlı "mücahid" kökenli isimlerdi. Ahmed Rashid'in Taliban (2000) kitabında temsil edilen ve grubu "Pakistan mülteci kamplarında doğmuş, Pakistan medreselerinde eğitim almış" yabancılar olarak gören yaygın anlatı yanlıştır. Taliban üyelerinin çoğu Pakistan'daki ancak 1979'da kurulan mülteci kamplarında doğmuş olsaydı Taliban'ın yönetimi döneminde en fazla 14 ile 20 yaşları arasında oldukları anlamına gelirdi. Bu durum Taliban liderliği için kesinlikle geçerli değildi. Hareketin adı olan "Taliban" (öğrenciler), medreselerde yetişmiş tabandaki genç savaşçılara işaret eder. Taliban liderliğinin en az %60'ı eğitiminin önemli bir kısmını Afganistan içinde, köy camilerindeki gayriresmî 'hücre' (hujra) odalarında aldı.
Geleneksel olarak Kandahar’da, medrese öğrencilerinin (taliplerin) nadir eğlence kaynaklarından biri olan davul çemberleri Cuma günleri kurulurdu. Taliban’ın beslendiği Deobandi mirasının temelinde Tasavvuf kültürü önemli bir yer tutar. Taliban’ın kurucusu Molla Muhammed Ömer de tıpkı bir Sufi piri gibi rüyalarla yönlendirilirdi. Çocukluk yıllarında Hacı Baba gibi Sufi hocalardan eğitim alan Ömer, daha sonra eski hocasının mezarını sık sık ziyaret etmiştir. Taliban tarihindeki Molla Ömer’in Taliban’ın kurucusu Molla Ömer’in 4 Nisan 1996 tarihinde Kandahar’da toplanan kalabalığın önünde Hz. Muhammed’e ait olduğuna inanılan Hırka-i Şerif’i (Kherqa Sharief) sandığından çıkarıp havaya kaldırması sembolik andır. Molla Ömer, Kandahar'da bir kalabalığa bu hırkayı sergilemiş ve bu olay, Afganistan'ın tamamı üzerindeki mutlak liderlik iddiasında bir dönüm noktası olarak kabul edilmiştir. Hırkayı 1768 yılında Kandahar'a getiren kişi Afganistan'ın kurucu babası Ahmed Şah Durrani'nin türbesinin önünde muhafaza edilmektedir.
Taliban liderleri Mısır Müslüman Kardeşler (İhvan) ve Mevdudi'nin Cemaat-i İslami ekollerinden etkilenen Burhaneddin Rabbani, Abdurrab Resul Seyyaf ve Gülbeddin Hikmetyar gibi mücahit liderlerin görüşlerini yanlış buluyordu. 1990'larda Taliban, Müslüman Kardeşler ve Cemaat-i İslami gibi gruplara karşı sert bir tutum sergiledi. Taliban Enformasyon ve Kültür Bakanlığı tarafından Afganistan'a girişi yasaklanan kitaplar listesinde, Mevdudi ve Müslüman Kardeşler'in kitapları vardı. Vahhabilik kurucusu Muhammed b. Abdülvehhab'ın Kitabu't-Tevhid eseri, Taliban'ın Hanefi-Maturidi ve tasavvuf meşrebli çizgisiyle uyuşmadığı, ayrıca IŞİD gibi gruplara zemin hazırladığı gerekçesiyle yasaklıdır. İranlı Şii düşünürler Ali Şeriati ve Murtaza Mutahhari ile Cemaleddin Afgani gibi isimlerin eserleri de yasaklıdır.
Taliban bir zamanlar Karadavi ve Müslüman Kardeşler'in kitaplarını yasaklamışken, sonra genel olarak emperyalizm karşıtlığı bağlamında İslamcı grupları düzenli olarak savunuyordu. Müslüman Kardeşler'in Mısır'daki seçim zaferinin ardından resmi bir Taliban açıklamasında görülür. "Mısır, Orta Doğu'da çok önemli bir role sahiptir ve İhvan-ı Müslimîn'in adayı Muhammed Mursi'nin cumhurbaşkanı seçilmesi, Orta Doğu düzeyinde ve genel olarak uluslararası düzeyde büyük bir değişimdir ve İslam Emirliği için olumlu değişiklikler umudu taşımaktadır. Mısır'daki İslam Hükümeti'nin başarısı, Orta Doğu'da ve tüm dünyada Amerikan ve Siyonist yayılmacılığına vurulan en güçlü darbe olarak kabul edilmektedir."
Mevlânâ Abdülhak (1914–1988), Pakistan'ın Hayber Pahtunhva eyaletindeki Akora Khattak'ta bulunan ve özellikle Taliban üyelerini eğitmesiyle tanınan Daru'l-Ulûm Hakkâniyye medresesinin kurucusudur. Abdülhak, Hindistan ve Pakistan’ın bağımsız ve ayrı ülkeler haline geldiği 1947 yılındaki taksim öncesi dönemde Dârülulûm-i Diyûbend’den mezun olmuştu. Hüseyin Ahmed Medenî’nin (1879-1957) öğrencisiydi. Medenî, Diyûbendî hareketinin İslâm âlimlerinin siyasete katılması gerektiğine inanan kolundan geliyordu. Diyûbendî hareketinin Mevlânâ Eşref Ali Tânevî ile bağlantılı olan diğer kolu ise siyasi faaliyeti reddediyor, İslâmî eğitimin geliştirilmesine odaklanıyordu. Mevlânâ Medenî, Diyûbendî âlimlerinden oluşan Cem‘iyyet-i Ulemâ-i Hind adlı siyasi partiye liderlik etmişti. Bu parti, 1947’den sonra Pakistan’da Cem‘iyyet-i Ulemâ-i İslâm adıyla yeniden kuruldu. Medenî İngiliz sömürgeciliğine karşı Birleşik Milliyetçilik (Muttahida Qaumiyyat) fikrini savunmuştur. Medenî'nin siyaseti pragmatikti ve dönemin ihtiyacına, yani Hindistan ı İngiliz yönetiminden kurtarmaya dayanıyordu. Pakistan'da Diyûbendîlik, Pakistan'da İslam’ı kapsamlı bir siyasi sistem olarak gören modern İslamcı söylemlerle (örneğin Cemaat-i İslami çizgisiyle) benzeşmeye başladı.
Abdulhak, Daru'l-Ulûm Hakkâniyye medresesini 23 Eylül 1947'de kurmuş ve hayatının sonuna kadar "Şeyhül-Hadis" olarak görev yapmıştır. Abdulhak'ın vefatından sonra medresenin yönetimini devralan oğlu Semiulhak, Taliban'ın Babası olarak tanınmıştır. Mevlânâ Semiülhak, Cem‘iyyet-i Ulemâ-i İslâm’ın ayrılan bir grubunun başına geçti. Başka bir Diyûbend mezunu olan Müftü Mahmud (1919-1980) ve ondan sonra oğlu a oğlu Mevlânâ Fazlurrahman'ın liderlik ettiği Cem‘iyyet-i Ulemâ-i İslâm’ın ana kolu JUI-F (Cem‘iyyet-i Ulemâ-i İslâm - Fazlurrahman grubu) gibi, Semiülhak’ın grubu Tâliban’ın destekçisi olmuştur. Parti, 1981 yılında Ziyaülhak rejimine karşı tutum konusundaki görüş ayrılıkları nedeniyle ikiye bölünmüştür. Fazlurrahman liderliğindeki grup rejime muhalefet ederken, Semiülhak liderliğindeki grup (JUI-S) askeri yönetimi desteklemiştir. Mart 2019'da Pakistan Seçim Komisyonu'na yapılan başvuru sonucunda, Semiülhak JUI-S kolunun etkisini yitirmesiyle birlikte Fazlurrahman JUI-F grubu resmen "Cem‘iyyet-i Ulemâ-i İslâm JUI" adını kullanma hakkını elde etmiştir. Semiulhak 2 Kasım 2018'de Ravalpindi'deki evinde kimliği belirsiz kişilerce düzenlenen bıçaklı saldırıda öldürülmüştür. Medresenin yönetimi oğlu Mevlana Hamidulhak'a geçmiştir.
Afganistan’daki İslami hareket, liderler arasındaki nüfuz mücadelesi, içindeki etnik Peştun ve Tacik kanatları arasındaki görüş ayrılıkları, komünist rejime ve sonrasındaki Sovyet işgaline karşı yürütülecek mücadelenin yöntemi gibi nedenlerle parçalanmıştır. Bu bölünmeler sonucunda Afganistan'ın hem işgale karşı direnişinde hem de sonrasındaki yıkıcı iç savaş döneminde birbiriyle çatışan siyasi ve askeri gruplara dönüşmüştür.
Sovyetler Birliği’nin teknik desteğiyle 1964’te Salang Tüneli açıldı. Kuzeyden başkent Kabil’e ulaşım 72 saatten 10 saatin altına düştü. Bu gelişme, güneydeki Peştunlar ile kuzeydeki Tacikler, Özbekler ve Türkmenler arasında ticari ve kültürel etkileşimi güçlendirdi.
Marksist-Leninist çizgideki Afganistan Halk Demokratik Partisi (حزب دموکراتیک خلق افغانستان) (PDPA) 1 Ocak 1965 tarihinde Kabil’de Nur Muhammed Tereki’nin (نورمحمد ترهکی) evinde düzenlenen bir toplantıyla kuruldu. Parti 1967’de iki ana fraksiyona bölündü: Tereki önderliğindeki radikal/kırsal tabanlı Halk (Khalq, خلق) grubu ile Babrak Karmal (ببرک کارمل) (1929 - 1996) önderliğindeki ılımlı/şehirli tabanlı Bayrak (Perçem/Parcham, پرچم ) grubu.
1968’de Minhacuddin Gahez (منهاج الدين گهيز) 1932-1972) , Peştuca “şafak” anlamına gelen Gahez adlı haftalık bir gazete kurdu. Gazete, komünist ideolojiye ve SSCB’nin etkisine karşıydı. Gahez, 7 Eylül 1972’de Kabil’deki evinde suikasta uğradı.
Kabil Üniversitesi öğrencileri 1969’da Müslüman Gençlik (Cevânân-i Musulmân) Örgütü’nü kurdu. Liderleri Abdurrahim Niyazi (عبدالرحیم نیازی), 1970’te lösemiden vefat etti. Öğrencilerin çoğu Sünni olsa da aralarında Şii üyeler de bulunmaktaydı.
Komünist yayınlarda Hz. Peygamber’e hakaret edilmesi üzerine 24 Mayıs 1970’te Kabil’in merkezindeki Pul-i Khishti Camii’nde (مسجد پل خشتی) ulema tarafından büyük bir protesto düzenlendi. Göstericiler komünist faaliyetlerin yasaklanmasını talep etti. Kral Zahir Şah (1933-1973) ve Başbakan Nur Ahmed İ'timâdî hükümeti, komünist muhalefeti dengelemek için protestoyu başlangıçta destekledi. Ancak gösteriler, Muhammed Ataullah Feyzani (عطاالله فیضانی) liderliğinde hükümete karşı bir eleştiriye dönüştü. Sundukları 22 maddelik öneri ile modernleşme adı altında İslami değerlerle çatışan sosyal reformların durdurulmasını istediler. Cuma hutbelerinden kralın adını çıkardılar. Bunun üzerine Kraliyet Afgan Ordusu müdahale ederek gösterileri dağıttı.
Müslüman Gençlik liderlerinden Abdurrahim Niyazi ve Mevlevi Habiburrahman protestoya dolaylı olarak dahil olsa da, çoğu üye medrese eğitimi eksikliği nedeniyle dışlandı. Bu
durum, üniversite ve lise öğrencileri ile medrese eğitimi almış mollalar ve din
adamları arasındaki ayrımı ortaya çıkardı. Müslüman Gençlik üyeleri, cami
protestosunun başarısızlığını dışarıdan gözlemledi. Gösterilerin resmi
amacından sapması üzerine hükümetin sert tavır alması, rejimin güvenilmez
olduğunu kanıtladı. Haftalarca hükümetin yanıtını bekleyen mollaların müdahale
anında bir eylem planları yoktu; süreç, mollaların otobüslere binip evlerine
dönmesiyle sonuçlandı.
1971’de hükümet,
ülke genelindeki cami ve türbelerin mali kontrolünü tek bir merkezde toplamayı
amaçlayan “Riaset-ı Hac ve Vakıflar” kurumunu kurdu. Bu kurum, dini yapıların
mali yönetimini üstlenmenin yanı sıra yeni camiler inşa etmeyi, imam ve müezzin
atamaları ile maaşlarını ödemeyi hedefliyordu. Pul-i Khishti gösterileri
sırasında yaşlı din adamlarının yaşadığı aşağılanmaya tanık olan Müslüman
öğrenci liderleri, aynı kaderi paylaşmamaya kararlıydı.
Mayıs 1972’de Kabil Üniversitesi’nde İslam ekonomisini küçümseyen bir profesöre karşı protestolar başladı. Hükümet Hikmetyar dahil birçok lideri tutuklayıp sonra serbest bıraktı.
Burhaneddin Rabbani (1940-2011) , Tacik asıllıdır. Kabil’deki Ebu Hanife Medresesi’ni bitirdi. 1960’ta Kabil Üniversitesi İslam Hukuku Fakültesi’ne girdi, 1963’te mezun olup öğretim üyesi oldu. 1966’da Kahire’de Ezher’de yüksek lisans yaptı, İhvan-ı Müslimin’den etkilendi. 1968’de dönüp Seyyid Kutub’un eserlerini Farsçaya çevirdi. 1972’de Afganistan Cemiyyet-i İslâmî liderliğine seçildi. Bu gruba Ahmed Şah Mesud ve Gülbeddin Hikmetyar da dahildi.
Kral Zahir Şah Roma’dayken, kuzeni ve eski başbakan Muhammed Davud Han, 17 Temmuz 1973’te monarşiyi yıkarak cumhuriyeti ilan etti. İlk yıllarda komünist unsurlarla işbirliği yaptı.
1974’ten itibaren Davud Han İslamcıları tutuklamaya başladı. Gulam Muhammed Niyazi tutuklandı. Burhaneddin Rabbani, Kabil Üniversitesi’nde öğrencilerinin yardımıyla kaçarak Pakistan’a gitti.
Ağustos 1975’te Müslüman Gençlik üyeleri Pençşir, Surh Rud, Paktia, Laghman ve Logar’da hükümet tesislerine silahlı saldırılar düzenledi. Plan, ülke çapında ayaklanma ve Kabil’de askeri darbe tetiklemekti ancak destek bulamadı. Başarısızlık hareketi zayıflattı; Pakistan’a geçenler Mevdudî’nin Cemaat-i İslami’si ve Cemaat-i Ulema-i İslam ile temas kurdu.
Deoband geleneğinin siyasi temsilcisi olarak ortaya çıkan Cemaat-i Ulema-i Hind'den (JUH) ayrılan Şebbir Ahmed Osmani ve arkadaşları tarafından 1945 yılında Cemaat-i Ulema-i İslam (JUI) kurulmuştur. JUH Hindistan'ın bölünmesine karşı çıkıp Kongre Partisi ile hareket etmiş, Şebbir Ahmed Osmani ve arkadaşları Muhammed Ali Cinnah liderliğindeki Pakistan fikrini ve Müslüman Birliği'ni (Muslim League) desteklemesidir. Şebbir Ahmed Osmani, Pakistan'ın kuruluşundan sonra da ülkenin ilk anayasal ilkelerinin (Objectives Resolution) hazırlanmasında kilit bir rol oynamıştır. Bugün bu hareket, Pakistan siyasetinde JUI-F (Fazlurrahman grubu) gibi farklı kanatlarla varlığını sürdürmektedir.
27-28 Nisan 1978’de gerçekleşen Sevr Devrimi (Nisan Devrimi) ile komünist PDPA, Davud Han ve ailesini öldürerek iktidarı ele geçirdi ve Afganistan Demokratik Cumhuriyeti’ni kurdu. Bu süreçte Gulam Muhammed Niyazi, 1979 yılında
hapishanede şehit edildi.
Pakistan'a
sığınan din âlimleri, Hikmetyar ile Rabbani arasındaki rekabeti bitirerek
direnişi birleştirmeye çalıştı. Mevlevi Muhammed Nebi Muhammedi (1920-2002),
saygın bir din adamıydı. 1969'da Logar milletvekili olarak girdiği parlamentoda
Babrak Karmal ile sert bir tartışma yaşamış ve onun hastanelik olmasına yol
açmıştı. Devrimden sonra kardeşi Molla Can öldürülünce Nebi, Pakistan’ın Kuetta
şehrine göç etti.
Eylül 1978
başlarında, Afganistan İslam Devrimci Hareketi (Harakat-i İnkılab-ı İslami-yi
Afganistan) adıyla yeni bir ittifak kuruldu ve liderliğine Nebi seçildi. Hizb-i
İslami ve Cemiyet-i İslami üyeleri, Peşaver'deki toplantıda Nebi'ye biat etti.
Bu ittifaktan memnun olmayanlar da vardı. Dört ay sonra sonra ittifaktan
ayrılanlar oldu. Kandahar'daki subayların planladığı gizli bir ayaklanma pılanı
sızması sonucu hükümet subayları yakaladı ve ayaklanmaya katılanlar büyük
ölçüde tasfiye edildi. Nebi, Kandahar olayıyla bir ilgisi olmadığını savunarak
Hikmetyar ve Rabbani’yi kendi arkasından iş çevirmekle suçladı.
Sıbgatullah Müceddidî (صبغت الله مجددی) (1926-2019), Nakşibendi-Müceddidî tarikatının kurucusu İmâm-ı Rabbânî’nin (ö. 1034/1624) torunudur. Ezher’de İslam hukuku eğitimi aldıktan sonra 1952’de Afganistan’a dönerek liselerde ve Kabil Üniversitesi’nde ders verdi. 1959 yılında dönemin Sovyetler Birliği Başbakanı Nikita Kruşçev’e yönelik bir suikast girişimi planlamakla suçlandı ve 1964’e kadar yargılanmaksızın hapsedildi. Müceddidî’nin sol görüşlü kardeşi Rahmetullah Müceddidî planı öğrenip komünist gruba iletmiş, böylece olay hükümete ihbar edilmiştir. Sovyet işgaline karşı silahlı direniş çağrısı yapmış ve Afgan Ulusal Kurtuluş Cephesi'ni (Cebh-i Nejat-i Milli) kurmuştur.
Sıbgatullah
Müceddidi Peşaver'e geldiğinde Nebi’nin hareketine katılmayı reddederek Afgan
Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni (Cebhe-i Necat-ı Milli) kurdu. Rabbani de bu cebheye
katıldı. Kısa süre sonra Hikmetyar da ittifaktan ayrılarak Hizb-i İslami'yi yeniden
kurdu. Hikmetyar ve Rabbânî ayrıldıktan sonra Nebi, ulemanın teşvikiyle
Harakat'ı bir ulema partisi olarak yaşatmaya karar verdi. Parti, Pakistanlı
etkili din adamlarından maddi destek aldı.
Abdülkadir
Geylani'nin neslinden olan Ahmed Geylani (1932-2017) Afganistan'daki Kadiri
tarikatının lideriydi. 1979'da kurduğu Mehaz-ı Milli İslami (Afganistan Ulusal
İslami Cephesi) ile Sovyet işgaline karşı savaşan en önemli mutasavvıf mücahit
liderlerinden biridir. Peştun tabanlı geleneksel dini yapıyı temsil eden ılımlı
bir duruş sergilemiştir. Müceddidi ile birlikte mücahit direnişinin tasavvuf
kanadını oluşturmuştur. Sürgündeki kral Zahir Şah ile görüşüyorlardı. Ahmed
Geylani, 2001 sonrası dönemde de Taliban ile hükümet arasında köprü kurmaya
çalışmıştır.
Mevlevi Yunus
Halis (1919-2006), kendi grubunu oluşturarak yeni bir Hizb-i İslami kurdu.
Hikmetyar da ittifaktan ayrılarak kendi partisini aynı isimle yeniden
yapılandırdı. Böylece direniş sahasında liderlerinin isimleriyle ayırt edilen
iki ayrı yapı ortaya çıktı: Hizb-i İslami (Hikmetyar) ve Hizb-i İslami (Halis).
Yunus Halis gibi geleneksel medrese eğitimi almış liderler, devlet okullarından gelen Hikmetyar ve çevresini küçümseyerek “mektepliler” (maktabiyân) diye adlandırıyordu. Halis bir devlet bakanlığında
görev yapmış, Nebi ise kralın egemenliğini tanıyan bir parlamento üyesi olarak
sistemin içinde yer almıştı.
Mevlevi Yunus
Halis liderliğindeki grubun en etkili saha komutanı olan Celaleddin Hakkani
(1939-2018), Paktia vilayetinde geniş bir üs ağına sahipti. Hakkani,
Pakistan'daki ünlü Daru'l-Ulum Hakkaniye Medresesi'nde eğitim almıştı.
Semerkant ve
Buhara'da bulunan medreseler Afgan ulemasının istifade ettiği merkezlerden
olmuştur. Ancak Maveraünnehir bölgesinin Rus işgaline maruz kalması bu kadim
ilim merkezleri ile Afganistan arasındaki bağı koparmıştır. On dokuzuncu
yüzyıldan itibaren Afgan uleması, Daru'l-Ulum-i Deobend'e ait medreselere
yönelmiştir. Afganlılar Hindistan'da ya da 1948'den beri Pakistan' da bulunan Deabendi
medreselerine gitmektedir. Deobend ve benzeri medrese mezunlan Afganistan'a
dönüşlerinde genellikle kendi medreselerini tesis etmektedirler. Taliban
hareketi, Deoband ekolünün müfredatına dayanmaktadır. Pakistan’daki Hakkaniye
gibi medreseler, bu ekolün Afganistan üzerinde etkisi yüksek ana merkezler
haline gelmiştir.
Afganistan
Şiilerinin dini lideri olarak kabul edilen Ayetullah Asıf Muhsini (1935 - 2019)
de 1979 yılında Hareket-i İslami örgütünü kurmuştur. Muhsini, 2007 yılında
Kabil'de Hatemü'n-Nebiyyin adında medrese açmıştır.
Müceddidi
liderliğindeki Cebhe-i Necat-ı Milli partisinin ülke genelinde planladığı
ayaklanma için gönderilen mektupların
zamanından önce ulaştırılması nedeniyle vaktinden önce başladı. Ülkenin
batısında yer alan tarihi öneme sahip Herat'ta halk erken ayaklandı. Celalabad,
Kunar, Nuristan ve Kabil'de küçük çaplı olaylar çıktı. Herat'ta 15-20 Mart
1979'da halk ayaklandı (24 Hut Ayaklanması). Sovyet danışmanlar öldürüldü.
Afgan pilotlar kendi halkını bombalamayı reddetti. Bunun üzerine Sovyetler
Birliği, komşu Tacikistan üzerinden havalanan uçaklarla şehri ağır bombardımana
tuttu. Komünist rejim ordusu kara harekatı yaparak isyanı kanlı bir şekilde
bastırmıştır. Ayaklanma sonucunda çok sayıda sivil hayatını kaybetmiş (tahminler
5.000 ile 25.000 arasında), şehir harabeye dönmüştür. Müceddidi, ayaklanmanın
kendi planına ihanet sonucu çıktığını iddia etti; Rabbani ise suçlamaları
reddetti. Bu başarısızlık sonucunda Cebhe-i Necat büyük ölçüde itibar kaybetti.
14 Eylül 1979’da Başbakan Hafizullah Emin, Nur Muhammed Tereki’yi devirerek cumhurbaşkanı oldu. Emin’in milliyetçi görüşleri ve ABD-Pakistan ile ilişkileri iyileştirme çabaları üzerine Sovyetler Birliği, 24 Aralık 1979’da Afganistan’ı işgal etti. Emin öldürüldü. Yerine Perçem lideri Babrak Karmal (1929-1996) getirildi; Karmal 1986’ya kadar cumhurbaşkanlığı yaptı. Karmal, Afganistan’ı SSCB’nin 16. cumhuriyeti yapmak istediğini söylerdi.
Sovyetler SSCB, Afganistan'daki komünist hükümeti desteklemek amacıyla 24 Aralık 1979'da ülkeye girmeye başladı. Resmi olarak kapsamlı işgal 27 Aralık'ta, Leonid Brejnev'in talimatıyla gerçekleşti. Mihail Gorbaçov liderliğindeki SSCB, 14 Nisan 1988'de imzalanan Cenevre Anlaşması uyarınca Afganistan'dan çekilme kararı aldı. Son Sovyet askerleri 15 Şubat 1989'da Dostluk Köprüsü'nden geçerek Afganistan'dan çekildi.
Abdurrasul Seyyâf, Kabil Üniversitesi İslam Hukuku Fakültesi'nde öğretim üyesiydi. Seyyâf da Kahire'deki el-Ezher Üniversitesi'nde eğitim görmüş ve burada Müslüman Kardeşler üyeleriyle de ilişki kurmuştu. Afganistan'da 1972'de Cemiyyet-i İslami içerisinde Rabbani'nin yardımcısı (muavin) olarak seçildi. Seyyâf daha sonra Davud'un darbesinden sonra tutuklandı. Sovyet işgaliyle iktidara gelen Babrak Karmal'ın kısa süre sonra ilan ettiği genel af kapsamında Kabil'deki hapishaneden serbest bırakıldıktan sonra 1980'de Peşaver'e gitti. Seyyâf'ın önderliğinde, Afganistan'ın Özgürlüğü için İslam Birliği (İttihad-i İslami bera-yi Azadi-yi Afghanistan) kuruldu. ve yeni liderin ilk sorumluluklarından biri, Suudi Arabistan'ın Taif kentinde düzenlenen bir İslam konferansında Afgan mücahitlerini temsil etti. Seyyâf'ın güçlü yönlerinden biri, Arapçaya olan akıcı hakimiyetiydi. Afgan cihadını finanse etmek isteyen Arapların gözünde diğer Afgan liderlerinin önüne geçti. Seyyâf'ın partisi, neredeyse hiç savaş cephesi olmayan ancak çok miktarda parası olan yedinci grup oldu. Seyyâf artık Arap Vahhabiler ile bağlantılı olarak adını değiştirmeye razıydı. Seyyâf'ın artık Abdurrasul (Peygamberin kulu) Seyyâf olarak değil, Abdurrab (Rab olan Allah'ın kulu) Rasul Seyyâf olarak adını değiştirmişti.
Afganlar genel
olarak Araplara karşı büyük bir sevgi beslemiyorlardı. Çoğunlukla Araplar, Afgan geleneklerine duyarsız olarak
algılanıyordu. Arapların çoğu Afganistan'da savaşmış olsa da, büyük ölçüde
davetsiz misafirlerdi. Afganlar bu insanlardan savaşlarına katılmalarını istememişlerdi.
Kendi sebepleriyle geldiler, oradayken çoğunlukla kendi hallerinde kaldılar ve
ayrıldıktan sonra kendi projeleriyle ilgilendiler. Afganistan'daki savaşın
hikayesi, küresel bir süper gücü yenme ve devirmeye yardımcı olma gibi muazzam
bir başarıya rağmen, bir başarı hikayesi değildir.
Peşaver'deki
Afgan siyasi faaliyetlerinin genel denetiminden sorumlu olan Pakistan Hükümeti
Afgan Mülteciler Komiseri Şeyh Abdullah yalnızca yedi İslami partinin
faaliyetlerine devam etmesine izin verileceğini açıkladı. Peşaver Yedilisi:
1. Cemiyet-i İslami (جمعیت اسلامی) Burhaneddin Rabbani (برهان الدين رباني): Temelleri 1970'lerin başında Kabil'de atılmış, 1972-1973 yıllarında resmi bir siyasi kimlik kazanmıştır.
2. Hizb-i İslami (حزب اسلامی) Gulbeddin Hikmetyar (گلبدین حکمتیار) 1975 yılında, Müslüman Gençlik hareketinden ayrılan Hikmetyar tarafından kurulmuştur.
3. Hareket-ı İnkılab-ı İslami (حرکت انقلاب اسلامی) Mevlevi Muhammed Nebi Muhammedi (محمد نبي محمدي) 1978 yılında, Sevr Devrimi (Nisan 1978) sonrası tüm grupları birleştirmek amacıyla kurulmuş, ancak zamanla Nebi'nin partisine dönüşmüştür.
4. Hizb-i İslami - Halis Grubu (حزب اسلامی خالص) Mevlevi Yunus Halis (یونس خالص) 1979 yılında kurulmuştur.
5. Mahaz-ı Milli-yi İslami (محاذ ملی اسلامی) Seyyid Ahmed Geylani (سید احمد گیلانی) 1979 başında kurulan bu grup, tasavvufi kökenleri ve gelenekçi yapısıyla öne çıkmıştır.
6. Cebhe-i Milli-yi Necat (جبهه ملی نجات) Sibgatullah Müceddidi (صبغت الله مجددی) 1979 yılında kurulan bu grup, tasavvufi kökenleri ve gelenekçi yapısıyla öne çıkmıştır.
7. İttihad-ı İslami (اتحاد اسلامی) Abdülresul Seyyâf (عبد رب الرسول سياف) 1980 yılında (tam adıyla İttihad-ı İslami bera-yi Azadi-yi Afganistan), başlangıçta tüm grupları birleştirmek amacıyla kurulmuş, ancak zamanla Seyyâf'ın kendi partisine dönüşmüştür.
Geylani ve Müceddidî'nin bir mürit tabanı cardı. Hikmetyar'ın yoktu. Nebi ve Halis'in üzerine inşa edebileceği bir din adamları ağı veya İslam metinlerinin insanlara yorumlanmasında sahip oldukları türden yerleşik bir konum ve rolü cardı. Hikmetyar'ın yoktu. Rabbani'nin Peştun olmayanlarla sahip olduğu türden doğal bir seçmen kitlesi vardı. Seyyâf'ın davasına insanları çekmek için elinde bulunan dış mali kaynaklara sahipti. Hikmetyar'ın elinde partinin kendisi ve liderleri gibi dönüştürmeyi amaçladıkları toplumdan uzaklaşmış genç mekteblilerin sadakati vardı. Hikmatyar, partisinin tabanını genişletebilecek ittifaklar kurmaya çalışmak yerine, rakiplerini zayıflatmaya çalıştı ve savaşın büyük bir bölümünde asıl meşguliyeti Kabil'deki rejimi yenmek veya Sovyetleri geri çekilmeye zorlamak değil, mücahitlerin zaferinden sonra ruplar arasında oynanacak olan nihai oyunu kazanmak için kendini konumlandırmaktı.
Bir grup din adamı, Peşaver'deki Mahabat Han Camii'nde toplanarak kalıcı bir ittifak kurulana kadar camiyi terk etmeyeceklerini ilan etti. Liderler birlikte çalışmayı kabul etti ve kurulan bu yeni birliğe Afganistan Mücahitleri İslam Birliği (İttihâd-i İslâmi Mücahidin Afganistan) adı verildi. İttifakın kuruluş anlaşmaları 14 Ağustos 1981'de imzalandı. Ancak Seyyâf ve Hikmetyar, yürütme şurasındaki oy güçlerini artırmak amacıyla, Nebi’nin yardımcısı Mansur’u Hareket'ten ayrılıp kendi grubunu kurmaya ikna ettiler. Aynı dönemde Müceddidi ve Nebi, cephede askeri gücünün zayıf olması ve halk desteğinin azlığı nedeniyle Seyyâf’ın tam yetkili bir lider olarak birliğer katılmasına karşı çıktılar. Geylani, Müceddidi ve Nebi ittifaktan ayrılarak aynı isimle (Afganistan Mücahitleri İslam Birliği) farklı bir oluşum kurdular. Bu kopuş, Afgan direnişinin uzun süre devam edecek olan iki ana kanada bölünmesine yol açtı.
Bahauddin
Majrooh (1928–1988), Peşaver'de 1982'de kurduğu Afgan Enformasyon Merkezi
(Afghan Information Center - AIC) aracılığıyla aylık İngilizce bültenler
yayımlayarak Sovyet-Afgan Savaşı sırasında bilgi sağlayan en önemli
kaynaklardan biriydi.
Filistin kökenli Abdullah Azzam (1941-1989) Ürdün Üniversitesi'ndeki görevine son verilmesinin ardından önce Suudi Arabistan'a gidip, 1981 yılında Pakistan'a yerleşerek İslamabad'daki Uluslararası İslam Üniversitesi'nde ders vermeye başladı. Afganistan'daki Sovyet işgaline karşı mücadeleye odaklanan Azzam, 1984 yılında Peşaver'e taşındı ve Usame bin Ladin ile birlikte "Mücahidlere Hizmet Ofisi"ni (Maktebü'l-hidemât) kurdu. Savaşa katılmayı dünya çapındaki tüm Müslümanların kişisel görevi (farz-ı ayn) olarak tanımladı.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Suudi Arabistan'ın mali desteğiyle Sovyet yapımı silahlar satın alındı ve bunlar Pakistan aracılığıyla mücahitlere dağıtıldı. Sovyet yapımı silahların tercih edilmesi, çatışmaya yönelik dış müdahalenin inkar edilmesini mümkün kıldı. CIA'in 1979-1989 yılları arasında Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgaline karşı Afgan mücahitlerini silahlandırmak, eğitmek ve finanse etmek amacıyla yürüttüğü faaliyetlere Siklon Operasyonu (Operation Cyclone) denilir. ABD, bu operasyonu Pakistan istihbarat servisi (ISI) ile yürütmüş ve Suudi Arabistan'dan destek almıştır. Dönemin ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski, Afgan direnişini destekleyerek Sovyetleri bitmek bilmeyen ve maliyetli bir savaşa çekmeyi "altın bir fırsat" olarak görmüştür.
Savaşın insani bedeli ve can kayıpları tamamen Afgan halkı tarafından ödenmiş; stratejik kazanımlar ise büyük ölçüde dış güçlerin yararına olmuştur. 1979-1989 yılları arasındaki savaşta 1 ila 2 milyon arasında Afgan sivil ve mücahidin şehid olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca 5 milyondan fazla Afgan mülteci durumuna düşmüş ve ülke altyapısı tamamen çökmüştür. Bu süreç ve ardından gelen iç savaşlar, Taliban hareketinin yükselişine zemin hazırlamıştır.
1980'lerde Nebraska Üniversitesi'nde Pakistan'daki mülteci kamplarındaki Afgan çocukları için ders kitapları hazırlandı. 1984'ten 1994'e kadar, Sovyetler Birliği'ne karşı Afgan cihadı sırasında, Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID), Afgan çocukları için ders kitapları hazırlamak üzere Nebraska-Omaha Üniversitesi'ne 51 milyon dolarlık bir hibe verdi. "Cihad Okuryazarlığının Alfabesi" gibi ders kitapları, Sovyetler Birliği'ne karşı cihad şeklinde şiddeti teşvik etmeyi amaçlıyordu. "Cihad Okuryazarlığının Alfabesi"ndeki T harfi için verilen derste, Peştuca'da silah anlamına gelen "topak" kelimesi yer alıyor.
1985 yılında mücahitlere ABD ve İngiliz yapımı son teknoloji silahlar verilmesi kararı verildi. Cemiyyet-i İslâmî'nin askeri lideri, Pençşir Aslanı olarak bilinen Ahmed Şah Mesud, Kızıl Ordu'nun Pençşir'e yönelik ilerleyişini defalarca püskürttü.
Sovyetleri kovma hedefi tamamlandığında, Mücahitlerin 'stratejik bir terk edilmişlik' evresine itilmesi, 1990’lardaki kanlı iç savaşa ve nihayetinde Taliban’ın yükselişine zemin hazırladı. Bu sürecin en kritik kırılma noktalarından biri, 10 Nisan 1988’de Pakistan’daki Ojhri Kampı’nda yaşanan büyük patlamadır.
Afgan mücahitleri için mühimmat deposu olarak kullanılan Pakistan'daki Ojhri Kampı'nda, 10 Nisan 1988 günü saat 10:30 sularında büyük bir patlama meydana geldi. Patlamanın şiddetiyle çevreye yayılan mühimmat, Rawalpindi ve İslamabad'da çok sayıda sivilin ölümüne yol açtı. Bu olay, Sovyet birliklerinin çekilme sürecini belirleyen Cenevre Anlaşmaları'nın imzalanmasından sadece dört gün önce gerçekleşti. Sovyetler Birliği'nin çekilme sırasında büyük bir pusuya düşmeden bölgeden ayrılmasına zemin hazırladı. Patlama neticesinde silah rezervleri büyük ölçüde yok olan mücahitlerin, Sovyetlerin çekilmesiyle oluşacak güç boşluğunu doldurma yeteneğini engelledi. Pakistan devlet başkanı Ziyâülhak (1977-1988), olayla ilgili bir soruşturma başlatmak isteyen Başbakan Muhammed Han Cüneco'yu (1985-1988) 29 Mayıs 1988'de görevden aldı. Ziyâülhak, bu olaydan kısa bir süre sonra, 17 Ağustos 1988'de içinde bulunduğu uçağın şüpheli bir şekilde düşmesi sonucu öldü. Yeni devlet başkanı Gulam İshak Han (1988-1993) Ziyâülhak döneminin bir bürokratıydı ve onun Afganistan politikasını devam ettirdi.
Sovyet güçlerinin çekilmesiyle Peşaver partilerine sağlanan mali yardımın azalması ve yerel cephelere verilen desteğin de düşmesi sonucu Afganistan'da eşkıyalık arttı. Birçok komutan ihtiyaç duydukları kaynakları sağlamak için halka yöneldi. Sovyet güçlerinin çekilmesinden sonraki dönem, silahlı adamlar dönemi (topakeyano daurai) olarak anılmaya başlandı. Bu isimlendirme, insanların gözünde bir zamanlar saygı duyulan mücahitlerin sadece kendi bencil amaçlarına odaklanmış silahlı adamlara dönüştüğünü ifade ediyordu. İşgale karşı savaşırken mücahit denilen gruplar, yabancı güçler çekilince birbirleriyle güç kavgasına tutuştular. 1992-1996 yılları arasındaki bu dönemde, yol kesme ve haraç gibi uygulamalar, halkın gözündeki imajı yerle bir etti.
Abdürreşid Dostum ve liderliğindeki Özbek milis gücü Cunbiş-i Milli (جنبش ملی اسلامی افغانستان) 1992 yılı başlarında Necibullah hükümetine olan desteğini çekmiştir. Dostum, Necibullah'ın özellikle kuzeydeki (Mezar-ı Şerif) Özbek milislerini pasifize etme ve Peştun komutanları atama çabalarına karşı çıkarak, Tacik komutan Ahmed Şah Mesud ile ittifak kurmuştur.
Necibullah'ın 16 Nisan 1992'deki istifa edip Kabil'deki BM Temsilciliği'ne sığınmasının ardından Ahmed Şah Mesud Kabil'deki Perçem liderleri ve Raşid Dostam arasında yapılan bir anlaşma, Mesud'un Kabil'i kansız bir şekilde ele geçirmesini sağladı. 29 Nisan 1992 tarihinde, Burhaneddin Rabbani ve Ahmed Şah Mesud liderliğindeki mücahit gruplar Kabil'e girerek komünist Necibullah rejimine son vermiş ve Afganistan İslam Devleti'nin kurulduğunu ilan etmişlerdir. Sibgatullah Müceddidi yeni İslami hükümetin başkanlığını üstlendi ve hizib liderleri, başkanlık ve bakanlık görevlerinin düzenli olarak aralarında dönüşümlü olarak paylaşılması konusunda anlaştılar.
Ahmed Şah Mesud ve Burhaneddin Rabbani önderliğindeki Cemiyet-i İslami, Kabil'in merkezini ve stratejik noktalarını kontrol ediyordu. Raşid Dostum'un kuzeyden gelen Cumbuş-i Milli milisleri, havaalanı gibi kritik lojistik noktaları tuttu. Şii AbdulAli Mezari (Baba Mezari) tarafından 1989 yılında kurulan Hizb-i Vahdet-i İslami (İslam Birliği Partisi), 1992-1996 Afganistan İç Savaşı sırasında Kabil'in batı bölgelerini (Hazara ağırlıklı bölgeler) kontrol ederek, Şii Hazara azınlığın haklarını savunan güç oldu. Hükümet dışında kalan Gülbeddin Hikmetyar (Hizb-i İslami), şehri dışarıdan roket ile vurmaya başladı.
Kurulan Afganistan İslam Cumhuriyeti'ne, 24 Nisan 1992 tarihinde imzalanan Peşaver Anlaşması uyarınca Sıbgatullah Müceddidî, 28 Nisan 1992'de Afganistan İslam Cumhuriyeti'nin ilk başkanı oldu. Müceddidî, iki aylık görev süresini tamamlayarak 28 Haziran 1992'de makamını Burhâneddin Rabbânî'ye devretti. Gülbeddin Hikmetyar liderliğindeki Hizb-i İslami, hükümeti tanımayarak Çaryasab'daki (Charasyab) üslerinden şehre füze saldırıları başlattı. 11 Şubat 1993'te Ahmed Şah Mesud, Kabil'in batısındaki Hazara (Hizb-i Vahdet) etkisini kırmak için Seyyaf'ın milisleriyle ittifak kurdu. Çatışmaları dindirmek amacıyla 20 Mayıs 1993 tarihinde Celalabad Anlaşması imzalandı. Hikmetyar, 17 Haziran 1993'te Başbakanlık görevine başladı ancak güven duymadığı için Kabil dışındaki karargahında kalmaya devam etti.
Ocak 1994'te Hikmetyar (Peştun) ve General Dostum (Özbek), Rabbani ve Mesud'u devirmek için birleşerek Kabil'i kuşattı. Bu ittifak, şehri harabeye çevirdi.
14 Şubat 1995'te Taliban, Hikmetyar'ı Çaryasab'daki ana üssünden çıkararak onu önce Surubi'ye, ardından İran'a gitmeye zorladı.
Taliban'ın Kabil'e yaklaşması, Rabbânî ve Hikmetyar'ı tekrar bir araya getirdi. Mayıs 1996'da imzalanan Mahipar Anlaşması ile Hikmetyar, 26 Haziran 1996'da tekrar Başbakan oldu. Fakat bu ittifak Taliban'ı durdurmaya yetmedi.
27 Eylül 1996'da Taliban Kabil'e girdi. Necibullah BM yerleşkesinden çıkarılarak asıldı. ; eski lider Necibullah'ı asarak idam etti. Hikmetyar İran'a, Dostum Türkiye ve Özbekistan'a kaçtı.
Ahmed Şah Mesud, Pençşir Vadisi'ne çekilerek Taliban karşıtı güçleri Kuzey İttifakı (Afganistan'ın Kurtuluşu için Birleşik İslam Cephesi) çatısı altında toplamıştır. 2000 yılına gelindiğinde Mesud liderliğindeki Kuzey İttifakı, ülkenin sadece %5-10'luk bir kısmını kontrol edebiliyordu. 9 Eylül 2001 tarihinde, suikasta uğramıştır. Suikasttan iki gün sonra gerçekleşen 11 Eylül saldırılarının ardından ABD ve NATO güçleri Afganistan'ı işgal etmiş, Kuzey İttifakı ile iş birliği yaparak Taliban rejimini devirmiştir.
Özbek General Raşid Dostum'un güçleri (Kuzey İttifakı), ABD özel kuvvetlerinin havadan desteğiyle Mezar-ı Şerif'i aldıktan sonra, Kunduz'un düşmesinden sonra General Raşid Dostum'un Özbek güçlerine teslim olan binlerce Taliban savaşçısı, Şibirgan Cezaevi'ne nakledilmek üzere metal konteynerlere bindirildi. Nakliye sırasında havasızlık, susuzluk ve kalabalık nedeniyle yüzlerce esirin öldü ve Dasht-i-Leili çölünde toplu mezarlara gömüldü. Mezar-ı Şerif yakınlarındaki Qala-i-Janghi (Cenk Kalesi) kalesine getirilen esirler, 25 Kasım 2001'de isyan etti ve altı günde bastırabildi. General Dostum'un esirleri "gaz döküp yakmak", "konteynerlerde havasızlıktan ölümlerine sebep olmak" (Dasht-i-Leili katliamı) gibi acımasız yöntemlerle suçlandığı rapor edilmiştir.
Taliban nesli Pakistan'daki mülteci kamplarında çeşitli geçmişlerden gelen insanlarla birlikte büyüdü ve birçoğu savaşta bir veya iki ebeveynini kaybetmiş yetimlerdi. Taliban'ın iktidara yükselişinin en dikkat çekici özelliklerinden biri, Kabil kuşatmasına kadar ne kadar az direnişle karşılaştıklarıydı. Taliban'ın medreseden askeri harekete geçişindeki başarısı, öncelikle kendilerinden önce gelen yolsuzluktan kaynaklanmaktadır. Taliban'ın erken ve kolay başarılarının tamamının Peştun bölgelerinde gerçekleştiğini göz önünde bulundurmak gerekir. Taliban'ın lideri nadiren görülen ve nadiren duyulan Molla Ömer olsa da, kararların çoğu Kandahar'da bulunan bir İslam din adamları konseyinden geliyordu. Taliban'ın başarısının önemli bir nedeni tükenmişlikti. Taliban hareketi 1995'te ivme kazanmaya başladığında, güvenliği sağlama konusundaki ünleri yayıldı. Halk yeni liderliği kabul etmeye istekliydi. On yıllık Sovyet yönetimi ve eski mücahit komutanlarının yıllarca süren yağmacılığından sonra, temel güvenlik özlem duyulan bir lüks ve birçok kişinin destek vermesi için yeterli bir nedendi.
Peşaver, Afgan toplumunun geri kalanından kopuk, kendi içine kapalı bir dünya haline gelmişti. Peşaver'i merkez edinen hizibler, Afgan tarihinin temel gerçeğiyle bağlarını kopardılar.
Sıbgatullah Müceddidî, 2003 yılındaki Loya Jirga (Büyük Meclis) başkanlığı sırasında, Taliban sonrası Afganistan'ın demokratik yapısının temelini oluşturan yeni anayasanın kabul edilmesinde dengeleyici bir figür olarak görev yapmıştır. Ardından 2005 yılında parlamentonun üst kanadı olan Meshrano Jirga (Senato) başkanlığına seçilerek ülkenin yasama sürecinde etkisini sürdürmüştür. 11 Şubat 2019 tarihinde Kâbil'de 95 yaşında vefat etmiştir.
Burhâneddin Rabbânî 20 Eylül 2011'de Kâbil’deki evinde düzenlenen bir intihar saldırısıyla öldürüldü.
15 Ağustos 2021'de Taliban, ülkenin kontrolünü ele geçirdi. İslam Emirliği'ni yeniden kurduklarını; Emiru'l-Müminin Hibetullah Ahundzade Afgan devletinin başı oldu. Taliban üyelerinden oluşan bir hükümetin ülkenin işlerini yürüteceğini duyurdu. İlk Emirlik döneminde (1996-2001), İslami Emirliği resmileştirecek bir anayasa taslağı hazırlamak üzere Kabil'de bir Ulema konseyi toplandı. 2005 yılında iktidardan düşürüldükten sonra, sürgündeki Taliban liderliğinin Ulema konseyi tarafından hazırlanan taslağı onayladı. 2021'de Emirliği yeniden kurarken Taliban, taslak anayasasını ülkenin anayasası olarak benimsemedi. Nisan 2022'de Taliban'ın geçici Baş Yargıcı Abdul Hakim Haqqani, "el-İmare el-İslamiyye ve Nizamuha" (İslam Emirliği ve Nizamı) adlı bir kitap yayınladı. Taliban'ın mevcut Emiri kitabı onayladı ve kitaba bir giriş yazdı.
2004 Anayasası, Afganistan'da Şii Müslümanların önemli bir nüfusa sahip olmasına rağmen, hukuk alanında Şii fıkıhına, yani Caferi fıkıhına sınırlı bir rol tanıyan ilk Afgan anayasasıydı. Abdulhakim Hakkani, kitabında, İslam devletinin ortak mezhebine Hanefi fıkıhına uyması gerektiğini yazıyor. Taliban yargısı büyük ölçüde Osmanlı İmparatorluğu'nun temel kanunu Mecelle’ye (Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye) dayanmaktadır.
