- Tâlibân طالبان
Abdulhay Mutmain (1974-2021)
Bu kitap Taliban aşıklarını mutlu etmeyeceği gibi ondan nefret edenleri de memnun etmeyecektir (s. 12).
Abdulhay Mutmain, Taliban, Çeviren: Mehdi Canpolat, Murabit Yayınları 2025
Kandahar'da Kültür Bakanlığı'nde görevdeydim.
11 Nisan 1998 tarihinde, Kandahar şehrinin kuzeyinde yer alan Miyanku bölgesinde, eski bir komünist istihbaratı (KhAD Khadamat-e Aetla'at-e Dawlati خدمات اطلاعات دولتی) mensubunun itirafı üzerine, istihbarat tarafından öldürülen bölge âlimlerine ait bir toplu mezar tespit edilmişti. Olay hakkında bir rapor hazırladım. Radyoda spiker yerine akşam haberlerini sundum. Eski Kandahar Valisi Rahmanî aracılığıyla BBC’den bana ulaşılmış ve toplu mezar hakkında demeç vermem talep edilmişti. Dışişleri Bakanı Ahmed Mütevekkil, yanında bulunan Molla Ömer’in BBC ile görüşmem yönündeki talimatını iletmişti. Bu gelişme, dört yıl sürecek sözcülük görevimin başlangıcını oluşturmuştu. Ulusal ve uluslararası meselelerde kamuoyunda Molla Ömer’i temsil ettim (s. 10).
Üç veya dört yaşındaydım.
27 Nisan 1978 tarihinde, kanlı bir askerî darbe (Sevr/Saur Devrimi) ile Davud Han’ı (1909–1978) öldürerek yönetimini (1973–1978) deviren komünist Halk Demokratik Partisi (PDPA) yönetimi (1978-1992) babamı götürmüştü. Onu bir daha göremedik. Giydiğim eskimiş elbiselerim bir yetim olduğumu gösteriyordu. Sakalsız, bıyıklı herkesi babamın katili gibi görmeye başlamıştım (s. 7).
Afgan komünisler durumu kontrol altına alamayınca Sovyet SSCB koministlerinden yardım istediler. Kızıl Ordu 24 Aralık 1979'da başlattığı ve 15 Şubat 1989'a kadar süren müdahaleyle Afganistan'ı cehenneme çevirdi.
[Pakistan’da Ziyâülhak döneminde (1977-1988) Afgan direnişine destek vermiş, Pakistan topraklarında çok sayıda Afganlı mültecinin yaşamasına imkân tanımıştır. İslamileştirme (Nizam-ı Mustafa) politikaları kapsamında, özellikle Daru’l-Ulûm Diyobend ekolüne bağlı medreseleri desteklemiştir.]
Bir gün kuru ekmek ve yeşil çaydan ibaret kahvaltı için oturduğumda tank sesleri ve çığlıklar duydum. Ben ve abim tarlalara doğru koşup kurumuş bir kanal içerisinde saklandık (s. 8).
Küçük yaşta dinî eğitim almak amacıyla Pakistan’a gittik. Din bize insanlığı öğretirken toplumumuzda buna rastlayamadık. Peşaver’de bazı cihad komutanlarının savaştan kazanç sağlayarak lüks bir yaşam sürdüklerine şahit olduk. Afganistan'da komünist rejiminin (Nur Muhammed Tereki 1978-1979, Hafîzullah Emin 1979, Babrak Karmal 1979-1986, Necibullah1986-1992) devrilmesinin ardından, savaşı kazanan eski mücahid grupların vahşetine tanık olduk. Medreseye başladıktan sonra bir gün bu vahşilere karşı silaha ihtiyaç duyacağımızı düşünmedik (s. 9).
Bizler Sovyetler Birliği'nin vahşi, Batı'nın ise insancıl olduğunu zannediyorduk. Batılıların evlerimizi bombalaması ve çocuklarımızı katletmesi bize çok garip gelmişti. Batı medyası ve Afgan sözcüler, işgalci Amerikalıların silahlarına övgüler diziyordu (s. 11).
Tâlibân kelimesi medreselerde dini eğitim alan öğrenci anlamındaki tâlib (ilim taleb eden) kelimesinin çoğuludur. Arapça talebe veya tullâb kelimeleri bu anlamdadır. Bu medreselerde ders veren müderris için molla, mevlevi ve mevlânâ isimlendirmeleri kullanılır. Afganistan'da Şiîler ahund kelimesini molla veya cami imamı anlamında kullanır. Peştuca ahund kelimesi yarım molla anlamında alçatma için kullanılır (s. 14).
https://web.archive.org/web/20010216181848/http://afghan-politics.org/Reference/Taliban/facts_about_taliban.htm
PDF Büyükkara, M. Ali, "Bir inanç ve imaj sorunu olarak İslam’ın ‘Taliban'cası’", Günümüz İnanç Problemleri, 2001, s. 277-287

Mehmet Ali Büyükkara, “Dışlamacı Müslümanlığın Orta Asya’daki İzdüşümleri: Selefilik Hareketi ve Taliban”, [M. S. Kafkasyalı (ed.), Orta Asya’da İslam, Ankara, 2012] içinde, III. cilt, s.1287-1324.
------------
Kendi dilinden Taliban
Afganistan ve Orta Asya Üzerine Olivier Roy
Orta Asya ve Afganistan'da Etnik ve İslami Kimlik Çatışması Olivier Roy
“Talebe Hareketi”nin Yükseltilişi ve Düşürülmesi [PDF]
http://www.impr.org.tr/wp-content/uploads/2013/12/Aral%C4%B1k-2013.pdf
Darul Uloom Jamia Haqqania Akora Khattak
دار العلوم حقانیہ
http://www.jamiahaqqania.edu.pk/
مولوی فضل الرحمان
مولوی سمیع الحق
شرعية حكومة طالبان في أفغانستان الشيخ حمود بن عقلاء الشعيبي
Written by His Excellency, the Sheikh, the Teacher Hammoud bin Uqlaa' Ash-Shuaibi
2nd Ramadan, 1421 Hijri/ 29 November 2000 Al-Qaseem
http://www.al-oglaa.com/?section=subject&SubjectID=180
Afganistan’daki İslami hareket, liderler arasındaki nüfuz mücadelesi, içindeki etnik Peştun ve Tacik kanatları arasındaki görüş ayrılıkları, komünist rejime ve sonrasındaki Sovyet işgaline karşı yürütülecek mücadelenin yöntemi gibi nedenlerle parçalanmıştır. Bu bölünmeler sonucunda Afganistan'ın hem işgale karşı direnişinde hem de sonrasındaki yıkıcı iç savaş döneminde birbiriyle çatışan siyasi ve askeri gruplara dönüşmüştür.
Sovyetler Birliği'nin teknik desteğiyle 1964 yılında Sâleng Tüneli’nin açılması, kuzeyden başkent Kabil'e ulaşımı 72 saatten 10 saatin altına düşmüştür. Bu gelişme, Afganistan'ın güney bölgelerinde yaşayan Peştunlar ile kuzey bölgelerinde yaşayan Tacikler, Özbekler ve Türkmenler arasındaki ticari bağları güçlendirirken, karşılıklı dil ve kültürel etkileşimin de hızla artmasına vesile olmuştur.
Marksist-Leninist çizgideki Afganistan Halk Demokratik Partisi (حزب دموکراتیک خلق افغانستان) (PDPA) 1 Ocak 1965 tarihinde Kabil’de Nur Muhammed Tereki’nin (نورمحمد ترهکی) evinde düzenlenen bir toplantıyla kuruldu. Parti 1967’de iki ana fraksiyona bölündü: Tereki önderliğindeki radikal/kırsal tabanlı Halk (Khalq, خلق) grubu ile Babrak Karmal (ببرک کارمل) (1929 - 1996) önderliğindeki ılımlı/şehirli tabanlı Bayrak (Perçem/Parcham, پرچم ) grubu.
1968’de Minhacuddin Gahez (منهاج الدين گهيز) (1932-1972), Peştuca “şafak” anlamına gelen Gahez adlı haftalık bir gazete kurdu. Gazete, Afganistan’da yükselen komünist ideolojiye ve ülkenin özellikle SSCB olmak üzere dış güçlerin etkisi altına girmesine karşıydı. Gahez, 7 Eylül 1972’de Kabil’deki evinde kimliği belirsiz kişilerce suikasta uğradı.
Kabil Üniversitesi'nin farklı fakültelerini temsil eden bir grup öğrenci, 1969 yılında Müslüman Gençlik Örgütü'nü kurmuştur. Öğrencilerin çoğu Sünni olsa da aralarında Şii üyeler de bulunmaktaydı. Liderleri Abdurrahim Niyazi (عبدالرحیم نیازی) 1970 yılında lösemi nedeniyle vefat etmiştir. Komünist yayınlarda karikatür ve şiirlerle Hz. Peygamber'e hakaret edilmesi sebebiyle 24 Mayıs 1970 tarihinde Kabil'in merkezindeki Pul-i Khishti Camii'nde ulema tarafından büyük bir protesto düzenlenmiştir. Bir aydan fazla süren bu protestoyu Kral Zahir Şah (1933-1973) hükümeti, komünist muhalefeti dengelemek amacıyla başlangıçta desteklemiş ve kolaylaştırmıştır. Ancak gösteriler, Muhammed Ataullah Feyzani gibi isimlerin liderliğinde yönetime karşı bir eleştiriye dönüşünce Kraliyet Afgan Ordusu'nun müdahalesiyle dağıtılmıştır.
Komünist yayınlarda karikatür ve şiirlerle Hz. Peygamber’e hakaret edilmesi üzerine 24 Mayıs 1970’te Kabil’in merkezindeki Pul-i Khishti Camii’nde (مسجد پل خشتی) ulema tarafından büyük bir protesto düzenlendi. Göstericiler komünist faaliyetlerin yasaklanmasını talep etti. Bir aydan fazla süren bu protestoyu Kral Zahir Şah (1933-1973) ve Başbakan Nur Ahmed İ'timâdî hükümeti, komünist muhalefeti dengelemek amacıyla başlangıçta destekledi ve kolaylaştırdı. Ancak gösteriler, Muhammed Ataullah Feyzani (شهید عطاالله فیضانی) gibi isimlerin liderliğinde yönetime karşı bir eleştiriye dönüştü. Hükümete sundukları 22 maddelik bir öneri ile modernleşme adı altında yürütülen, İslami değerlerle çatışan sosyal reformların durdurulmasını istediler. Cuma hutbelerinden kralın adını çıkardılar. Bunun üzerine Kraliyet Afgan Ordusu müdahale ederek gösterileri dağıttı.
Müslüman Gençlik
Örgütü’nün Abdurrahim Niyazi ve Mevlevi Habiburrahman gibi bazı öğrenci
liderleri Pul-i Khishti protestosuna dolaylı olarak dahil olsalar da, üyelerin
çoğu gerekli medrese eğitimine sahip olmadıkları gerekçesiyle dışlandı. Bu
durum, üniversite ve lise öğrencileri ile medrese eğitimi almış mollalar ve din
adamları arasındaki ayrımı ortaya çıkardı. Müslüman Gençlik üyeleri, cami
protestosunun başarısızlığını dışarıdan gözlemledi. Gösterilerin resmi
amacından sapması üzerine hükümetin sert tavır alması, rejimin güvenilmez
olduğunu kanıtladı. Haftalarca hükümetin yanıtını bekleyen mollaların müdahale
anında bir eylem planları yoktu; süreç, mollaların otobüslere binip evlerine
dönmesiyle sonuçlandı.
1971’de hükümet,
ülke genelindeki cami ve türbelerin mali kontrolünü tek bir merkezde toplamayı
amaçlayan “Riaset-ı Hac ve Vakıflar” kurumunu kurdu. Bu kurum, dini yapıların
mali yönetimini üstlenmenin yanı sıra yeni camiler inşa etmeyi, imam ve müezzin
atamaları ile maaşlarını ödemeyi hedefliyordu. Pul-i Khishti gösterileri
sırasında yaşlı din adamlarının yaşadığı aşağılanmaya tanık olan Müslüman
öğrenci liderleri, aynı kaderi paylaşmamaya kararlıydı.
Mayıs 1972’de
Kabil Üniversitesi’nde İslam ekonomisi ilkelerini küçümseyen bir profesöre
karşı başlayan tepkiler protestoya dönüştü. Hükümet, Hikmetyar da dahil olmak
üzere birçok lideri tutukladı ancak daha sonra serbest bıraktı.
Zahir Şah, Roma’da bulunduğu sırada kuzeni ve eski başbakan Muhammed Davud Han, 17 Temmuz 1973’te bir darbeyle monarşiyi yıkarak cumhuriyeti ilan etti. Davud Han, iktidarının ilk yıllarında komünist (Perçem/Parcham, PDPA) unsurlarla işbirliği yaptı. 1974’ten itibaren İslamcılara yönelik tutuklamalara başladı. Gulam Muhammed Niyazi tutuklandı. Burhaneddin Rabbani ise Kabil Üniversitesi kampüsünde tutuklanmak istendi ancak öğrencilerinin yardımıyla polisin elinden kurtularak kaçmayı başardı.
Müslüman Gençlik üyeleri, Ağustos 1975’te (1354 Şemsi yılı) Pençşir
ayaklanmasıyla birlikte Surh Rud, Paktia, Laghman ve Logar gibi bölgelerde
hükümet tesislerine silahlı saldırılar düzenledi. Saldırıların amacı, Davud
hükümetine karşı ülke çapında bir ayaklanmayı tetiklemek ve eş zamanlı olarak
Kabil’de bir askeri darbe gerçekleştirmekti; ancak bekledikleri desteği
alamadılar. Bu planın başarısızlığı, hareketin önde gelen isimlerinden
birçoğunun tutuklanıp daha sonra hükümet tarafından idam edilmesiyle Müslüman
Gençliği'ni büyük ölçüde zayıflattı. Pakistan'a geçenler Ebü’l-A‘lâ Mevdûdî’nin
(1903-1979) fikirleriyle Ağustos 1941’de Lahor’da kurulan Cemâat-i İslâmî yanında Cemaat-i Ulema-i İslam ile de temas
kurdular.
Deoband geleneğinin
siyasi temsilcisi olarak ortaya çıkan Cemaat-i Ulema-i Hind'den (JUH) ayrılan
Şebbir Ahmed Osmani ve arkadaşları tarafından 1945 yılında Cemaat-i Ulema-i
İslam (JUI) kurulmuştur. JUH Hindistan'ın bölünmesine karşı çıkıp Kongre
Partisi ile hareket etmiş, Şebbir Ahmed Osmani ve arkadaşları Muhammed Ali
Cinnah liderliğindeki Pakistan fikrini ve Müslüman Birliği'ni (Muslim League)
desteklemesidir. Şebbir Ahmed Osmani, Pakistan'ın kuruluşundan sonra da ülkenin
ilk anayasal ilkelerinin (Objectives Resolution) hazırlanmasında kilit bir rol
oynamıştır. Bugün bu hareket, Pakistan siyasetinde JUI-F (Fazlurrahman grubu)
gibi farklı kanatlarla varlığını sürdürmektedir.
1975'te
Gulbeddin Hikmetyar, Burhaneddin Rabbani liderliğindeki Cemiyyet-i
İslâmî'den ayrıldı ve kendi liderliğinde
Peştunların çoğunlukta olduğu daha merkeziyetçi ve militan bir yapı olan Hizb-i
İslami'yi kurdu.
27-28 Nisan 1978
tarihlerinde gerçekleşen ve Sevr Devrimi (Nisan Devrimi) olarak adlandırılan
askerî darbe ile komünist Afganistan Demokratik Halk Partisi (PDPA), Davud Han
ile ailesini öldürdü, iktidarı ele geçirerek Afganistan Demokratik
Cumhuriyeti'ni kurdu. Bu süreçte Gulam Muhammed Niyazi, 1979 yılında
hapishanede şehit edildi.
Pakistan'a
sığınan din âlimleri, Hikmetyar ile Rabbani arasındaki rekabeti bitirerek
direnişi birleştirmeye çalıştı. Mevlevi Muhammed Nebi Muhammedi (1920-2002),
saygın bir din adamıydı. 1969'da Logar milletvekili olarak girdiği parlamentoda
Babrak Karmal ile sert bir tartışma yaşamış ve onun hastanelik olmasına yol
açmıştı. Devrimden sonra kardeşi Molla Can öldürülünce Nebi, Pakistan’ın Kuetta
şehrine göç etti.
Eylül 1978
başlarında, Afganistan İslam Devrimci Hareketi (Harakat-i İnkılab-ı İslami-yi
Afganistan) adıyla yeni bir ittifak kuruldu ve liderliğine Nebi seçildi. Hizb-i
İslami ve Cemiyet-i İslami üyeleri, Peşaver'deki toplantıda Nebi'ye biat etti.
Bu ittifaktan memnun olmayanlar da vardı. Dört ay sonra sonra ittifaktan
ayrılanlar oldu. Kandahar'daki subayların planladığı gizli bir ayaklanma pılanı
sızması sonucu hükümet subayları yakaladı ve ayaklanmaya katılanlar büyük
ölçüde tasfiye edildi. Nebi, Kandahar olayıyla bir ilgisi olmadığını savunarak
Hikmetyar ve Rabbani’yi kendi arkasından iş çevirmekle suçladı.
Sıbgatullah Müceddidî (صبغت الله مجددی) (1926-2019), Nakşibendi-Müceddidî tarikatının kurucusu İmâm-ı Rabbânî’nin (ö. 1034/1624) torunudur. Ezher’de İslam hukuku eğitimi aldıktan sonra 1952’de Afganistan’a dönerek liselerde ve Kabil Üniversitesi’nde ders verdi. 1959 yılında dönemin Sovyetler Birliği Başbakanı Nikita Kruşçev’e yönelik bir suikast girişimi planlamakla suçlandı ve 1964’e kadar yargılanmaksızın hapsedildi. Müceddidî’nin sol görüşlü kardeşi Rahmetullah Müceddidî planı öğrenip komünist gruba iletmiş, böylece olay hükümete ihbar edilmiştir. Sovyet işgaline karşı silahlı direniş çağrısı yapmış ve Afgan Ulusal Kurtuluş Cephesi'ni (Cebh-i Nejat-i Milli) kurmuştur.
Sıbgatullah
Müceddidi Peşaver'e geldiğinde Nebi’nin hareketine katılmayı reddederek Afgan
Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni (Cebhe-i Necat-ı Milli) kurdu. Rabbani de bu cebheye
katıldı. Kısa süre sonra Hikmetyar da ittifaktan ayrılarak Hizb-i İslami'yi yeniden
kurdu. Hikmetyar ve Rabbânî ayrıldıktan sonra Nebi, ulemanın teşvikiyle
Harakat'ı bir ulema partisi olarak yaşatmaya karar verdi. Parti, Pakistanlı
etkili din adamlarından maddi destek aldı.
Abdülkadir
Geylani'nin neslinden olan Ahmed Geylani (1932-2017) Afganistan'daki Kadiri
tarikatının lideriydi. 1979'da kurduğu Mehaz-ı Milli İslami (Afganistan Ulusal
İslami Cephesi) ile Sovyet işgaline karşı savaşan en önemli mutasavvıf mücahit
liderlerinden biridir. Peştun tabanlı geleneksel dini yapıyı temsil eden ılımlı
bir duruş sergilemiştir. Müceddidi ile birlikte mücahit direnişinin tasavvuf
kanadını oluşturmuştur. Sürgündeki kral Zahir Şah ile görüşüyorlardı. Ahmed
Geylani, 2001 sonrası dönemde de Taliban ile hükümet arasında köprü kurmaya
çalışmıştır.
Mevlevi Yunus
Halis (1919-2006), kendi grubunu oluşturarak yeni bir Hizb-i İslami kurdu.
Hikmetyar da ittifaktan ayrılarak kendi partisini aynı isimle yeniden
yapılandırdı. Böylece direniş sahasında liderlerinin isimleriyle ayırt edilen
iki ayrı yapı ortaya çıktı: Hizb-i İslami (Hikmetyar) ve Hizb-i İslami (Halis).
Mevlevi Yunus Halis gibi geleneksel medrese eğitimi almış dini liderler, devlet
okullarından (maktab) gelen Hikmetyar ve çevresini küçümseyici bir ifadeyle
'mektepliler' (maktabiyân) olarak adlandırıyordu. Halis bir devlet bakanlığında
görev yapmış, Nebi ise kralın egemenliğini tanıyan bir parlamento üyesi olarak
sistemin içinde yer almıştı.
Mevlevi Yunus
Halis liderliğindeki grubun en etkili saha komutanı olan Celaleddin Hakkani
(1939-2018), Paktia vilayetinde geniş bir üs ağına sahipti. Hakkani,
Pakistan'daki ünlü Daru'l-Ulum Hakkaniye Medresesi'nde eğitim almıştı.
Semerkant ve
Buhara'da bulunan medreseler Afgan ulemasının istifade ettiği merkezlerden
olmuştur. Ancak Maveraünnehir bölgesinin Rus işgaline maruz kalması bu kadim
ilim merkezleri ile Afganistan arasındaki bağı koparmıştır. On dokuzuncu
yüzyıldan itibaren Afgan uleması, Daru'l-Ulum-i Deobend'e ait medreselere
yönelmiştir. Afganlılar Hindistan'da ya da 1948'den beri Pakistan' da bulunan Deabendi
medreselerine gitmektedir. Deobend ve benzeri medrese mezunlan Afganistan'a
dönüşlerinde genellikle kendi medreselerini tesis etmektedirler. Taliban
hareketi, Deoband ekolünün müfredatına dayanmaktadır. Pakistan’daki Hakkaniye
gibi medreseler, bu ekolün Afganistan üzerinde etkisi yüksek ana merkezler
haline gelmiştir.
Afganistan
Şiilerinin dini lideri olarak kabul edilen Ayetullah Asıf Muhsini (1935 - 2019)
de 1979 yılında Hareket-i İslami örgütünü kurmuştur. Muhsini, 2007 yılında
Kabil'de Hatemü'n-Nebiyyin adında medrese açmıştır.
Müceddidi
liderliğindeki Cebhe-i Necat-ı Milli partisinin ülke genelinde planladığı
ayaklanma için gönderilen mektupların
zamanından önce ulaştırılması nedeniyle vaktinden önce başladı. Ülkenin
batısında yer alan tarihi öneme sahip Herat'ta halk erken ayaklandı. Celalabad,
Kunar, Nuristan ve Kabil'de küçük çaplı olaylar çıktı. Herat'ta 15-20 Mart
1979'da halk ayaklandı (24 Hut Ayaklanması). Sovyet danışmanlar öldürüldü.
Afgan pilotlar kendi halkını bombalamayı reddetti. Bunun üzerine Sovyetler
Birliği, komşu Tacikistan üzerinden havalanan uçaklarla şehri ağır bombardımana
tuttu. Komünist rejim ordusu kara harekatı yaparak isyanı kanlı bir şekilde
bastırmıştır. Ayaklanma sonucunda çok sayıda sivil hayatını kaybetmiş (tahminler
5.000 ile 25.000 arasında), şehir harabeye dönmüştür. Müceddidi, ayaklanmanın
kendi planına ihanet sonucu çıktığını iddia etti; Rabbani ise suçlamaları
reddetti. Bu başarısızlık sonucunda Cebhe-i Necat büyük ölçüde itibar kaybetti.
14 Eylül 1979'da
Başbakan Hafizullah Emin (1929-1979) , Nur Muhammed Tereki'yi devirerek kendini
cumhurbaşkanı ilan etti. Emin'in milliyetçi görüşleri ile Pakistan ve Amerika
Birleşik Devletleri ile ilişkileri iyileştirme girişimleri üzerine Sovyetler
Birliği, 24 Aralık 1979'da Afganistan'ı işgal etti. Emin öldürüldü. Başa
getirilen Perçem kanadının lideri Babrak Karmal (1929-1996) , 1986 yılına kadar
Afganistan'ın cumhurbaşkanlığını yaptı. Karmal Afganistan'ı Sovyetler
Birliği'nin on altıncı cumhuriyeti yapmak istediğini söylerdi.
ABD ve Suudi
Arabistan'ın mali desteğiyle Sovyet
yapımı silahlar satın alındı ve bunlar Pakistan tarafından mücahitlere
dağıtıldı. Sovyet yapımı silahların tedariki, çatışmaya dış müdahalenin inkar
edilmesini mümkün kıldı. 1985 yılında mücahitlere ABD ve İngiliz yapımı son
teknoloji silahlar verilmesi kararı verildi. Cemiyyet-i İslâmî'nin askeri
lideri, Pençşir Aslanı olarak bilinen Ahmed Şah Mesud, Kızıl Ordu'nun Pençşir'e
yönelik ilerleyişini defalarca püskürttü.
Abdurrasul
Seyyâf, Kabil Üniversitesi İslam Hukuku Fakültesi'nde öğretim üyesiydi. Seyyâf da Kahire'deki el-Ezher
Üniversitesi'nde eğitim görmüş ve burada Müslüman Kardeşler üyeleriyle de
ilişki kurmuştu. Afganistan'da 1972'de Cemiyyet-i İslami içerisinde Rabbani'nin
yardımcısı (muavin) olarak seçildi. Seyyâf daha sonra Davud'un darbesinden
sonra tutuklandı. Sovyet işgaliyle iktidara gelen Babrak Karmal'ın kısa süre
sonra ilan ettiği genel af kapsamında Kabil'deki hapishaneden serbest
bırakıldıktan sonra 1980'de Peşaver'e gitti. Seyyâf'ın önderliğinde,
Afganistan'ın Özgürlüğü için İslam Birliği (İttihad-i İslami bera-yi Azadi-yi
Afghanistan) kuruldu. ve yeni liderin ilk sorumluluklarından biri, Suudi
Arabistan'ın Taif kentinde düzenlenen bir İslam konferansında Afgan
mücahitlerini temsil etti. Seyyâf'ın güçlü yönlerinden biri, Arapçaya olan
akıcı hakimiyetiydi. Afgan cihadını finanse etmek isteyen Arapların gözünde
diğer Afgan liderlerinin önüne geçti. Seyyâf'ın partisi, neredeyse hiç savaş
cephesi olmayan ancak çok miktarda parası olan yedinci grup oldu. Seyyâf artık
Arap Vahhabiler ile bağlantılı olarak adını değiştirmeye razıydı. Seyyâf'ın
artık Abdurrasul (Peygamberin kulu) Seyyâf olarak değil, Abdurrab (Rab olan
Allah'ın kulu) Rasul Seyyâf olarak adını değiştirmişti.
Afganlar genel
olarak Araplara karşı büyük bir sevgi beslemiyorlardı. Çoğunlukla Araplar, Afgan geleneklerine duyarsız olarak
algılanıyordu. Arapların çoğu Afganistan'da savaşmış olsa da, büyük ölçüde
davetsiz misafirlerdi. Afganlar bu insanlardan savaşlarına katılmalarını istememişlerdi.
Kendi sebepleriyle geldiler, oradayken çoğunlukla kendi hallerinde kaldılar ve
ayrıldıktan sonra kendi projeleriyle ilgilendiler. Afganistan'daki savaşın
hikayesi, küresel bir süper gücü yenme ve devirmeye yardımcı olma gibi muazzam
bir başarıya rağmen, bir başarı hikayesi değildir.
Peşaver'deki
Afgan siyasi faaliyetlerinin genel denetiminden sorumlu olan Pakistan Hükümeti
Afgan Mülteciler Komiseri Şeyh Abdullah yalnızca yedi İslami partinin
faaliyetlerine devam etmesine izin verileceğini açıkladı. Peşaver Yedilisi:
1. Cemiyet-i İslami (جمعیت اسلامی) Burhaneddin Rabbani (برهان الدين رباني): Temelleri 1970'lerin başında Kabil'de atılmış, 1972-1973 yıllarında resmi bir siyasi kimlik kazanmıştır.
2. Hizb-i İslami (حزب اسلامی) Gulbeddin Hikmetyar (گلبدین حکمتیار) 1975 yılında, Müslüman Gençlik hareketinden ayrılan Hikmetyar tarafından kurulmuştur.
3. Hareket-ı İnkılab-ı İslami (حرکت انقلاب اسلامی) Mevlevi Muhammed Nebi Muhammedi (محمد نبي محمدي) 1978 yılında, Sevr Devrimi (Nisan 1978) sonrası tüm grupları birleştirmek amacıyla kurulmuş, ancak zamanla Nebi'nin partisine dönüşmüştür.
4. Hizb-i İslami - Halis Grubu (حزب اسلامی خالص) Mevlevi Yunus Halis (یونس خالص) 1979 yılında kurulmuştur.
5. Mahaz-ı Milli-yi İslami (محاذ ملی اسلامی) Seyyid Ahmed Geylani (سید احمد گیلانی) 1979 başında kurulan bu grup, tasavvufi kökenleri ve gelenekçi yapısıyla öne çıkmıştır.
6. Cebhe-i Milli-yi Necat (جبهه ملی نجات) Sibgatullah Müceddidi (صبغت الله مجددی) 1979 yılında kurulan bu grup, tasavvufi kökenleri ve gelenekçi yapısıyla öne çıkmıştır.
7. İttihad-ı İslami (اتحاد اسلامی) Abdülresul Seyyâf (عبد رب الرسول سياف) 1980 yılında (tam adıyla İttihad-ı İslami bera-yi Azadi-yi Afganistan), başlangıçta tüm grupları birleştirmek amacıyla kurulmuş, ancak zamanla Seyyâf'ın kendi partisine dönüşmüştür.
Geylani ve Müceddidî'nin bir mürit tabanı cardı. Hikmetyar'ın yoktu. Nebi ve Halis'in üzerine inşa edebileceği bir din adamları ağı veya İslam metinlerinin insanlara yorumlanmasında sahip oldukları türden yerleşik bir konum ve rolü cardı. Hikmetyar'ın yoktu. Rabbani'nin Peştun olmayanlarla sahip olduğu türden doğal bir seçmen kitlesi vardı. Seyyâf'ın davasına insanları çekmek için elinde bulunan dış mali kaynaklara sahipti. Hikmetyar'ın elinde partinin kendisi ve liderleri gibi dönüştürmeyi amaçladıkları toplumdan uzaklaşmış genç mekteblilerin sadakati vardı. Hikmatyar, partisinin tabanını genişletebilecek ittifaklar kurmaya çalışmak yerine, rakiplerini zayıflatmaya çalıştı ve savaşın büyük bir bölümünde asıl meşguliyeti Kabil'deki rejimi yenmek veya Sovyetleri geri çekilmeye zorlamak değil, mücahitlerin zaferinden sonra ruplar arasında oynanacak olan nihai oyunu kazanmak için kendini konumlandırmaktı.
Bir grup din adamı, Peşaver'deki Mahabat Han Camii'nde toplanarak kalıcı bir ittifak kurulana kadar camiyi terk etmeyeceklerini ilan etti. Liderler birlikte çalışmayı kabul etti ve kurulan bu yeni birliğe Afganistan Mücahitleri İslam Birliği (İttihâd-i İslâmi Mücahidin Afganistan) adı verildi. İttifakın kuruluş anlaşmaları 14 Ağustos 1981'de imzalandı. Ancak Seyyâf ve Hikmetyar, yürütme şurasındaki oy güçlerini artırmak amacıyla, Nebi’nin yardımcısı Mansur’u Hareket'ten ayrılıp kendi grubunu kurmaya ikna ettiler. Aynı dönemde Müceddidi ve Nebi, cephede askeri gücünün zayıf olması ve halk desteğinin azlığı nedeniyle Seyyâf’ın tam yetkili bir lider olarak birliğer katılmasına karşı çıktılar. Geylani, Müceddidi ve Nebi ittifaktan ayrılarak aynı isimle (Afganistan Mücahitleri İslam Birliği) farklı bir oluşum kurdular. Bu kopuş, Afgan direnişinin uzun süre devam edecek olan iki ana kanada bölünmesine yol açtı.
Bahauddin
Majrooh (1928–1988), Peşaver'de 1982'de kurduğu Afgan Enformasyon Merkezi
(Afghan Information Center - AIC) aracılığıyla aylık İngilizce bültenler
yayımlayarak Sovyet-Afgan Savaşı sırasında bilgi sağlayan en önemli
kaynaklardan biriydi.
Filistin kökenli Abdullah Azzam (1941-1989) Ürdün Üniversitesi'ndeki görevine son verilmesinin ardından önce Suudi Arabistan'a gidip, 1981 yılında Pakistan'a yerleşerek İslamabad'daki Uluslararası İslam Üniversitesi'nde ders vermeye başladı. Afganistan'daki Sovyet işgaline karşı mücadeleye odaklanan Azzam, 1984 yılında Peşaver'e taşındı ve Usame bin Ladin ile birlikte "Mücahidlere Hizmet Ofisi"ni (Maktebü'l-hidemât) kurdu. Savaşa katılmayı dünya çapındaki tüm Müslümanların kişisel görevi (farz-ı ayn) olarak tanımladı.
1980'lerde Nebraska Üniversitesi'nde Pakistan'daki mülteci kamplarındaki Afgan çocukları için ders kitapları hazırlandı. 1984'ten 1994'e kadar, Sovyetler Birliği'ne karşı Afgan cihadı sırasında, Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID), Afgan çocukları için ders kitapları hazırlamak üzere Nebraska-Omaha Üniversitesi'ne 51 milyon dolarlık bir hibe verdi. "Cihad Okuryazarlığının Alfabesi" gibi ders kitapları, Sovyetler Birliği'ne karşı cihad şeklinde şiddeti teşvik etmeyi amaçlıyordu. "Cihad Okuryazarlığının Alfabesi"ndeki T harfi için verilen derste, Peştuca'da silah anlamına gelen "topak" kelimesi yer alıyor.
Sovyetler SSCB, Afganistan'daki komünist hükümeti desteklemek amacıyla 24 Aralık 1979'da ülkeye girmeye başladı. Resmi olarak kapsamlı işgal 27 Aralık'ta, Leonid Brejnev'in talimatıyla gerçekleşti. Mihail Gorbaçov liderliğindeki SSCB, 14 Nisan 1988'de imzalanan Cenevre Anlaşması uyarınca Afganistan'dan çekilme kararı aldı. Son Sovyet askerleri 15 Şubat 1989'da Dostluk Köprüsü'nden geçerek Afganistan'dan çekildi.
Sovyet güçlerinin çekilmesiyle Peşaver partilerine sağlanan mali yardımın azalması ve yerel cephelere verilen desteğin de düşmesi sonucu eşkıyalık da arttı. Birçok komutan ihtiyaç duydukları kaynakları sağlamak için halka yöneldi. Sovyet güçlerinin çekilmesinden sonraki dönem, silahlı adamlar dönemi (topakeyano daurai) olarak anılmaya başlandı. Bu isimlendirme, insanların gözünde bir zamanlar saygı duyulan mücahitlerin sadece kendi bencil amaçlarına odaklanmış silahlı adamlara dönüştüğünü ifade ediyordu. İşgale karşı savaşırken mücahit denilen gruplar, yabancı güçler çekilince birbirleriyle güç kavgasına tutuştular. 1992-1996 yılları arasındaki bu dönemde, yol kesme ve haraç gibi uygulamalar, halkın gözündeki imajı yerle bir etti.
Abdürreşid Dostum ve liderliğindeki Özbek milis gücü Cunbiş-i Milli (جنبش ملی اسلامی افغانستان) 1992 yılı başlarında Necibullah hükümetine olan desteğini çekmiştir. Dostum, Necibullah'ın özellikle kuzeydeki (Mezar-ı Şerif) Özbek milislerini pasifize etme ve Peştun komutanları atama çabalarına karşı çıkarak, Tacik komutan Ahmed Şah Mesud ile ittifak kurmuştur.
Necibullah'ın 16 Nisan 1992'deki istifa edip Kabil'deki BM Temsilciliği'ne sığınmasının ardından Ahmed Şah Mesud Kabil'deki Perçem liderleri ve Raşid Dostam arasında yapılan bir anlaşma, Mesud'un Kabil'i kansız bir şekilde ele geçirmesini sağladı. Sibgatullah Müceddidi yeni İslami hükümetin başkanlığını üstlendi ve parti liderleri, başkanlık ve bakanlık görevlerinin düzenli olarak aralarında dönüşümlü olarak paylaşılması konusunda anlaştılar.
Sıbgatullah Müceddidî, Sovyet-Afgan Savaşı'nın ardından kurulan Afganistan İslam Cumhuriyeti'nin ilk başkanı olmuştur. Sıbgatullah Müceddidî, 24 Nisan 1992 tarihinde imzalanan Peşaver Anlaşması uyarınca 28 Nisan 1992'de cumhurbaşkanlığı görevine başlamıştır. İki aylık görev süresinin ardından, 28 Haziran 1992 tarihinde makamını Burhâneddin Rabbânî'ye (1940-2011) devretmiştir.
Rabbânî'nin cumhurbaşkanlığı devir almasından kısa bir süre sonra, başkent Kabil yoğun bir saldırıya maruz kalmıştır. Gülbeddin Hikmetyar liderliğindeki Hizb-i İslami güçleri, Rabbani hükümetini tanımayarak şehrin güneyindeki Çaryasab (Charasyab) bölgesindeki üslerinden Kabil'e roket ve füze fırlatmıştır. Burhâneddin Rabbânî’ye karşı İslâm Cephesi lideri Gülbeddin Hikmetyar ve Cünbiş-i Millî lideri Özbek General Abdürreşid Dostum’un güçleri birleşince 1993’te iç savaş başladı. Bu saldırılar, Kabil'de büyük bir yıkıma yol açmış ve 1992-1996 yılları arasındaki iç savaş süresince binlerce sivilin ölümüne ve şehrin harabeye dönmesine neden olmuştur.
Çatışmaları durdurmak adına taraflar 20
Mayıs 1993 tarihinde Celalabad Anlaşması'nı imzalamış ve Hikmetyar 17 Haziran
1993'te Başbakanlık görevine başlamıştır. Ancak Hikmetyar Kabil dışındaki
karargahında kalmaya devam etmiş ve hükümetle olan gerginliği sürmüştür.
Taliban güçleri 14 Şubat 1995 tarihinde Hikmetyar'ı ve Hizb-i İslami
milislerini Çaryasab'daki bu ana üslerinden çıkararak silahsızlandırmıştır.
Hikmetyar bu yenilginin ardından ağır silahlarını geride bırakarak önce
Surubi'ye, ardından İran'a çekilmek zorunda kalmıştır. Taliban'ın Kabil'e
yaklaşması, Rabbânî ve Hikmetyar'ı tekrar bir araya getirmiştir. Hikmetyar,
Taliban tehdidine karşı 26 Haziran 1996 tarihinde tekrar Başbakan olarak göreve
başlamış olsa da bu ittifak, Taliban'ın 27 Eylül 1996 tarihinde Kabil'i ele
geçirmesini engelleyememiştir.
Sıbgatullah Müceddidî, 2003 yılındaki Loya Jirga (Büyük Meclis) başkanlığı sırasında, Taliban sonrası Afganistan'ın demokratik yapısının temelini oluşturan yeni anayasanın kabul edilmesinde dengeleyici bir figür olarak görev yapmıştır. Ardından 2005 yılında parlamentonun üst kanadı olan Meshrano Jirga (Senato) başkanlığına seçilerek ülkenin yasama sürecinde etkisini sürdürmüştür. 11 Şubat 2019 tarihinde Kâbil'de 95 yaşında vefat etmiştir.
Burhâneddin Rabbânî 20 Eylül 2011'de Kâbil’deki evinde düzenlenen bir intihar saldırısıyla öldürüldü.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder