Tâlibân طالبان

  • Tâlibân طالبان

Abdulhay Mutmain (1974-2021)
Bu kitap Taliban aşıklarını mutlu etmeyeceği gibi ondan nefret edenleri de memnun etmeyecektir (s. 12).

Abdulhay Mutmain, Taliban, Çeviren: Mehdi Canpolat, Murabit Yayınları 2025


Kandahar'da Kültür Bakanlığı'nde görevdeydim.
11 Nisan 1998 tarihinde, Kandahar şehrinin kuzeyinde yer alan Miyanku bölgesinde, eski bir komünist istihbaratı (KhAD Khadamat-e Aetla'at-e Dawlati خدمات اطلاعات دولتی) mensubunun itirafı üzerine, istihbarat tarafından öldürülen bölge âlimlerine ait bir toplu mezar tespit edilmişti. Olay hakkında bir rapor hazırladım. Radyoda spiker yerine akşam haberlerini sundum. Eski Kandahar Valisi Rahmanî aracılığıyla BBC’den bana ulaşılmış ve toplu mezar hakkında demeç vermem talep edilmişti. Dışişleri Bakanı Ahmed Mütevekkil, yanında bulunan Molla Ömer’in BBC ile görüşmem yönündeki talimatını iletmişti. Bu gelişme, dört yıl sürecek sözcülük görevimin başlangıcını oluşturmuştu. Ulusal ve uluslararası meselelerde kamuoyunda Molla Ömer’i temsil ettim (s. 10).


Üç veya dört yaşındaydım. 
27 Nisan 1978 tarihinde, kanlı bir askerî darbe (Sevr/Saur Devrimi) ile Davud Han’ı (1909–1978) öldürerek yönetimini (1973–1978) deviren komünist Halk Demokratik Partisi (PDPA) yönetimi (1978-1992) babamı götürmüştü. Onu bir daha göremedik. Giydiğim eskimiş elbiselerim bir yetim olduğumu gösteriyordu. Sakalsız, bıyıklı herkesi babamın katili gibi görmeye başlamıştım (s. 7).


Afgan komünisler durumu kontrol altına alamayınca Sovyet SSCB koministlerinden yardım istediler. Kızıl Ordu 24 Aralık 1979'da başlattığı ve 15 Şubat 1989'a kadar süren müdahaleyle Afganistan'ı cehenneme çevirdi.


[Pakistan’da Ziyâülhak döneminde (1977-1988) Afgan direnişine destek vermiş, Pakistan topraklarında çok sayıda Afganlı mültecinin yaşamasına imkân tanımıştır. İslamileştirme (Nizam-ı Mustafa) politikaları kapsamında, özellikle Daru’l-Ulûm Diyobend ekolüne bağlı medreseleri desteklemiştir.]


Bir gün kuru ekmek ve yeşil çaydan ibaret kahvaltı için oturduğumda tank sesleri ve çığlıklar duydum. Ben ve abim tarlalara doğru koşup kurumuş bir kanal içerisinde saklandık (s. 8).


Küçük yaşta dinî eğitim almak amacıyla Pakistan’a gittik. Din bize insanlığı öğretirken toplumumuzda buna rastlayamadık. Peşaver’de bazı cihad komutanlarının savaştan kazanç sağlayarak lüks bir yaşam sürdüklerine şahit olduk. Afganistan'da komünist rejiminin (Nur Muhammed Tereki 1978-1979, Hafîzullah Emin 1979, Babrak Karmal 1979-1986, Necibullah1986-1992) devrilmesinin ardından, savaşı kazanan eski mücahid grupların vahşetine tanık olduk. Medreseye başladıktan sonra bir gün bu vahşilere karşı silaha ihtiyaç duyacağımızı düşünmedik (s. 9).


Bizler Sovyetler Birliği'nin vahşi, Batı'nın ise insancıl olduğunu zannediyorduk. Batılıların evlerimizi bombalaması ve çocuklarımızı katletmesi bize çok garip gelmişti. Batı medyası ve Afgan sözcüler, işgalci Amerikalıların silahlarına övgüler diziyordu (s. 11).


Tâlibân kelimesi medreselerde dini eğitim alan öğrenci anlamındaki tâlib (ilim taleb eden) kelimesinin çoğuludur. Arapça talebe veya tullâb kelimeleri bu anlamdadır. Bu medreselerde ders veren müderris için molla, mevlevi ve mevlânâ isimlendirmeleri kullanılır. Afganistan'da Şiîler ahund kelimesini molla veya cami imamı anlamında kullanır. Peştuca ahund kelimesi yarım molla anlamında alçatma için kullanılır (s. 14).




Facts About Taliban


https://web.archive.org/web/20010216181848/http://afghan-politics.org/Reference/Taliban/facts_about_taliban.htm
PDF  Büyükkara, M. Ali, "Bir inanç ve imaj sorunu olarak İslam’ın ‘Taliban'cası’", Günümüz İnanç Problemleri, 2001, s. 277-287

Mehmet Ali Büyükkara, “Dışlamacı Müslümanlığın Orta Asya’daki İzdüşümleri: Selefilik Hareketi ve Taliban”, [M. S. Kafkasyalı (ed.), Orta Asya’da İslam, Ankara, 2012] içinde, III. cilt, s.1287-1324.

------------



Kendi dilinden Taliban
Afganistan ve Orta Asya Üzerine Olivier Roy
Orta Asya ve Afganistan'da Etnik ve İslami Kimlik Çatışması Olivier Roy

“Talebe Hareketi”nin Yükseltilişi ve Düşürülmesi [PDF]

http://www.impr.org.tr/wp-content/uploads/2013/12/Aral%C4%B1k-2013.pdf
Darul Uloom Jamia Haqqania Akora Khattak
دار العلوم حقانیہ‎

http://www.jamiahaqqania.edu.pk/
مولوی فضل الرحمان
مولوی سمیع الحق

شرعية حكومة طالبان في أفغانستان  الشيخ حمود بن عقلاء الشعيبي

Written by His Excellency, the Sheikh, the Teacher Hammoud bin Uqlaa' Ash-Shuaibi

2nd Ramadan, 1421 Hijri/ 29 November 2000 Al-Qaseem
http://www.al-oglaa.com/?section=subject&SubjectID=180


 Afganistan’daki İslami hareket Mısır’daki Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) ve Seyyid Kutub gibi isimlerin eserlerinden etkilenmişlerdir. Gulam Muhammed Niyazi (غلام محمد نیازی)(1932-1979) Kabil Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesiydi. Mısır’daki el-Ezher Üniversitesi’nde eğitim gören Niyazi, Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) hareketinin görüşlerinden etkilenmiştir. 1957 yılında Paghman’daki Ebu Hanife Medresesi’nde küçük bir grup kurmuştur. Kabil Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde hoca olarak örev yaptığı dönemde Burhaneddin Rabbani (برهان الدین ربانی)  ile Gülbeddin Hikmetyar (گلبدین حکمتیار) gibi geleceğin direniş liderlerini etkilemiştir. 1974’te dönemin hükümeti tarafından tutuklanmış, 1979’daki komünist darbenin ardından hapishanede şehit edilmiştir. İslami hareket gençlik kolu Müslüman Gençlik Teşkilatı (سازمان جوانان مسلمان) ve akademik ayağı Nahda-i İslami (نهضت اسلامی) ile faaliyet gösteren hareket, 1972'ye kadar Niyazi, daha sonra Burhaneddin Rabbani liderliğinde Cemiyet-i İslami (جمعیت اسلامی) çatısı altında hem açık hem de gizli çalışmalar yürüttü.

Afganistan’daki İslami hareket, liderler arasındaki nüfuz mücadelesi, içindeki etnik Peştun ve Tacik kanatları arasındaki görüş ayrılıkları, komünist rejime ve sonrasındaki Sovyet işgaline karşı yürütülecek mücadelenin yöntemi gibi nedenlerle parçalanmıştır. Bu bölünmeler sonucunda Afganistan'ın hem işgale karşı direnişinde hem de sonrasındaki yıkıcı iç savaş döneminde birbiriyle çatışan siyasi ve askeri gruplara dönüşmüştür. 

Sovyetler Birliği'nin teknik desteğiyle 1964 yılında Sâleng Tüneli’nin açılması, kuzeyden başkent Kabil'e ulaşımı 72 saatten 10 saatin altına düşmüştür. Bu gelişme, Afganistan'ın  güney bölgelerinde yaşayan Peştunlar ile kuzey bölgelerinde yaşayan Tacikler, Özbekler ve Türkmenler arasındaki ticari bağları güçlendirirken, karşılıklı dil ve kültürel etkileşimin de hızla artmasına vesile olmuştur.

Marksist-Leninist çizgideki Afganistan Halk Demokratik Partisi (حزب دموکراتیک خلق افغانستان) (PDPA) Ocak 1965 tarihinde Kabil’de Nur Muhammed Tereki’nin (نورمحمد تره‌کی) evinde düzenlenen bir toplantıyla kuruldu. Parti 1967’de iki ana fraksiyona bölündü: Tereki önderliğindeki radikal/kırsal tabanlı Halk (Khalq, خلق) grubu ile Babrak Karmal (ببرک کارمل) (1929 - 1996) önderliğindeki ılımlı/şehirli tabanlı Bayrak (Perçem/Parcham, پرچم ) grubu. 

1968’de Minhacuddin Gahez (منهاج الدين گهيز) (1932-1972), Peştuca “şafak” anlamına gelen Gahez adlı haftalık bir gazete kurdu. Gazete, Afganistan’da yükselen komünist ideolojiye ve ülkenin özellikle SSCB olmak üzere dış güçlerin etkisi altına girmesine karşıydı. Gahez, 7 Eylül 1972’de Kabil’deki evinde kimliği belirsiz kişilerce suikasta uğradı. 

Kabil Üniversitesi'nin farklı fakültelerini temsil eden bir grup öğrenci, 1969 yılında Müslüman Gençlik Örgütü'nü kurmuştur. Öğrencilerin çoğu Sünni olsa da aralarında Şii üyeler de bulunmaktaydı. Liderleri Abdurrahim Niyazi (عبدالرحیم نیازی) 1970 yılında lösemi nedeniyle vefat etmiştir. Komünist yayınlarda karikatür ve şiirlerle Hz. Peygamber'e hakaret edilmesi sebebiyle 24 Mayıs 1970 tarihinde Kabil'in merkezindeki Pul-i Khishti Camii'nde ulema tarafından büyük bir protesto düzenlenmiştir. Bir aydan fazla süren bu protestoyu Kral Zahir Şah  (1933-1973) hükümeti, komünist muhalefeti dengelemek amacıyla başlangıçta desteklemiş ve kolaylaştırmıştır. Ancak gösteriler, Muhammed Ataullah Feyzani gibi isimlerin liderliğinde yönetime karşı bir eleştiriye dönüşünce Kraliyet Afgan Ordusu'nun müdahalesiyle dağıtılmıştır.

Komünist yayınlarda karikatür ve şiirlerle Hz. Peygamber’e hakaret edilmesi üzerine 24 Mayıs 1970’te Kabil’in merkezindeki Pul-i Khishti Camii’nde (مسجد پل خشتی) ulema tarafından büyük bir protesto düzenlendi. Göstericiler komünist faaliyetlerin yasaklanmasını talep etti. Bir aydan fazla süren bu protestoyu Kral Zahir Şah (1933-1973) ve Başbakan Nur Ahmed İ'timâdî hükümeti, komünist muhalefeti dengelemek amacıyla başlangıçta destekledi ve kolaylaştırdı. Ancak gösteriler, Muhammed Ataullah Feyzani (شهید عطاالله فیضانی) gibi isimlerin liderliğinde yönetime karşı bir eleştiriye dönüştü. Hükümete sundukları 22 maddelik bir öneri ile modernleşme adı altında yürütülen, İslami değerlerle çatışan sosyal reformların durdurulmasını istediler.  Cuma hutbelerinden kralın adını çıkardılar. Bunun üzerine Kraliyet Afgan Ordusu müdahale ederek gösterileri dağıttı.

Müslüman Gençlik Örgütü’nün Abdurrahim Niyazi ve Mevlevi Habiburrahman gibi bazı öğrenci liderleri Pul-i Khishti protestosuna dolaylı olarak dahil olsalar da, üyelerin çoğu gerekli medrese eğitimine sahip olmadıkları gerekçesiyle dışlandı. Bu durum, üniversite ve lise öğrencileri ile medrese eğitimi almış mollalar ve din adamları arasındaki ayrımı ortaya çıkardı. Müslüman Gençlik üyeleri, cami protestosunun başarısızlığını dışarıdan gözlemledi. Gösterilerin resmi amacından sapması üzerine hükümetin sert tavır alması, rejimin güvenilmez olduğunu kanıtladı. Haftalarca hükümetin yanıtını bekleyen mollaların müdahale anında bir eylem planları yoktu; süreç, mollaların otobüslere binip evlerine dönmesiyle sonuçlandı.

1971’de hükümet, ülke genelindeki cami ve türbelerin mali kontrolünü tek bir merkezde toplamayı amaçlayan “Riaset-ı Hac ve Vakıflar” kurumunu kurdu. Bu kurum, dini yapıların mali yönetimini üstlenmenin yanı sıra yeni camiler inşa etmeyi, imam ve müezzin atamaları ile maaşlarını ödemeyi hedefliyordu. Pul-i Khishti gösterileri sırasında yaşlı din adamlarının yaşadığı aşağılanmaya tanık olan Müslüman öğrenci liderleri, aynı kaderi paylaşmamaya kararlıydı.

Mayıs 1972’de Kabil Üniversitesi’nde İslam ekonomisi ilkelerini küçümseyen bir profesöre karşı başlayan tepkiler protestoya dönüştü. Hükümet, Hikmetyar da dahil olmak üzere birçok lideri tutukladı ancak daha sonra serbest bıraktı.

Zahir Şah, Roma’da bulunduğu sırada kuzeni ve eski başbakan Muhammed Davud Han, 17 Temmuz 1973’te bir darbeyle monarşiyi yıkarak cumhuriyeti ilan etti. Davud Han, iktidarının ilk yıllarında komünist (Perçem/Parcham, PDPA) unsurlarla işbirliği yaptı. 1974’ten itibaren İslamcılara yönelik tutuklamalara başladı. Gulam Muhammed Niyazi tutuklandı. Burhaneddin Rabbani ise Kabil Üniversitesi kampüsünde tutuklanmak istendi ancak öğrencilerinin yardımıyla polisin elinden kurtularak kaçmayı başardı.

Burhaneddin Rabbani (1940-2011), Tacik asıllıdır. Kabil’deki Ebu Hanife Medresesi’ni bitirdi. 1960’ta Kabil Üniversitesi İslami İlimler ve İslam Hukuku Fakültesi’ne kaydoldu. 1963’te mezun olduktan sonra, henüz 23 yaşındayken fakültenin öğretim üyelerinden biri oldu. 1966’da Kahire’ye giderek Ezher Üniversitesi’nde İslam felsefesi alanında yüksek lisans yaptı. Burada İhvan-ı Müslimin hareketiyle yakından ilgilendi. 1968’de ülkesine döndü ve Seyyid Kutub'un çeşitli eserlerini Farsçaya çevirdi. Cemiyyet-i İslâmî'de  görev aldı. 1972 yılında Rabbani, Afganistan Cemiyyet-i İslâmî  liderliğine seçildi. Cemiyyet-i İslâmî, devlet memurlarının yanı sıra Kabil’in teknik ve bilim fakültelerinden mezunları da kendine çekti; bunlar arasında Ahmed Şah Mesud ve birkaç yıl sonra kendi grubunu kuracak olan Gülbeddin Hikmetyar da vardı. 1974'de   hakkında tutuklama kararı çıkarılınca Kâbil’den ayrılarak Pakistan’a gitti. 

Müslüman Gençlik üyeleri, Ağustos 1975’te (1354 Şemsi yılı) Pençşir ayaklanmasıyla birlikte Surh Rud, Paktia, Laghman ve Logar gibi bölgelerde hükümet tesislerine silahlı saldırılar düzenledi. Saldırıların amacı, Davud hükümetine karşı ülke çapında bir ayaklanmayı tetiklemek ve eş zamanlı olarak Kabil’de bir askeri darbe gerçekleştirmekti; ancak bekledikleri desteği alamadılar. Bu planın başarısızlığı, hareketin önde gelen isimlerinden birçoğunun tutuklanıp daha sonra hükümet tarafından idam edilmesiyle Müslüman Gençliği'ni büyük ölçüde zayıflattı. Pakistan'a geçenler Ebü’l-A‘lâ Mevdûdî’nin (1903-1979) fikirleriyle Ağustos 1941’de Lahor’da kurulan Cemâat-i İslâmî  yanında Cemaat-i Ulema-i İslam ile de temas kurdular.

Deoband geleneğinin siyasi temsilcisi olarak ortaya çıkan Cemaat-i Ulema-i Hind'den (JUH) ayrılan Şebbir Ahmed Osmani ve arkadaşları tarafından 1945 yılında Cemaat-i Ulema-i İslam (JUI) kurulmuştur.  JUH  Hindistan'ın bölünmesine karşı çıkıp Kongre Partisi ile hareket etmiş, Şebbir Ahmed Osmani ve arkadaşları Muhammed Ali Cinnah liderliğindeki Pakistan fikrini ve Müslüman Birliği'ni (Muslim League) desteklemesidir. Şebbir Ahmed Osmani, Pakistan'ın kuruluşundan sonra da ülkenin ilk anayasal ilkelerinin (Objectives Resolution) hazırlanmasında kilit bir rol oynamıştır. Bugün bu hareket, Pakistan siyasetinde JUI-F (Fazlurrahman grubu) gibi farklı kanatlarla varlığını sürdürmektedir.

1975'te Gulbeddin Hikmetyar, Burhaneddin Rabbani liderliğindeki Cemiyyet-i İslâmî'den  ayrıldı ve kendi liderliğinde Peştunların çoğunlukta olduğu daha merkeziyetçi ve militan bir yapı olan Hizb-i İslami'yi kurdu.

27-28 Nisan 1978 tarihlerinde gerçekleşen ve Sevr Devrimi (Nisan Devrimi) olarak adlandırılan askerî darbe ile komünist Afganistan Demokratik Halk Partisi (PDPA), Davud Han ile ailesini öldürdü, iktidarı ele geçirerek Afganistan Demokratik Cumhuriyeti'ni kurdu. Bu süreçte Gulam Muhammed Niyazi, 1979 yılında hapishanede şehit edildi.

Pakistan'a sığınan din âlimleri, Hikmetyar ile Rabbani arasındaki rekabeti bitirerek direnişi birleştirmeye çalıştı. Mevlevi Muhammed Nebi Muhammedi (1920-2002), saygın bir din adamıydı. 1969'da Logar milletvekili olarak girdiği parlamentoda Babrak Karmal ile sert bir tartışma yaşamış ve onun hastanelik olmasına yol açmıştı. Devrimden sonra kardeşi Molla Can öldürülünce Nebi, Pakistan’ın Kuetta şehrine göç etti.

Eylül 1978 başlarında, Afganistan İslam Devrimci Hareketi (Harakat-i İnkılab-ı İslami-yi Afganistan) adıyla yeni bir ittifak kuruldu ve liderliğine Nebi seçildi. Hizb-i İslami ve Cemiyet-i İslami üyeleri, Peşaver'deki toplantıda Nebi'ye biat etti. Bu ittifaktan memnun olmayanlar da vardı. Dört ay sonra sonra ittifaktan ayrılanlar oldu. Kandahar'daki subayların planladığı gizli bir ayaklanma pılanı sızması sonucu hükümet subayları yakaladı ve ayaklanmaya katılanlar büyük ölçüde tasfiye edildi. Nebi, Kandahar olayıyla bir ilgisi olmadığını savunarak Hikmetyar ve Rabbani’yi kendi arkasından iş çevirmekle suçladı.

Sıbgatullah Müceddidî (صبغت‌ الله مجددی) (1926-2019), Nakşibendi-Müceddidî tarikatının kurucusu İmâm-ı Rabbânî’nin  (ö. 1034/1624) torunudur. Ezher’de İslam hukuku eğitimi aldıktan sonra 1952’de Afganistan’a dönerek liselerde ve Kabil Üniversitesi’nde ders verdi. 1959 yılında dönemin Sovyetler Birliği Başbakanı Nikita Kruşçev’e yönelik bir suikast girişimi planlamakla suçlandı ve 1964’e kadar yargılanmaksızın hapsedildi. Müceddidî’nin sol görüşlü kardeşi Rahmetullah Müceddidî planı öğrenip komünist gruba iletmiş, böylece olay hükümete ihbar edilmiştir. Sovyet işgaline karşı silahlı direniş çağrısı yapmış ve Afgan Ulusal Kurtuluş Cephesi'ni (Cebh-i Nejat-i Milli) kurmuştur. 

Sıbgatullah Müceddidi Peşaver'e geldiğinde Nebi’nin hareketine katılmayı reddederek Afgan Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni (Cebhe-i Necat-ı Milli) kurdu. Rabbani de bu cebheye katıldı. Kısa süre sonra Hikmetyar da ittifaktan ayrılarak Hizb-i İslami'yi yeniden kurdu. Hikmetyar ve Rabbânî ayrıldıktan sonra Nebi, ulemanın teşvikiyle Harakat'ı bir ulema partisi olarak yaşatmaya karar verdi. Parti, Pakistanlı etkili din adamlarından maddi destek aldı.

Abdülkadir Geylani'nin neslinden olan Ahmed Geylani (1932-2017) Afganistan'daki Kadiri tarikatının lideriydi. 1979'da kurduğu Mehaz-ı Milli İslami (Afganistan Ulusal İslami Cephesi) ile Sovyet işgaline karşı savaşan en önemli mutasavvıf mücahit liderlerinden biridir. Peştun tabanlı geleneksel dini yapıyı temsil eden ılımlı bir duruş sergilemiştir. Müceddidi ile birlikte mücahit direnişinin tasavvuf kanadını oluşturmuştur. Sürgündeki kral Zahir Şah ile görüşüyorlardı. Ahmed Geylani, 2001 sonrası dönemde de Taliban ile hükümet arasında köprü kurmaya çalışmıştır.

Mevlevi Yunus Halis (1919-2006), kendi grubunu oluşturarak yeni bir Hizb-i İslami kurdu. Hikmetyar da ittifaktan ayrılarak kendi partisini aynı isimle yeniden yapılandırdı. Böylece direniş sahasında liderlerinin isimleriyle ayırt edilen iki ayrı yapı ortaya çıktı: Hizb-i İslami (Hikmetyar) ve Hizb-i İslami (Halis). Mevlevi Yunus Halis gibi geleneksel medrese eğitimi almış dini liderler, devlet okullarından (maktab) gelen Hikmetyar ve çevresini küçümseyici bir ifadeyle 'mektepliler' (maktabiyân) olarak adlandırıyordu. Halis bir devlet bakanlığında görev yapmış, Nebi ise kralın egemenliğini tanıyan bir parlamento üyesi olarak sistemin içinde yer almıştı.

Mevlevi Yunus Halis liderliğindeki grubun en etkili saha komutanı olan Celaleddin Hakkani (1939-2018), Paktia vilayetinde geniş bir üs ağına sahipti. Hakkani, Pakistan'daki ünlü Daru'l-Ulum Hakkaniye Medresesi'nde eğitim almıştı.

Semerkant ve Buhara'da bulunan medreseler Afgan ulemasının istifade ettiği merkezlerden olmuştur. Ancak Maveraünnehir bölgesinin Rus işgaline maruz kalması bu kadim ilim merkezleri ile Afganistan arasındaki bağı koparmıştır. On dokuzuncu yüzyıldan itibaren Afgan uleması, Daru'l-Ulum-i Deobend'e ait medreselere yönelmiştir. Afganlılar Hindistan'da ya da 1948'den beri Pakistan' da bulunan Deabendi medreselerine gitmektedir. Deobend ve benzeri medrese mezunlan Afganistan'a dönüşlerinde genellikle kendi medreselerini tesis etmektedirler. Taliban hareketi, Deoband ekolünün müfredatına dayanmaktadır. Pakistan’daki Hakkaniye gibi medreseler, bu ekolün Afganistan üzerinde etkisi yüksek ana merkezler haline gelmiştir.

Afganistan Şiilerinin dini lideri olarak kabul edilen Ayetullah Asıf Muhsini (1935 - 2019) de 1979 yılında Hareket-i İslami örgütünü kurmuştur. Muhsini, 2007 yılında Kabil'de Hatemü'n-Nebiyyin adında medrese açmıştır.

Müceddidi liderliğindeki Cebhe-i Necat-ı Milli partisinin ülke genelinde planladığı ayaklanma  için gönderilen mektupların zamanından önce ulaştırılması nedeniyle vaktinden önce başladı. Ülkenin batısında yer alan tarihi öneme sahip Herat'ta halk erken ayaklandı. Celalabad, Kunar, Nuristan ve Kabil'de küçük çaplı olaylar çıktı. Herat'ta 15-20 Mart 1979'da halk ayaklandı (24 Hut Ayaklanması). Sovyet danışmanlar öldürüldü. Afgan pilotlar kendi halkını bombalamayı reddetti. Bunun üzerine Sovyetler Birliği, komşu Tacikistan üzerinden havalanan uçaklarla şehri ağır bombardımana tuttu. Komünist rejim ordusu kara harekatı yaparak isyanı kanlı bir şekilde bastırmıştır. Ayaklanma sonucunda çok sayıda sivil hayatını kaybetmiş (tahminler 5.000 ile 25.000 arasında), şehir harabeye dönmüştür. Müceddidi, ayaklanmanın kendi planına ihanet sonucu çıktığını iddia etti; Rabbani ise suçlamaları reddetti. Bu başarısızlık sonucunda Cebhe-i Necat büyük ölçüde itibar kaybetti.

14 Eylül 1979'da Başbakan Hafizullah Emin (1929-1979) , Nur Muhammed Tereki'yi devirerek kendini cumhurbaşkanı ilan etti. Emin'in milliyetçi görüşleri ile Pakistan ve Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkileri iyileştirme girişimleri üzerine Sovyetler Birliği, 24 Aralık 1979'da Afganistan'ı işgal etti. Emin öldürüldü. Başa getirilen Perçem kanadının lideri Babrak Karmal (1929-1996) , 1986 yılına kadar Afganistan'ın cumhurbaşkanlığını yaptı. Karmal Afganistan'ı Sovyetler Birliği'nin on altıncı cumhuriyeti yapmak istediğini söylerdi.

ABD ve Suudi Arabistan'ın mali desteğiyle  Sovyet yapımı silahlar satın alındı ve bunlar Pakistan tarafından mücahitlere dağıtıldı. Sovyet yapımı silahların tedariki, çatışmaya dış müdahalenin inkar edilmesini mümkün kıldı. 1985 yılında mücahitlere ABD ve İngiliz yapımı son teknoloji silahlar verilmesi kararı verildi. Cemiyyet-i İslâmî'nin askeri lideri, Pençşir Aslanı olarak bilinen Ahmed Şah Mesud, Kızıl Ordu'nun Pençşir'e yönelik ilerleyişini defalarca püskürttü.

Abdurrasul Seyyâf, Kabil Üniversitesi İslam Hukuku Fakültesi'nde öğretim üyesiydi.  Seyyâf da Kahire'deki el-Ezher Üniversitesi'nde eğitim görmüş ve burada Müslüman Kardeşler üyeleriyle de ilişki kurmuştu. Afganistan'da 1972'de Cemiyyet-i İslami içerisinde Rabbani'nin yardımcısı (muavin) olarak seçildi. Seyyâf daha sonra Davud'un darbesinden sonra tutuklandı. Sovyet işgaliyle iktidara gelen Babrak Karmal'ın kısa süre sonra ilan ettiği genel af kapsamında Kabil'deki hapishaneden serbest bırakıldıktan sonra 1980'de Peşaver'e gitti. Seyyâf'ın önderliğinde, Afganistan'ın Özgürlüğü için İslam Birliği (İttihad-i İslami bera-yi Azadi-yi Afghanistan) kuruldu. ve yeni liderin ilk sorumluluklarından biri, Suudi Arabistan'ın Taif kentinde düzenlenen bir İslam konferansında Afgan mücahitlerini temsil etti. Seyyâf'ın güçlü yönlerinden biri, Arapçaya olan akıcı hakimiyetiydi. Afgan cihadını finanse etmek isteyen Arapların gözünde diğer Afgan liderlerinin önüne geçti. Seyyâf'ın partisi, neredeyse hiç savaş cephesi olmayan ancak çok miktarda parası olan yedinci grup oldu. Seyyâf artık Arap Vahhabiler ile bağlantılı olarak adını değiştirmeye razıydı. Seyyâf'ın artık Abdurrasul (Peygamberin kulu) Seyyâf olarak değil, Abdurrab (Rab olan Allah'ın kulu) Rasul Seyyâf olarak adını değiştirmişti.

Afganlar genel olarak Araplara karşı büyük bir sevgi beslemiyorlardı. Çoğunlukla Araplar,  Afgan geleneklerine duyarsız olarak algılanıyordu. Arapların çoğu Afganistan'da savaşmış olsa da, büyük ölçüde davetsiz misafirlerdi. Afganlar bu insanlardan savaşlarına katılmalarını istememişlerdi. Kendi sebepleriyle geldiler, oradayken çoğunlukla kendi hallerinde kaldılar ve ayrıldıktan sonra kendi projeleriyle ilgilendiler. Afganistan'daki savaşın hikayesi, küresel bir süper gücü yenme ve devirmeye yardımcı olma gibi muazzam bir başarıya rağmen, bir başarı hikayesi değildir.

 

Peşaver'deki Afgan siyasi faaliyetlerinin genel denetiminden sorumlu olan Pakistan Hükümeti Afgan Mülteciler Komiseri Şeyh Abdullah yalnızca yedi İslami partinin faaliyetlerine devam etmesine izin verileceğini açıkladı. Peşaver Yedilisi:

1. Cemiyet-i İslami (جمعیت اسلامی) Burhaneddin Rabbani (برهان الدين رباني): Temelleri 1970'lerin başında Kabil'de atılmış, 1972-1973 yıllarında resmi bir siyasi kimlik kazanmıştır.

2. Hizb-i İslami (حزب اسلامی) Gulbeddin Hikmetyar (گلبدین حکمتیار) 1975 yılında, Müslüman Gençlik hareketinden ayrılan Hikmetyar tarafından kurulmuştur.

3. Hareket-ı İnkılab-ı İslami (حرکت انقلاب اسلامی) Mevlevi Muhammed Nebi Muhammedi (محمد نبي محمدي) 1978 yılında, Sevr Devrimi (Nisan 1978) sonrası tüm grupları birleştirmek amacıyla kurulmuş, ancak zamanla Nebi'nin partisine dönüşmüştür.

4. Hizb-i İslami - Halis Grubu (حزب اسلامی خالص) Mevlevi Yunus Halis (یونس خالص) 1979 yılında kurulmuştur.

5. Mahaz-ı Milli-yi İslami (محاذ ملی اسلامی) Seyyid Ahmed Geylani (سید احمد گیلانی) 1979 başında kurulan bu grup, tasavvufi kökenleri ve gelenekçi yapısıyla öne çıkmıştır.

6. Cebhe-i Milli-yi Necat (جبهه ملی نجات) Sibgatullah Müceddidi (صبغت‌ الله مجددی) 1979 yılında kurulan bu grup, tasavvufi kökenleri ve gelenekçi yapısıyla öne çıkmıştır.

7. İttihad-ı İslami (اتحاد اسلامی) Abdülresul Seyyâf (عبد رب الرسول سياف) 1980 yılında (tam adıyla İttihad-ı İslami bera-yi Azadi-yi Afganistan), başlangıçta tüm grupları birleştirmek amacıyla kurulmuş, ancak zamanla Seyyâf'ın kendi partisine dönüşmüştür. 

Geylani ve Müceddidî'nin  bir mürit tabanı cardı. Hikmetyar'ın yoktu. Nebi ve Halis'in üzerine inşa edebileceği bir din adamları ağı veya İslam metinlerinin insanlara yorumlanmasında sahip oldukları türden yerleşik bir konum ve rolü cardı. Hikmetyar'ın yoktu. Rabbani'nin Peştun olmayanlarla sahip olduğu türden doğal bir seçmen kitlesi vardı. Seyyâf'ın davasına insanları çekmek için elinde bulunan dış mali kaynaklara sahipti. Hikmetyar'ın  elinde partinin kendisi ve liderleri gibi dönüştürmeyi amaçladıkları toplumdan uzaklaşmış genç mekteblilerin sadakati vardı. Hikmatyar, partisinin tabanını genişletebilecek ittifaklar kurmaya çalışmak yerine, rakiplerini zayıflatmaya çalıştı ve savaşın büyük bir bölümünde asıl meşguliyeti Kabil'deki rejimi yenmek veya Sovyetleri geri çekilmeye zorlamak değil, mücahitlerin zaferinden sonra ruplar arasında oynanacak olan nihai oyunu kazanmak için kendini konumlandırmaktı. 

Bir grup din adamı, Peşaver'deki Mahabat Han Camii'nde toplanarak kalıcı bir ittifak kurulana kadar camiyi terk etmeyeceklerini ilan etti. Liderler birlikte çalışmayı kabul etti ve kurulan bu yeni birliğe Afganistan Mücahitleri İslam Birliği (İttihâd-i İslâmi Mücahidin Afganistan) adı verildi. İttifakın kuruluş anlaşmaları 14 Ağustos 1981'de imzalandı. Ancak Seyyâf ve Hikmetyar, yürütme şurasındaki oy güçlerini artırmak amacıyla, Nebi’nin yardımcısı Mansur’u Hareket'ten ayrılıp kendi grubunu kurmaya ikna ettiler. Aynı dönemde Müceddidi ve Nebi,   cephede askeri gücünün zayıf olması ve halk desteğinin azlığı nedeniyle Seyyâf’ın tam yetkili bir lider olarak birliğer katılmasına karşı çıktılar. Geylani, Müceddidi ve Nebi ittifaktan ayrılarak aynı isimle (Afganistan Mücahitleri İslam Birliği) farklı bir oluşum kurdular. Bu kopuş, Afgan direnişinin uzun süre devam edecek olan iki ana kanada bölünmesine yol açtı. 

Bahauddin Majrooh (1928–1988), Peşaver'de 1982'de kurduğu Afgan Enformasyon Merkezi (Afghan Information Center - AIC) aracılığıyla aylık İngilizce bültenler yayımlayarak Sovyet-Afgan Savaşı sırasında bilgi sağlayan en önemli kaynaklardan biriydi.

Filistin kökenli Abdullah Azzam (1941-1989) Ürdün Üniversitesi'ndeki görevine son verilmesinin ardından önce Suudi Arabistan'a gidip, 1981 yılında Pakistan'a yerleşerek İslamabad'daki Uluslararası İslam Üniversitesi'nde ders vermeye başladı. Afganistan'daki Sovyet işgaline karşı mücadeleye odaklanan Azzam, 1984 yılında Peşaver'e taşındı ve Usame bin Ladin ile birlikte "Mücahidlere Hizmet Ofisi"ni (Maktebü'l-hidemât) kurdu. Savaşa katılmayı dünya çapındaki tüm Müslümanların kişisel görevi (farz-ı ayn) olarak tanımladı. 

1980'lerde Nebraska Üniversitesi'nde Pakistan'daki mülteci kamplarındaki Afgan çocukları için ders kitapları hazırlandı. 1984'ten 1994'e kadar, Sovyetler Birliği'ne karşı Afgan cihadı sırasında, Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID), Afgan çocukları için ders kitapları hazırlamak üzere Nebraska-Omaha Üniversitesi'ne 51 milyon dolarlık bir hibe verdi. "Cihad Okuryazarlığının Alfabesi" gibi ders kitapları, Sovyetler Birliği'ne karşı cihad şeklinde şiddeti teşvik etmeyi amaçlıyordu. "Cihad Okuryazarlığının Alfabesi"ndeki T harfi için verilen derste, Peştuca'da silah anlamına gelen "topak" kelimesi yer alıyor. 

Sovyetler SSCB, Afganistan'daki komünist hükümeti desteklemek amacıyla 24 Aralık 1979'da ülkeye girmeye başladı. Resmi olarak kapsamlı işgal 27 Aralık'ta, Leonid Brejnev'in talimatıyla gerçekleşti. Mihail Gorbaçov liderliğindeki SSCB,  14 Nisan 1988'de imzalanan Cenevre Anlaşması uyarınca Afganistan'dan çekilme kararı aldı. Son Sovyet askerleri 15 Şubat 1989'da Dostluk Köprüsü'nden geçerek Afganistan'dan çekildi.

Sovyet güçlerinin çekilmesiyle Peşaver partilerine sağlanan mali yardımın azalması ve yerel cephelere verilen desteğin de düşmesi sonucu eşkıyalık da arttı.  Birçok komutan ihtiyaç duydukları kaynakları sağlamak için halka yöneldi. Sovyet güçlerinin çekilmesinden sonraki dönem, silahlı adamlar dönemi (topakeyano daurai) olarak anılmaya başlandı. Bu isimlendirme, insanların gözünde bir zamanlar saygı duyulan mücahitlerin sadece kendi bencil amaçlarına odaklanmış silahlı adamlara dönüştüğünü ifade ediyordu. İşgale karşı savaşırken mücahit denilen gruplar, yabancı güçler çekilince birbirleriyle güç kavgasına tutuştular. 1992-1996 yılları arasındaki bu dönemde, yol kesme ve haraç gibi uygulamalar, halkın gözündeki imajı yerle bir etti.

Abdürreşid Dostum ve liderliğindeki Özbek milis gücü Cunbiş-i Milli (جنبش ملی اسلامی افغانستان) 1992 yılı başlarında Necibullah hükümetine olan desteğini çekmiştir.  Dostum, Necibullah'ın özellikle kuzeydeki (Mezar-ı Şerif) Özbek milislerini pasifize etme ve Peştun komutanları atama çabalarına karşı çıkarak, Tacik komutan Ahmed Şah Mesud ile ittifak kurmuştur.

Necibullah'ın 16 Nisan 1992'deki istifa edip Kabil'deki BM Temsilciliği'ne sığınmasının ardından Ahmed Şah Mesud  Kabil'deki Perçem liderleri ve Raşid Dostam  arasında yapılan bir anlaşma, Mesud'un Kabil'i kansız bir şekilde ele geçirmesini sağladı. Sibgatullah Müceddidi yeni İslami hükümetin başkanlığını üstlendi ve parti liderleri, başkanlık ve bakanlık görevlerinin düzenli olarak aralarında dönüşümlü olarak paylaşılması konusunda anlaştılar.

Sıbgatullah Müceddidî, Sovyet-Afgan Savaşı'nın ardından kurulan Afganistan İslam Cumhuriyeti'nin ilk başkanı olmuştur. Sıbgatullah Müceddidî, 24 Nisan 1992 tarihinde imzalanan Peşaver Anlaşması uyarınca 28 Nisan 1992'de cumhurbaşkanlığı görevine başlamıştır. İki aylık görev süresinin ardından, 28 Haziran 1992 tarihinde makamını Burhâneddin Rabbânî'ye (1940-2011) devretmiştir.

Rabbânî'nin cumhurbaşkanlığı devir almasından kısa bir süre sonra, başkent Kabil yoğun bir saldırıya maruz kalmıştır. Gülbeddin Hikmetyar liderliğindeki Hizb-i İslami güçleri, Rabbani hükümetini tanımayarak şehrin güneyindeki Çaryasab (Charasyab) bölgesindeki üslerinden Kabil'e roket ve füze fırlatmıştır. Burhâneddin Rabbânî’ye karşı İslâm Cephesi lideri Gülbeddin Hikmetyar ve Cünbiş-i Millî lideri Özbek General Abdürreşid Dostum’un güçleri birleşince 1993’te iç savaş başladı. Bu saldırılar, Kabil'de büyük bir yıkıma yol açmış ve 1992-1996 yılları arasındaki iç savaş süresince binlerce sivilin ölümüne ve şehrin harabeye dönmesine neden olmuştur. 


Çatışmaları durdurmak adına taraflar 20 Mayıs 1993 tarihinde Celalabad Anlaşması'nı imzalamış ve Hikmetyar 17 Haziran 1993'te Başbakanlık görevine başlamıştır. Ancak Hikmetyar Kabil dışındaki karargahında kalmaya devam etmiş ve hükümetle olan gerginliği sürmüştür. Taliban güçleri 14 Şubat 1995 tarihinde Hikmetyar'ı ve Hizb-i İslami milislerini Çaryasab'daki bu ana üslerinden çıkararak silahsızlandırmıştır. Hikmetyar bu yenilginin ardından ağır silahlarını geride bırakarak önce Surubi'ye, ardından İran'a çekilmek zorunda kalmıştır. Taliban'ın Kabil'e yaklaşması, Rabbânî ve Hikmetyar'ı tekrar bir araya getirmiştir. Hikmetyar, Taliban tehdidine karşı 26 Haziran 1996 tarihinde tekrar Başbakan olarak göreve başlamış olsa da bu ittifak, Taliban'ın 27 Eylül 1996 tarihinde Kabil'i ele geçirmesini engelleyememiştir.

Sıbgatullah Müceddidî, 2003 yılındaki Loya Jirga (Büyük Meclis) başkanlığı sırasında, Taliban sonrası Afganistan'ın demokratik yapısının temelini oluşturan yeni anayasanın kabul edilmesinde dengeleyici bir figür olarak görev yapmıştır. Ardından 2005 yılında parlamentonun üst kanadı olan Meshrano Jirga (Senato) başkanlığına seçilerek ülkenin yasama sürecinde etkisini sürdürmüştür. 11 Şubat 2019 tarihinde Kâbil'de 95 yaşında vefat etmiştir. 

Burhâneddin Rabbânî 20 Eylül 2011'de Kâbil’deki evinde düzenlenen bir intihar saldırısıyla öldürüldü.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder