- Tâlibân طالبان
Abdulhay Mutmain (1974-2021)
Bu kitap Taliban aşıklarını mutlu etmeyeceği gibi ondan nefret edenleri de memnun etmeyecektir (s. 12).
Molla Ömer tam anlamıyla bir İslam alimi değildi ve kanunlar konusunda İslam alimlerinin tavsiyelerine bağlıydı. Molla Ömer, genel olarak idari ve askeri konularda otorite sahibiydi (s. 166).
Kandahar'da Kültür Bakanlığı'nde görevdeydim.
11 Nisan 1998 tarihinde, Kandahar şehrinin kuzeyinde yer alan
Miyanku bölgesinde, eski bir komünist istihbaratı (KhAD Khadamat-e Aetla'at-e
Dawlati خدمات اطلاعات دولتی) mensubunun itirafı
üzerine, istihbarat tarafından öldürülen bölge âlimlerine ait bir toplu mezar
tespit edilmişti. Olay hakkında bir rapor hazırladım. Radyoda spiker yerine
akşam haberlerini sundum. Eski Kandahar Valisi Rahmanî aracılığıyla BBC’den
bana ulaşılmış ve toplu mezar hakkında demeç vermem talep edilmişti. Dışişleri
Bakanı Ahmed Mütevekkil, yanında bulunan Molla Ömer’in BBC ile görüşmem
yönündeki talimatını iletmişti. Bu gelişme, dört yıl sürecek sözcülük görevimin
başlangıcını oluşturmuştu. Ulusal ve uluslararası meselelerde kamuoyunda Molla
Ömer’i temsil ettim (s. 10).
Üç veya dört yaşındaydım.
27 Nisan 1978 tarihinde, kanlı bir askerî darbe (Sevr/Saur Devrimi)
ile Davud Han’ı (1909–1978) öldürerek yönetimini (1973–1978) deviren komünist
Halk Demokratik Partisi (PDPA) yönetimi (1978-1992) babamı götürmüştü. Onu bir
daha göremedik. Giydiğim eskimiş elbiselerim bir yetim olduğumu gösteriyordu.
Sakalsız, bıyıklı herkesi babamın katili gibi görmeye başlamıştım (s. 7).
Afgan komünisler durumu kontrol altına alamayınca Sovyet SSCB
koministlerinden yardım istediler. Kızıl Ordu 24 Aralık 1979'da başlattığı ve
15 Şubat 1989'a kadar süren müdahaleyle Afganistan'ı cehenneme çevirdi.
Bir gün kuru ekmek ve yeşil çaydan ibaret kahvaltı için oturduğumda
tank sesleri ve çığlıklar duydum. Ben ve abim tarlalara doğru koşup kurumuş bir
kanal içerisinde saklandık (s. 8).
[Pakistan’da Ziyâülhak döneminde (1977-1988) Afgan direnişine
destek verildi, Pakistan topraklarında çok sayıda Afganlı mültecinin yaşamasına
imkân tanındı. İslamileştirme (Nizam-ı Mustafa) politikaları kapsamında,
özellikle Daru’l-Ulûm Diyobend ekolüne bağlı medreseleri desteklemiştir.]
Küçük yaşta dinî eğitim almak amacıyla Pakistan’a gittik. Din bize
insanlığı öğretirken toplumumuzda buna rastlayamadık. Peşaver’de bazı cihad
komutanlarının savaştan kazanç sağlayarak lüks bir yaşam sürdüklerine şahit
olduk. Afganistan'da komünist rejiminin (Nur Muhammed Tereki 1978-1979,
Hafîzullah Emin 1979, Babrak Karmal 1979-1986, Necibullah 1986-1992)
devrilmesinin ardından, savaşı kazanan eski mücahid grupların vahşetine tanık
olduk. Medreseye başladıktan sonra bir gün bu vahşilere karşı silaha ihtiyaç
duyacağımızı düşünmedik (s. 9).
Bizler Sovyetler Birliği'nin vahşi, Batı'nın ise insancıl olduğunu
zannediyorduk. Batılıların evlerimizi bombalaması ve çocuklarımızı katletmesi
bize çok garip gelmişti. Batı medyası ve Afgan sözcüler, işgalci Amerikalıların
silahlarına övgüler diziyordu (s. 11).
Tâlibân kelimesi medreselerde dini eğitim alan öğrenci anlamındaki
tâlib (ilim taleb eden) kelimesinin çoğuludur. Arapça talebe veya tullâb
kelimeleri bu anlamdadır. Bu medreselerde ders veren müderris için molla,
mevlevi ve mevlânâ isimlendirmeleri kullanılır. Afganistan'da Şiîler ahund
kelimesini molla veya cami imamı anlamında kullanır. Peştuca ahund kelimesi
yarım molla anlamında alçatma için kullanılır (s. 14).
Molla Ömer doğumundan iki yıl sonra ailesiyle birlikte Hâkrez’den
Dand ilçesinin Noday köyüne taşındı. Henüz beş yaşındayken babası Mevlânâ Gulâm
Nebî’yi (1965) kaybetti; babası Kandehar'daki Taliban Kabristanı olarak
bilinen mezarlığa defnedildi. Babasının vefatının ardından aile, Uruzgan
vilayetinin Dihravud ilçesine göç etti. Burada Molla Muhammed Ömer, Mevlevî
unvanını taşıyan amcaları Molla Muhammed Enver ve Molla Muhammed Cuma'nın
himayesinde büyüdü.
Molla Ömer, sekiz yaşında Dihravud ilçesindeki Şehr-i Köhne
bölgesinde bulunan ve amcası Molla Muhammed Cuma tarafından yönetilen bir
medresede dinî eğitime başladı. Bu medreseler, Güney Asya İslâm
düşüncesinde önemli bir yere sahip olan Diyobend (Deoband) ekolüne bağlıydı.
Diyobend ekolü, Hanefî mezhebine bağlılığı ve geleneksel medrese müfredatı
(ders-ı nizâmî) ile bilinir. Molla Ömer, temel ve orta seviyedeki dinî
eğitimini bu medresede tamamladıktan sonra on sekiz yaşında yüksek dinî eğitime
başladı, ancak 1978'deki Sevr Devrimi (Komünist darbe) ve akabinde 1979'da
Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgali nedeniyle eğitimini yarıda bırakmak
zorunda kaldı.
1978 darbesinin ardından komünist rejime ve 1979'da başlayan Sovyet
işgaline karşı silahlı mücadeleye katılan Molla Ömer, henüz yirmili yaşlarının
başındayken Hareket-i İnkılâb-ı İslâmî (İslâmî İnkılâb Hareketi) adlı cihad
örgütü bünyesinde faaliyet göstermeye başladı. Bu örgüt, dönemin yedi büyük
mücahid grubundan biri olup Mevlânâ Muhammed Nebî Muhammedî (1920-2002)
liderliğinde faaliyet yürütüyordu. İlk olarak Uruzgan’ın Dihravud ilçesinde
Hareket-i İnkılâb-ı İslâmî (el-Hareketü’l-İslâmiyye li’l-İnkılâb) adlı cihad
örgütü bünyesinde faaliyet gösterdi. Molla Ömer, Uruzgan'ın Dihravud ilçesinde
çatışmalara katıldı, bölgedeki mücahidlerin takdirini kazandı ve komutan olarak
öne çıktı.
1983 yılında arkadaşlarıyla birlikte Kandehar’ın Meyvend ilçesine
geçti. Burada Hareket-i İnkılâb-ı İslâmî’nin komutanlarından Feyzullah
Ahundzade liderliğinde Sovyet işgaline karşı savaştı. 1983-1991 yılları
arasında Kandehar’ın Meyvend, Zeharî, Penjvâyî ve Dand ilçelerinde; ayrıca Zabul
vilayetindeki Kâbil-Kandehar karayolu hattında çatışmalara katıldı. Bu
süreçte dört kez yaralandı, 1987’deki Pençvâyî çatışmasında sağ gözünü
kaybetti.
Sovyetler Birliği'nin 1989'da çekilmesi ve ardından 1992'de
Muhammed Necibullah'ın komünist rejiminin çöküşünün ardından mücahid gruplar
arasında iktidar mücadelesi başladı, Afganistan, iç savaşa sürüklendi. Afganistan'ın
güneyinde yol kesen savaş ağaları halka zulmetmekteydi. Silahlı gruplar,
Kandehar-Herat ana karayolunda yolcuları soymakta ve kadınlara tacizde
bulunmaktaydı.
Molla Ömer, Kandehar'ın Meyvend ilçesine bağlı Gîşân (veya Nişân)
köyünde, Hacı İbrahim Camii yanında bir medrese kurarak yarıda kalan dinî
eğitimine devam etti. Medresede hem ders verdi hem de talebelik yaptı.
Ancak bölgedeki yol kesmeler, soygunlar ve keyfi uygulamalara karşı harekete
geçme kararı aldı. 15 Muharrem 1415 (24 Haziran 1994) tarihinde Pençvâyî
ilçesinin Zangiabad bölgesinde din âlimleri toplandı. Bu toplantıya,
Kandehar mücahidlerinin komutanlarından Mevlânâ Said Muhammed (Pasanay Sahib)
de katıldı. Toplantıda âlimler, Molla Ömer'e anarşiye karşı direnişe
geçmesi çağrısında bulundu ve kendisine destek sözü verdi. Molla Ömer anarşiyle mücadele hareketini
başlattı. Bu hareket, “Taliban” (Medrese öğrencileri) olarak anılmaya başlandı.
Rivayete göre, yerel bir savaş ağasının iki genç kızı kaçırıp bir
askeri kampta alıkoyması üzerine köylüler Molla Ömer’den yardım ister. Molla
Ömer, yaklaşık 50 talebesi ve 16 tüfekle harekete geçerek kampı basar. Savaş
ağasını öldürdükten sonra, cesedini bir tankın namlusuna asar. Bölgedeki
otorite boşluğundan bunalan halk arasında bu olay, Molla Ömer’in ününü hızla
artırır.
Taliban 10 Ekim 1994'e Afganistan-Pakistan sınırına yakın bir
konumdaki Boldak (Buldak) saldırısını başlattı.
Buldak, o dönemde Hikmetyar'ın liderliğindeki Hizb-i İslami grubuna
bağlı yerel komutan Ahtar Can (Akhtar Jan) tarafından kontrol ediliyordu.
Buldak'ın alınması basında yer aldı, Pakistan medreselerindeki öğrencilerin
Taliban saflarına katılımını hızlandırdı.
Taliban bölgede güvenliği sağlayarak, yerel tüccarların desteğini
kazandı ve silah deposunu ele geçirerek mühimmat sağladı.
Taliban 3 Kasım 1994'te Kandahar’a girdi. Cemiyet-i İslami’nin
komutanı Molla Nakibullah, şehri çatışmadan teslim etti. Tank ve ağır
silahlarını devreden Nakibullah’ın Arghandab’daki kalesine çekilmesine izin
verildi. Pakistan'ın desteklediği Hikmetyar, Taliban'a savaş açtı ancak
komutanı Sır Katib mağlup oldu. Rabbani ve Seyyaf Taliban'a bir denge unsuru
olarak olumlu bakıyordu. Taliban Hareket-i İnkılâb-ı İslâmî komutanı Gıfar
Ahundzade ile anlaşma çalışmalarından sonuç alamayınca savaşarak Hilmend'i ele
geçirdi. Sonra Zabul merkezine girdi. Uruzgan'da Molla Ömer'in nufuzu vardı.
Ocak 1995'te Gazni savaşı başladı. 2 Şubat 1995'te Medan Verdek ele geçirildi.
Taliban'ın 1995 başlarında başkent Kabil'i ve batıdaki Herat
şehrini ele geçirme girişimleri ağır kayıplarla sonuçlandı. Mart 1995'te
Taliban Kâbil'e ulaşmıştı. Ancak Dönemin Savunma Bakanı Ahmed Şah Mesud, karşı
taarruzlarla Taliban'ı Kâbil çevresinden geri püskürtmeyi başardı.
Taliban'ın o zamana kadar hep zaferle çıktığı çatışmalardan farklı olan bu durum moralleri bozdu. Şii AbdulAli
Mezari, Hizb-i Vahdet-i İslami örgütü lideri olarak Kabil'in batı bölgelerini kontrol
etti ve Şii Hazara azınlığın haklarını savunan en güçlü figür haline
geldi. Taliban'ın Kabil'e yaklaştığı dönemde Ahmed Şah Mesud ve Seyyaf'a
bağlı güçler Taliban Kâbil'e yaklaştığı dönemde Mezari'nin kontrol ettiği
bölgeleri ele geçirmeye çalıştılar. Mezari 11 Mart'ta Kabil'den kaçmak isterken
Taliban tarafından tutuklandı. 13 Mart 1995'te bir helikopterle Kandahar'a
nakli sırasında Mezari ve beraberindekiler, bir muhafızın silahını ele
geçirerek pilotu yaraladı ve helikopteri inişe zorladı. Gazni vilayeti
yakınlarında kaçmaya çalışırken o
bölgedeki Taliban güçleri tarafından farkedilip yanındakilerle birlikte
öldürüldü. Mezari'nin ölümü Hazaralar arasında derin bir yas ve öfkeye yol
açtı. Kendisi 'Baba Mezari' unvanıyla anılır.
1995 yazında çetin savaşlar oldu. Taliban silah ve maddi kaynak sıkıntısı çekti. Ahmed Şah Mesud'un Taliban'ın Kabil'e girmesini engellemek için bölgeye yerleştirdiği mayınlar, büyük zayiatlara yol açtı. Herat valisi İsmail Han komutasındaki güçlerin uçaklarla desteklenen saldırıları sonucunda Taliban, batı cephelerinden (özellikle Nimruz ve Ferah vilayetlerinden) büyük kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kaldı. 3 Ağustos 1995'te radarda tespit edilen bir Rus uçağı Kandahhar'a inişe zorlandı. Rusya'dan Kabil'e gönderilen silaları taşıdığı anlaşıldı. Ele geçirilen tonlarca silah Taliban'a muhimmat imkanı sağladı.
1995
yılı Ağustos ayının sonlarında, İsmail Han ve Kandahar'dan kaçan milisler, İran
sınırından girerek başlattıkları saldırılarla Hilmend ve Kandahar'a doğru
ilerlemeye başladılar. Yoğun çatışmaların ardından yeniden üstünlük sağlayan
Taliban, 5 Eylül 1995'te Herat'ı ele geçirdi; bunun üzerine İsmail Han İran'a
kaçmak zorunda kaldı. Herat halkı eğitimli ve kültürel seviyesi yüksekti. İran
Herat'ta çeşitli entirikalar çevirmeye çalışıyor, bomba yerleştirerek valiye
suikast girişiminde bulunuyordu.
30 Mart 1996 tarihinde savaşın gidişatını değerlendirmek üzere
Kandehar'da alimler toplandı. İhsanullah İhsan konuşmasında Molla Ömer'e
Emiru'l-Müminin unvanının verilmesini teklif etti ve teklif kabul gördü. Kabil'in
ele geçirilip Rabbani yönetiminin devrilmesi kararlaştırıldı. 11 Eylül 1996'da
Taliban Celalabad şehrini ele geçirdi. Celalabad'ın düşmesi Kabil yolunu açtı.
27 Eylül 1996 tarihinde başkent Kâbil Taliban'ın kontrolüne geçti ve Afganistan İslâm Emirliği resmen ilan edildi. Bu dönemde Molla Muhammed
Rabbani (1955-2001), Emirliğin Başbakanı olarak görev yaptı. Kabil'deki
Birleşmiş Milletler binasına sığınmış olan eski Cumhurbaşkanı Muhammed
Necibullah, KHAD (istihbarat birimi) dönemindeki faaliyetlerinden sorumlu
tutularak Taliban tarafından idam edildi. Muhammed Nebi ve Yunus Halis,
Taliban hakkında olumlu beyanlarda bulundu. Gülbeddin Hikmetyar 4 Ekim
1996’da Amerika'nın Sesi Radyosu'na verdiği demeçte Taliban’ı "İngiltere
ve Amerika'nın adamları" olarak niteledi ve onları yakında Kabil’den
çıkaracağını iddia etti. Devrik Cumhurbaşkanı Burhaneddin Rabbani, Tahar'ın
Talokan şehrinde 10 Ekim 1996'da BBC'ye yaptığı açıklamada Taliban'ı 'Pakistan'ın
uşağı' olarak tanımladı.
Ahmed Şah Mesud tarafından 1984 yılında kurulan Şura-i Nazar (Nizar
Şurası / Gözetim Konseyi), Burhaneddin Rabbani liderliğindeki Cemiyet-i İslami
partisinin askeri ve stratejik kanadı olarak faaliyete geçti. Taliban'ın
askeri rakibi olan Ahmed Şah Mesud Pençşir'de Kuzey İttifakı'nın komutanı
olarak mücadeleye devam etti. Taliban, kendisine pusu kurulan bahçeleri
yakıp halkı bölgeden tehcir etti; bu durum, aleyhlerine yürütülen propaganda
faaliyetlerinde kullanılan bir felakete dönüştü.
7 Ekim 1996'da, Burhaneddin Rabbani ve Dostum bir koalisyon kurmak
üzere bir araya geldi. Şura-i Nazar
(Cemiyet), Şii Hazara yoğunluklu Hizb-i Vahdet ve Dostum milislerini içeren
üçlü bir ittifak kurma kararı alındı. 13 Ekim 1996'da Mesud, Halili ve Dostum,
Afganistan Savunma Konseyi (Afganistan Difa Şura) adında bir grup kurduklarını
duyurdular. Hancan ilçesinde aralarında yazılı bir anlaşma imzalandı. Bu yapı,
daha çok Kuzey İttifakı (Birleşik İslami Kurtuluş Cephesi) olarak bilinir. 26
Ekim 1996'da Dostum'un uçakları Taliban'ı bombaladı.
Dostum Özbek bir çobanın oğluydu. Petrol ölgelerinde işçi olarak
çalışmıştı. Rus işgalinden sonra, maddi kazanç için komünistler ve SSCB güçleri
için savaşçı oldu. Raşid Dostum'un milisleri (Cünbiş-i Milli) bir bölgeyi ele
geçirdiklerinde evdeki en temel eşyaya, yani yerdeki kilime/halıya varana kadar
her şeyi yağmaladıkları için kilim toplayanlar (Gilamjam) olarak da bilinir.
Dostum Ocak 1997'de, Taliban'ın ilerlemesinden korkup Salenk
tünelinin kuzey tarafından bir bölümünü tahrip etti. Dostum’un komutanı olan
Abdülmelik Pehlivan, Haziran 1996’da Cünbiş-i Milli’nin en güçlü
komutanlarından biri olan kardeşi Resul Pehlivan’ın Mezar-ı Şerif’te bir pusuda
öldürülmesinden Dostum’u sorumlu tuttu. Bu suikast, iki isim arasında
düşmanlığa yol açtı. Abdülmelik, Gül Muhammed ve Gafar Pehlivan gibi diğer
komutanlarla birlikte 19 Mayıs 1997’de Dostum’a karşı ayaklanarak Cünbiş
liderliğini ele geçirdiğini duyurdu. Bu süreçte Taliban ile gizlice görüşmeler
yaptı. Abdülmelik, İran sınırından Dostum’a savaşa yardıma gelen eski Herat
Valisi İsmail Han’ı Taliban’a teslim etti. Kandahar'da üç sene hapiste kalan
İsmail Han, 26 Mart 2000'de hapishaneden
kaçtı. 24 Mayıs 1997’de Taliban güçleri, Mezar-ı Şerif’e girdi. Raşid Dostum
ise Türkiye’ye kaçtı.
Saleng Geçidi'ni kontrol eden Mesud'un kuvvetlerinin komutanı Basir Taliban'a teslim oldu. Taliban ayrıca Bağlan'da birkaç bölgeyi ele geçirdi. Herkes bunun son savaş olacağını düşünüyordu. 25 Mayıs 1997'de Pakistan, 26 Mayıs'ta Suudi Arabistan ve 27 Mayıs'ta Birleşik Arap Emirlikleri Taliban yönetimini "Afganistan İslam Emirliği" olarak tanıdı.
28 Mayıs 1997'de Mezar-ı Şerif'te Taliban'ın silahsızlandırma
girişimlerine karşı halk ve özellikle Şii Hazara güçleri direnerek bir
ayaklanma başlattı. Şii Hizb-i Vahdet milisleri ve saf değiştiren Abdülmelik Pehlivan’ın güçleri
de katıldı. Şehirdeki binlerce Taliban savaşçısı öldürüldü veya esir alındı.
Herat’taki Taliban üyelerinin çoğu yeni medrese öğrencileri ve silahları
yoktu. Bir kısmı şehirde öldürüldü, diğerleri ise sağ olarak ele geçirildi.
Daha sonra hapishanelerden çıkarıldılar, konteyner kamyonlarına yüklendiler ve
Şibirgan’daki Deşt-i Leyla çölüne götürüldüler. Orada öldürülüp gaz kuyularına
atıldılar ve toprağa gömüldüler; bazısı ise güneşin altında yanmaya terk
edildi. Dostum yeniden grubbunun liderliğini ele geçirdikten sonra birkaç bin
ceset çıkarıldı ve bazı uluslararası kuruluşlar toplu mezarları ziyaret etti.
Binlerce Taliban cesedi, elleri arkadan bağlı halde bulundu.
2 Haziran 1997'de, Taliban'a karşı ortaklaşa savaşmayı amaçlayan
Cünbiş, Hizb-i Vahdet, Şura-yı Nazar ve Muhsini'nin Harekatı tarafından Mezar
şehrinde Cebhe-i Necat-ı Milli-yi Afganistan (Afganistan Milli Kurtuluş
Cephesi) adlı bir koalisyon gücü kuruldu. 6 Haziran'da İran Dışişleri Bakan
Yardımcısı Alaaddin Burucerdi Mezar-ı Şerif'i ziyaret ederek yeni grubu tebrik
etti ve İran'ın desteğini açıkladı. İran ve Tacikistan'ın Taliban'a karşı
askeri desteğini gösteren gelişmeler yaşandı.
Taliban 19 Haziran 1997'de Kunduz'u ele geçirdi. 9 Eylül'de ise
Mezar-ı Şerif havaalanının kontrolünü ele geçirdi.
4 Ekim 1997'de Dostum, Tacikistan üzerinden Afganistan'a giriş
yaptı. Abdülmelik'in güçleri bölgeden ayrıldı. Dostum destekçileri ve Hizb-i
Vahdet birleşerek Mezar-ı Şerif Havalimanı'nı geri aldı. Mezar-ı Şerif,
Dostum tarafından geri alındı. Şehir, Hizb-i Vahdet ve Dostum'un milisleri
tarafından yağmalandı; dükkanlar ve evler soyuldu, kadınların onuru çiğnendi.
16 Ekim'de Hizb-i Vahdet lideri Muhammed Muhakkık, kendi güçlerinin karıştığı
yağma olaylarını kabul etti. Şubat
1998'de Mezar-ı Şerif'de Hazara ve Özbekler arasında şiddetli çatışmalar patlak
verdi
Taliban Temmuz 1998'den itibaren ülkenin kuzeyinde yeni yerler ele
geçirdi. 12 Temmuz'da Faryab, 2 Ağustos'ta Dostum’un kalesi olarak bilinen
Cüzcan vilayetinin merkezi Şibirgan alındı. Dostum yine Özbekistan üzerinden
Türkiye'ye kaçtı.
8 Ağustos 1998'de Taliban Mezar-ı Şerif'i ele geçirdi. Hizb-i
Islami, Taliban safına geçerek, Hizb-i Vahdet güçlerini Qalai-Zaini-Takhta Pul
civarında kıstırdı ve savunmayı kırdı. Mezar-ı Şerif'i koruyan Şii Hazaralardan oluşan Hizb-i Vahdet güçleri
direnmeye çalışsalar da çoğu öldürüldü.
Molla Abdülmennan Niyazi (1968-2021), Mezar-ı Şerif ve Belh
Valiliği görevlerini yürüttü.
Mezar-ı Şerif'in Taliban tarafından ele geçirilmesi sürecinde camilerde
yaptığı konuşmalarla Hazaraları 1997'de
öldürülen Taliban askerlerinden sorumlu tuttu, intikam çağrısında bulundu.
Hazaraların hayatta kalabilmek için Sünni İslam'a geçmelerini emretti.
Taliban'ın Mezar-ı Şerif şehrini ele geçirmesi sırasında, İran
Konsolosluğu'dan aralarında diplomatlar ve bir gazetecinin bulunduğu 11 İran
personeli kayboldu. İran, Taliban karşıtı Kuzey İttifakı'nı destekliyordu.
İran, Afganistan sınırında askeri tatbikatlar
düzenledi. Molla Ömer'in talimatıyla soruşturma başlatıldı ve bulunan cesetler, 11 Eylül 1998'de resmi
prosedürlerle İran'a teslim edildi.
11 Eylül 1998'de Molla Muhammed Ömer, aile veya aşiret kararına
dayanarak kadınların zorla evlendirilmesini yasaklayan özel bir kararname
yayınladı. Bu kararnameye göre; bir kadın evleneceği kişiyi seçme hakkına
sahipti ve istemediği takdirde hiçbir aile üyesi onu evliliğe zorlayamazdı.
Hanefi fıkıhına dayandırılan bu düzenleme, yetişkin kadınların kendi
rızalarıyla evlenmelerine imkan tanıyordu. Bu durum, bazılarının Taliban'a karşı
öfkesini körükledi.
Usame bin Ladin Sovyetler Afganistan'dan çekildikten sonra Suudi Arabistan'a döndü. 2 Ağustos 1990'da Saddam Hüseyin Kuveyt'e saldırdı. Suudi Arabistan ABD'den destek istedi. Usame, Suudi hükümetine ülkeyi korumak için Arap mücahitlerden oluşan bir güç organize etmeyi teklif etti, ABD askerlerinin ülkeye gelmesine karşı çıktı. Suudi hükümeti Usame’yi sınır dışı etti. Sudan’a göç eden Usame, otoyol inşaatları gibi ekonomik projeler başlattı. Ancak ABD ve Suudi Arabistan’ın Sudan üzerindeki diplomatik baskıları arttı. 1996 baharında Afganistan Nangarhar’dan bazı komutanlar bir konferans için Sudan’ı ziyaret ederek Usame ile görüştüler. Seyyaf adına hareket eden Saaz Noor, Usame’yi Afganistan’a davet etti. Ardından Seyyaf ve Rabbani’nin onayıyla, Hindistan’dan dönen bir uçak bin Ladin’i, ailesini ve arkadaşlarını alarak Celalabad’a getirdi. Saaz Noor tarafından karşılandı ve sorumluluğu daha sonra Halis’in komutanlarına geçti. Taliban’ın Nangarhar’ı ele geçirdikten sonra Taliban komutanı Usame ile görüştü ve ona herhangi bir sorun yaşamayacağına dair güvence verdi. Şubat 1997'de Molla Ömer, Usame bin Ladin'i Kandahar'a davet etti ve Afganistan'da kalması için destek sözü verdi. 22 Mart'ta Londra'daki Independent gazetesi, Usame bin Ladin'in Suudi Arabistan ve Amerika Birleşik Devletleri'ni tehdit ettiği bir röportajı yayınladı. Molla Ömer, 25 Mart'ta Usame bin Ladin'i davet ederek, "Birçok sorunla karşı karşıyayız. Suudi Arabistan'a karşı daha fazla bir şey söylemeyin" dedi. Usame bin Ladin görünüşe göre bunu kabul etti. Usame 26 Mayıs 1998'de Host'ta medya ile bir toplantı düzenledi. Molla Ömer bu olaydan haberdar edilmedi. Usame, Molla Ömer'in kendisini Suudi Arabistan'a karşı konuşmaktan alıkoyduğunu, ancak Amerika'ya karşı konuşmasını engellemediğini anlattı. Afgan hükümetinin temsilcisi Mütevekkil, medyaya yaptığı açıklamada, Molla Ömer'in bundan haberdar olmadığını, Afgan hükümetinin Usame'nin yorumlarına katılmadığını ve gelecekte bu tür görüşmeler yapmasına izin verilmeyeceğini söyledi. 7 Ağustos 1998'de Kenya ve Tanzanya'daki ABD büyükelçiliklerine düzenlenen eşzamanlı bombalı saldırılar, 224 kişinin ölümüne ve binlerce kişinin yaralanmasına yol açtı. ABD 20 Ağustos akşamı saat 22:00'de Sonsuz Uzay Operasyonu (Operation Infinite Reach) kapsamında Afganistan'ın Host'taki Zaraway kampına füze saldırısı düzenledi. Usame bin Ladin orada değildi, tek bir Arap da yoktu. Birkaç füze hedeflerini ıskaladı: biri Kandahar'ın Maruf bölgesine isabet etti. Taliban Dışişleri Bakanlığı, ABD'den Usame bin Ladin'in Kenya ve Tanzanya saldırılarındaki rolüne dair kanıt istedi. 19 Eylül'de Suudi istihbarat şefi Prens Türki el-Faysal başkanlığındaki bir heyet, özel bir uçakla Kandahar'a geldi. Heyet Usame'nin teslimini istedi ancak Molla Ömer reddetti. Suudi Arabistan, Afgan büyükelçisini sınırdışı etti. Türki el-Faysal, Molla Ömer'in kendisine hakaret etmesi nedeniyle bir toplantıda Taliban hükümetinin çökmesi için her türlü çabayı göstereceğine dair yemin etti.
4 Kasım'da ABD bombalı saldırılara karışmaktan Usame bin Ladin'i
sorumlu tuttu. Şubat 1999'daki Nairobi ve Darüsselam saldırılarını temel alan
ABD, Usame bin Ladin'e yönelik suçlamaları tekrarladı. Usame bin Ladin
arkadaşlarıyla birlikte ortadan kayboldu. 5 Temmuz 1999'da ABD, Afganistan'a
karşı ekonomik yaptırımlar açıkladı. Usame bin Ladin 15 Nisan 2001'de, Başbakan
Molla Muhammed Rabbani'nin vefatı sebebiyle taziye için Molla Ömer'i ziyaret
etti.
24 Ağustos 1999 tarihinde Afganistan'ın Kandahar kentinde
düzenlenen büyük bir bombalı araç saldırısından Taliban lideri Molla Ömer yara
almadan kurtuldu. Saldırının planlandığı yerin İran olduğu düşünülüyordu.
26 Temmuz 2000'de Taliban lideri Molla Ömer Afganistan genelinde
haşhaş ekimini tamamen yasakladı.
26 Şubat 2001'de Taliban lideri Molla Muhammed Ömer, İslam
alimlerine danıştıktan sonra Bamyan Buda Heykelleri'nin yıkılması emrini verdi.
2 Mart 2001'te heykellerin imhası için fiili süreç başlatıldı. 4 Mart 2001'te
Taliban yönetimi, 1.500 yıllık dev Buda heykellerinin (biri 55 metre, diğeri 38
metre) imha edildiğini ilan etti.
4 Nisan 2001'de Ahmed Şah Mesud,
Avrupa Parlamentosu'nun talebi üzerine Avrupa'yı ziyaret etti.
9 Eylül 2001 tarihinde Ahmed Şah Mesud (1953-2001), Afganistan'ın Hoca Bahauddin bölgesinde uğradığı suikast sonucu öldürüldü. Fas asıllı, Belçika vatandaşlığına sahip iki kişi (Abdessatar Dahmane ve Rachid Bouraoui el-Ouaer) kendilerini gazeteci olarak tanıtmıştı. Röportaj yapma bahanesiyle Mesud'a yaklaşan saldırganlar, kameralarına ve pillerine gizlenmiş patlayıcıları infilak ettirdi. Molla Ahtar Muhammed Mansur, Mesud'un cenaze töreninin tarih ve saatini teyit eden bir bilgi aldı. Cenaze törenine hava saldırısı düzenlemek için hava kuvvetlerini hazırladı. Molla Ömer kabul etmediği için operasyonun iptal edilmesi talimatını verdi.
11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ABD yönetimi, El-Kaide lideri
Usâme bin Lâdin'in iadesini talep etti.
Kabil'de bir İslam alimleri toplantısı düzenlendi. İki gün süren
görüşmelerin ardından, Usame bin Ladin'in Afganistan'ı gönüllü olarak terk
etmesi gerektiği, ancak zorla sınır dışı edilmesinin veya başkalarına teslim
edilmesinin İslam Şeriatına aykırı olduğu konusunda bir karara vardılar. Amerika'nın Afganistan'a saldırması durumunda
ABD'ye karşı cihat yapmanın farz olduğunu söylediler. Molla Ömer ve dönemin
Taliban yönetimi, İslam ve Peştun
geleneklerine (Peştunvali) göre kendilerine sığınan bir misafiri düşmana teslim
etmenin onursuzluk olduğunu savunmuşlardır.
Molla Ömer, geleneksel misafirperverlik ve prensiplerini gerekçe göstererek
bu talebi reddetti. 7 Ekim 2001'de başlayan ABD işgaliyle Taliban rejimi
çöktü ve Molla Ömer gizlenmeye başladı.
13 Kasım 2001 tarihinde Kabil düştü. Usame bin Ladin, Kasım 2001'de
Afganistan'ın doğusundaki Nangarhar ilinde bulunan Tora Bora'ya gelip Safed Koh
dağlarındaki mağaralara yerleşti. Amerikan bombardımanı altında Aralık 2001
ortasına kadar burada saklandı. Tora Bora'dan ayrılarak Pakistan'ın
aşiretler bölgesine gitti. Yaklaşık on yıl boyunca izini kaybettirdi ve 2 Mayıs
2011'de Pakistan'ın Abbottabad kentinde öldürüldü.
9 Kasım 2001: Mezar-ı Şerif, Kuzey İttifakı güçleri tarafından ele geçirildi.
12 Kasım 2001: Batıdaki stratejik şehir Herat, General İsmail Han liderliğindeki güçler ve yerel bir ayaklanma sonucunda Taliban'ın kontrolünden çıktı.
13 Kasım 2001: Başkent Kabil, Taliban güçlerinin çekilmesiyle Kuzey
İttifakı'nın kontrolüne geçti. Kuzeydeki Kunduz'da Taliban'ın binlerce üyesi
kuşatıldı. 23 - 25 Kasım 2001: Kunduz'da sıkışan Taliban güçleri, General Dostum
ve koalisyon güçleriyle yapılan müzakereler sonucunda teslim olmayı kabul etti
ve güvenli geçiş vaadiyle silah bıraktı. 25 Kasım 2001: Teslim olan esirlerin
bir kısmı Mezar-ı Şerif yakınlarındaki Kale-i Cengi (Qala-i-Jangi) kalesine
nakledildi. Burada bir isyan başlattı. 6 gün süren çatışmalarda, ABD hava
saldırıları ve ağır silahlarla isyan bastırıldı; esirlerin büyük çoğunluğu
öldürüldü. Bu olay sırasında CIA görevlisi Mike Spann öldü.
Kunduz'dan Şibirgan Hapishanesi'ne konteynerlerle taşınan binlerce esir,
havasızlık ve susuzluktan öldü veya kurşunlandı. Hayatta kalanların bir kısmı
Deşt-i Leyla (Dasht-i-Leili) çölünde toplu mezarlara gömüldü. Molla Dadullah,
teslim olmayı reddederek bölgeden kaçmayı başardı ve daha sonra direnişi
örgütlemek üzere Pakistan sınırına ulaştı. Üst düzey Taliban komutanları, ABD
güçlerine teslim edildikten sonra Küba'daki Guantanamo üssüne nakledildiler.
ABD Ordusu Çavuşu Bowe Bergdahl 30 Haziran 2009 tarihinde Afganistan'ın
doğusunda esir alındı, sonra Katar'ın arabuluculuğunda bir takas yapıldı.
Bu kapsamda, 31 Mayıs 2014 tarihinde Bergdahl serbest bırakılarak Amerikan özel
kuvvetlerine teslim edildi. Buna karşılık, Guantanamo Körfezi'ndeki
hapishanede tutulan ve "Taliban Beşlisi" olarak bilinen Molla Muhammed
Fazl, Molla Nurullah Nuri, Hayrullah Hayrhah, Abdulhak Vasık ve Muhammed Nebi
Ömeri, 1 Haziran 2014 tarihinde Doha'ya ulaşarak serbest kaldılar.
Mevlevi Muhammed Yunus Halis'in oğlu olan Mücahid, 2001 yılında
ABD'nin Afganistan'ı işgaliyle birlikte babasının izinden giderek işgalcilere
karşı cihat ilan etti. Bu dönemde Celalabad ve Tora Bora bölgelerinde
faaliyet gösterdi, daha sonra Tora Bora Askeri Cephesi isimli yapıyı
kurdu. Yunus Halis, Sovyet işgaline karşı savaşan önemli liderlerden biriydi
ve 2006'da vefat etti. Oğlu Enveru'l-Hak Mücahid ise 2016 yılında
beraberindeki grup üyeleriyle birlikte Taliban'a katıldı.
5 Aralık 2001'de Almanya'da imzalanan Bonn Anlaşması ile farklı
Afgan grupları arasında ittifak sağlandı.
Taliban'ın son kalesi Kandahar 7 Aralık 2001 tarihinde düştü.
Hamid Karzai, 22 Aralık
2001'de Kabil'de düzenlenen resmi bir törenle devlet başkanı olarak göreve
başladı ve ülkeyi 2004 yılındaki seçimlere kadar yönetti.
Kandahar’ın düşüşünden hemen önce Molla Abdürâzık Nâfız’ın
iknasıyla şehri terk eden Molla Ömer, Zabul vilayetine geçti.
2 Mart 2002'de Amerika ve
müttefik kuvvetler tarafından Afganistan'ın Paktia vilayetindeki Zurmat
bölgesinde, Şahi-Hot (Shah-i-Khot) Vadisi ve Arma Dağları'ndaki Taliban ve
El-Kaide sığınaklarına karşı başlatılan harekâta Anakonda Operasyonu (Operation
Anaconda) adı verildi. Molla
Seyfurrahman Mansur, bu vadiyi ve çevresindeki sarp mağaraları ana karargâh
yapmıştı. Mansur, 10 Mart 2002 günü Amerikan güçlerinin gerçekleştirdiği bir
bombardımanda, yardımcısı Molla Fida Muhammed Cevad ile birlikte öldürüldü.
Yaklaşık iki hafta süren yoğun hava bombardımanı ve kara çatışmalarının
ardından koalisyon güçleri vadinin kontrolünü ele geçirdi, birçok direnişçi
komşu Pakistan'a kaçtı.
Taliban rejimi çöktüğünde, aralarında kurucu liderlerin de
bulunduğu pek çok kişi Hamid Karzai ile temasa geçerek silah bırakmak ve sivil
hayata dönmek istediklerini bildirdi. ABD Savunma Bakanı Donald
Rumsfeld, Taliban ile herhangi bir müzakereye veya affa karşı
çıktı. Amerikalılar, teslim olan veya evine dönen eski Taliban üyelerini
düşman savaşçı olarak yaftalayıp tutuklamaya başladı. Taliban üyelerinin
evlerine gece baskınları düzenlendi, bu kişileri ailelerinin gözü önünde tutukladı ve kötü muameleye maruz bıraktı. Birçoğu, sivil kalmaya çalıştıkları halde
ya Guantanamo Körfezi'ne gönderildi ya da işkence gördü. Bu durum,
2002-2005 yılları arasında Taliban’ın yeniden organize olmasına zemin
hazırladı.
Taliban hükümetinin çöküşünden sonra, Pakistan askeri liderliği
Amerika ile bir koalisyon kurdu ve ABD güçlerine Afganistan'da bombardıman
yapabilmeleri için askeri üsler sağlandı. Taliban hükümetinin çöküşünden sonra,
Afganistan'da yaşayamayan Taliban üyeleri Pakistan'a gitti. Taliban'ın da
direniş gücü olarak ortaya çıkmasıyla birlikte, Pakistan ve ABD arasındaki
güvensizlik arttı. Pakistan, Taliban konusundaki tutumunda daha dikkatli
davranmaya başladı ve Taliban hakkındaki politikasını bir nebze yumuşattı.
İran, Taliban hükümetiyle büyük çatışmalar yaşadı, ancak ABD işgalinden sonra
Amerikan karşıtı duruşu nedeniyle gizemli bir şekilde Taliban'a sempati duydu.
Bir yandan, İran'ın Şii gruplar aracılığıyla kurduğu yakın ve iyi resmi
ilişkiler sayesinde İran'ın Afganistan'daki etkisi arttı.
2002 sonu ve 2003'ün başlarında, Taliban'ın üst düzey
komutanlarından oluşan ve Pakistan'ın Kuetta şehrinde konuşlanan "Kuetta
Şurası" (Rahbari Shura) kuruldu. Molla Ömer, bu direniş hareketinin
yönetimi için Molla Abdulgani Birader'i (Akhund) en üst düzey askeri ve siyasi
liderlerden biri, Molla Ubeydullah'ı ise hareketin ikinci lideri olarak
görevlendirdi. 2003 yılında yayınlanan ses kayıtları ve bildirilerle, Taliban
üyelerine ABD ve Afgan hükümet güçlerine karşı cihad çağrısı yapıldı. Bu
dönemde Taliban, özellikle ülkenin güney ve güneydoğu bölgelerinde küçük
gruplar halinde gerilla savaşını başlattı. Molla Ömer, güvenliği sağlamak adına
sadece Molla Birader ve Molla Ubeydullah ile kasetler ve mektuplar aracılığıyla
temas kurdu. 2004 yılında askeri, kültürel ve mali komisyonlar kuruldu,
ardından eyaletler için cihattan sorumlu kişiler atandı. 2005 yılında yapı daha
organize hale getirildi ve o zamana kadar saklanan sorumlu kişilerden bazıları
ortaya çıktı.
Taliban'ın eski sözcüsü ve kültürel işler sorumlusu Abdülhay
Mutmain, 2005 yılında Reuters gibi basın
kuruluşlarına verdiği demeçlerde Taliban’ın hedeflerini Afganistan ile sınırlı
olarak tanımladı. 11 Eylül olaylarını kınadı. 2006, 2007 ve 2008
yıllarında Molla Ömer'in bayram mesajlarını organize etti ve 2010-2012 yılları
arasında da kısmen bu işin sorumluluğunu üstlendi. Hafız Sultan takma adını
kullanan ve el-Kaide’nin o dönemdeki Afganistan sorumlusu olan Mustafa Ebu
el-Yezid 2007 yılında Taliban liderliğine bir eleştiri mektubu gönderdi ve
Afganistan'daki mevcut cihat sınırlılıklarını ve 'Afgan mücadelesi' teriminin
kullanımını küresel cihada sadakatsizlik olarak nitelendirdi. 21 Mayıs 2010 tarihinde, Pakistan'ın Kuzey
Veziristan bölgesinde düzenlenen bir ABD insansız hava aracı (İHA) saldırısında
aile üyeleriyle birlikte öldürüldü. Mutmain, Molla Ubeydullah ve Molla
Birader’in talimatıyla bu eleştirilere yanıt hazırladı.
Taliban liderliğinin yokluğunda kötü olaylar oldu. Afganistan'ın
farklı bölgelerinde Taliban adına okulların yakılması, casuslukla suçlanan
kişilerin yargısız infaz edilmesi gibi
eylemler gerçekleştirildi. Molla Ömer ve
Şura’nın 2007-2008 yıllarında yayınladığı talimatlara rağmen, sahadaki alt
düzey komutanlar bunlara itaat etmedi. Yerel halka yönelik yapılanlar hükümet
destekli yerel milis güçleri olan Arbakilerin güçlenmesine neden oldu.
5 Mart 2007'de, İtalyan gazeteci Daniele Mastrogiacomo, tercümanı
Ecmel Nakşibendi (Ajmal Naqshbandi) ve şoförleri Said Aga (Sayed Agha), Helmand
eyaletinin Garmsir ilçesinde Molla Dadullah’a bağlı Taliban güçleri tarafından
kaçırıldı. Taliban, şöförü casuslukla suçlayarak öldürdü. Karzai'nin araya
girmesiyle, 19 Mart 2007'de aralarında Mansur Dadullah ve Hamdullāh gibi
isimlerin de bulunduğu beş üst düzey Taliban mahkumu serbest bırakılarak
Taliban’a teslim edildi ve karşılığında Mastrogiacomo serbest bırakıldı.
Taliban, tercümannın serbest bırakılması için de mahkum takası talep etti.
Ancak Karzai hükümeti, ilk takasın
ardından gelen taviz verme suçlamaları nedeniyle pazarlığı reddetti. Ecmel Nakşibendi, 8 Nisan
2007'de öldürüldü. Bu olay, Afgan toplumunda
öfkeye yol açtı. Hükümet, yabancı bir gazetecinin hayatını kurtarmak
için Taliban liderlerini serbest bırakırken, kendi vatandaşı olan tercümanı
ölüme terk etmekle suçlandı.
Abdülhay Mutmain’in de belirttiği gibi, başlangıçta intihar
saldırılarına (feda eylemleri) mesafeli duran Molla Ömer, saldırılar
yaygınlaştıkça bu durumu tamamen yasaklamak yerine belirli sınırlar içine
çekmeye çalıştı. Kamuya açık alanlarda saldırı düzenlenmesine karşı çıktı.
Bu taktiğin yalnızca başka bir eylemin mümkün olmadığı özel yerlerde
kullanılması gerektiğine dair bir talimat yayınladı.
2006 yılının sonunda Molla Birader ve Molla Ubeydullah ile yapılan
uzun görüşmelerden sonra, Taliban'ın müfredatını kendi kontrolü altındaki
bölgelerde kullanmasına karar verildi. O dönemde Taliban'ın çok az sayıda
ilçede kısmi kontrolü vardı. Bu konuda ilerleme kaydedildi ve iki yıl sonra
eğitim ve öğretim komisyonu kuruldu. Logar ve Gazni'nin bazı bölgeleri gibi
birkaç yerde Taliban'ın politikası göz ardı edildi. Zabul ve Helmand gibi
bazıları ise bu politikaya açıkça karşı çıkmıştı.
2006-2011 yılları arasında Pakistan, birçok Taliban yetkilisini ve
Molla Ömer'in birkaç yakın arkadaşını tutukladı. Taliban'ın sözcüsü olan Müftü Latifullah Hakimi 4 Ekim 2005
tarihinde Pakistan'ın Belucistan eyaletinde güvenlik güçleri tarafından
yakalandı. Pakistanlı yetkililer tarafından sorgulanan Hakimi, 2006 yılının
başlarında diğer bazı Taliban üyeleriyle birlikte Kabil'deki Afgan hükümetine
teslim edildi.
Molla Ubeydullah, 1996-2001 yılları arasında Taliban hükümetinin
Savunma Bakanı ve Molla Ömer'in yardımcısıydı. Ocak 2007'de Pakistan'ın Belucistan
bölgesinde Quetta'da tutuklandı. Pakistanlı yetkililer, 5 Ağustos 2010'da
hapishanede kalp rahatsızlığı nedeniyle öldüğünü açıkladı.
Molla Abdulgani Birader Şubat 2010'da Pakistan'ın Karaçi kentinde
yakalandı. Molla Birader, 2010-2018
yılları arasında Pakistan’da tutuklu kaldı. Doha’daki barış görüşmeleri
sürecinde 2018 yılında serbest bırakıldı ve Katar’a giderek Taliban’ın siyasi
ofis başkanı oldu.
Molla Ömer'in Zâbûl vilayetinde bir ABD askerî üssüne sadece 5 km
mesafede yaşadığı iddia edilir.
Molla Ömer 2013 yılında ağır hastaydı. Molla Ömer 24 Nisan 2013'te Zâbûl'un Şinkay ilçesinde tüberküloz
nedeniyle vefat etti. Oğlu ve kardeşi birkaç gün sonra oraya giderek onu
defnettiler. Molla Ömer geride dört eş ve on dört çocuk (bir kız ve on üç
erkek) bıraktı.
Afgan hükümet kaynakları, 29 Temmuz 2015 tarihinde Molla Ömer'in
öldüğünü resmen duyurdu. 6 Kasım 2022'de, Molla Muhammed Ömer'in mezarının
Zâbûl vilayetinde olduğuna dair görüntüler kamuoyuyla paylaşıldı.
Molla Ömer'in ölümünden sonra, oğlu Mevlevi Yakub ve üvey kardeşi Molla Abdülmennan, ölüm haberini Daru'l-İfta başkanı Mevlevi Abdülhakim (Başkadı) ve yargı başkanı Molla Hibetullah Ahundzade (Emir) ile paylaştılar. Molla Ahtar Muhammed Mansur, bu kadar büyük bir kararın dar bir çerçevede alınmasının meşruiyet sorunu yaratacağını savunarak tüm Şura üyelerinin bu sürece dahil edilmesini istedi. Ancak Abdülmennan ve diğerleri, ABD birliklerinin çekilme aşamasında olduğu hassas bir dönemde Molla Ömer'in ölümünün gizli kalmayacağını belirterek onu ikna ettiler. Molla Ömer’in ölümü iki yıl boyunca gizli tutuldu, bu süreçte Molla Mansur, "Molla Ömer’in talimatları" adı altında hareketi yönetmeye devam etti.
Molla Akhtar Mansur (1968-2016), Molla Ömer’in sağlığında zaten
vekil sıfatıyla örgütü fiilen yönetiyordu. Abdülhay Mutmain’in de belirttiği
gibi, toplanan Taliban’ın lider isimleri onu yeni lider seçtiler.
Toplantıda Şeyh Abdüsselam, biat etme niyetiyle Molla Ahtar
Muhammed Mansur’un elini tuttu ve ardından diğer katılımcılar da ona biat
etti. Ancak Molla Ömer’in üvey kardeşi Molla Abdülmennân, başlangıçta biat
etmeyi reddetti; ailelerinin statüsünün ve emirlikteki konumlarının netleşmesi
gerektiğini dile getirdi. Abdülkayyum Zakir, Molla Abdülmennân’a daha genç
olduğunu ve bu süreçlere engel çıkarmadan biat etmesi gerektiğini ifade
etti. Nihayetinde Abdülmennân biat etmeye ikna edildi, ailesine emirlik
içinde hizmet alanlarının açılacağı ve yalnız bırakılmayacakları sözü
verildi. Molla Ömer, hayattayken üvey kardeşinin sadece ailevi işlerle
ilgilenmesini ve resmi bir görev almamasını istemişti. Bu nedenle
Abdülmennân’ın Taliban içinde resmi bir sıfatı yoktu. Ancak yeni liderlik, onu
Rehberi Şura (Liderlik Şurası) üyesi atadı. Katılımcılar, Molla Ömer'in
ölümünün uygun bir zamana kadar gizli tutulacağına dair yemin ettiler.
Abdülkayyum Zakir, yönetimle sorunlar yaşayınca 2014 yılının ortalarında Molla Ömer'in
ölümünden bazı çevrelere bahsetti. 2015 yılının başlarında medya da bu konuyu
birkaç kez gündeme getirdi, ancak Taliban sessiz kaldı. Molla Abdülkayyum Zakir’in kendi çevresi ve
komutanlarıyla birlikte Şaban (Haziran 2015) ayı içerisinde Molla Ömer için
aleni bir taziye ve dua töreni düzenlemesi, Molla Mansur’u bu gerçeği resmen
açıklamaya zorladı.
Ramazan ayından sonra Molla Ömer'in ölüm haberinin duyurulması ve
yeni bir Emir seçilmesi önerildi. Ramazan Bayramı’nın (18 Temmuz 2015) ardından
Rehberi Şura (Liderlik Şurası) üyelerinin katılımıyla bir toplantı yapıldı.
Görüşmeler sonunda Molla Ahtar Mansur oy birliğiyle Emir seçildi, ancak
Molla Abdülkayyum Zakir biat etmeyi
reddetti. Molla Abdülmennan ve Molla Zakir toplantıyı terk etti. Abdülmennan,
zamana ihtiyacı olduğunu ve hemen biat edemeyeceğini söyledi. Şura, Ahtar
Mansur’u davet ederek çoğunluğun onu seçtiğini bildirdi. 15 Eylül 2015’te
alimlerin ve arabulucuların çabalarıyla Molla Abdülmennan ve Mevlevi Muhammed
Yakub, bir toplantıda Molla Mansur’a şartsız biat ettiler. Abdülkayyum Zakir 30
Mart 2016'da biat etti.
Molla Ömer’e isyan eden Mansur Dadullah ve Abdürrezzak gibi
isimler, yeni liderliği zora sokmak için bir taktik olarak eski lidere (Molla
Ömer) bağlılık gösterisi yaptılar. 3 Kasım 2015’te Molla Resul ayrı bir grup
kurduğunu açıkladı. Molla Resul ortadan kayboldu. Pakistan tarafından
tutuklandığı söyleniyor.
Taliban, 31 Temmuz 2015’de Molla Ahtar Muhammed Mansur’un,
Taliban’ın Yönetim Şurası ve alimler tarafından istişarelerin ardından örgütün
yeni lideri olarak seçildiğini duyurdu. Taliban sözcüsü Zabiullah Mücahid,
Yönetim Şurası'nın ve alimlerin Molla Ahtar Mansur'a "Emir-ül
Müminin" olarak biat ettiğini belirtti. 12 Ağustos’ta el-Kaide lideri
Eymen ez-Zevahiri, bir sesli mesajla Molla Mansur’a biat ettiğini
duyurdu. Molla Mansur, Siracuddin Hakkani'yi yardımcısı olarak atadı.
Molla Ahtar Mansur'un lider seçilmesinin ardından Taliban içinde
anlaşmazlıklar çıktı. Bazıları Molla Ömer'in anne bir kardeşi Molla Abdülmennan
veya oğlu Molla Muhammed Yakub gibi liderlik için hak sahibi adaylar olduğunu
düşündü. Bazı liderler hareketten ayrılarak evlerine çekildi. IŞİD'e
katılanlar oldu. Şura üyeleri ve Taliban bünyesindeki kıdemli ulema arasında
gerçekleşen kapsamlı toplantılar sonucunda durum istikrara kavuştu. Molla
Ahtar Mansur, hareket içindeki ve dışındaki etkileyici sosyal becerileri ve
ilişkileri sayesinde hareketi başarıyla yeniden birleştirdi.
Ahtar Mansur Taliban için kapsamlı dış ilişkiler kurdu; Molla Ömer
ise içe dönük kalmayı tercih etmişti.
Molla Mansur 16 Haziran 2015 tarihinde, IŞİD lideri Ebubekir
el-Bağdadi’ye mektup gönderdi. IŞİD'in o dönemki sözcüsü el-Adnani, kötü bir
şekilde yanıt verdi ve Molla Muhammed Ömer'e karşı aşağılayıcı bir dil
kullandı. Pakistan Talibanı içinde bazı kişiler ve gruplar IŞİD'e desteklerini
açıkladılar ve medyanın dikkatini çektiler. Eski bir Guantanamo tutuklusu ve
şair olan Abdurrahim Muslim Dost, 2014 yılında Taliban'dan ayrılarak IŞİD'e
bağlılık bildirdi. Pakistan
Talibanı'ndan (TTP) ayrılan Hafız Said Han'ı Ocak 2015'te IŞİD Horasan
vilayetinin emiri olarak atadı. Taliban onları bir bölgeden çıkardığında,
Afgan hükümeti Taliban'ı bombaladı. 26 Temmuz 2016 tarihinde Afganistan'ın
Nangarhar ilinde düzenlenen bir insansız hava aracı saldırısında öldürüldü.
Pakistan'ın aşiret bölgelerinde Pakistan Talibanı adı altında
önemli bir kaos yaşandı. Örgütlü liderlik eksikliği, itaatsizlik ve komplolar,
Taliban kelimesinin Pakistan'da kötü bir şöhrete kavuşmasına neden oldu. Her
aşiret bölgesinde, kimliği belirsiz cahil kişiler Taliban adı altında
militanlığa başladı. Cinayetler için hükümler verildi. Hırsızlar yeni bir isim
altında çalışarak soygun ve hırsızlık olaylarına karıştı.
Mansur Dadullah, Taliban liderliğiyle yaşadığı anlaşmazlıklar
sonucu 2015’te Molla Ömer’in ölüm haberinin duyurulmasını fırsat bilerek yeni
lider Molla Ahtar Mansur’a karşı isyan başlattı. Molla Dadullah’ın kardeşi
Molla Baht, ağabeyinin Helmand’daki ölümünden sonra Mansur Dadullah adını
aldı. Zabul’un dört ilçesinde, Pakistan ordusunun operasyonlarından kaçan
Özbek, Uygur ve Orta Asyalı savaşçı bulunuyordu. Osman Gazi lakaplı eski bir
Özbek film yıldızının liderliğindeki bu grup IŞİD'e biat ettiğini duyurdu.
Özbek savaşçılar, hükümetin elindeki esirlerini takas etmek amacıyla
Kandahar-Kâbil otoyolunda Hazara kabilesinden sivilleri kaçırdı. Sünni Peştunlar (Kakar aşireti) ve
Şii Hazaralar arasındaki komşuluk hukukunu bozan bu eylem, büyük bir krize yol
açtı. Hazaralar da misilleme olarak bir Kakar ailesini rehin aldı. Kakar
aşireti Mansur Dadullah’tan yardım istedi ancak Dadullah hiçbir şey yapamadı.
Kabile büyükleri Taliban'dan yardım istediler. Taliban güçleri tarafından
kuşatılan Mansur Dadullah, destekçisi Abdullah Hunar'ın evinde, 11 Kasım
2015'te çıkan çatışmada öldürüldü.
Molla Ahtar Mansur 21 Mayıs 2016'da (Pakistan'da düzenlenen bir
ABD İHA saldırısında) öldürüldü.
Molla Hibetullah Ahundzade, 25 Mayıs 2016 tarihinde Taliban'ın üst düzey yöneticileri tarafından yeni lider olarak ilan edildi.
İlgili Konularda Notlar
Afanistan'da Sovyetler
Birliği’nin teknik desteğiyle 1964’te Salang Tüneli açıldı. Kuzeyden başkent
Kabil’e ulaşım 72 saatten 10 saatin altına düştü. Bu gelişme, güneydeki
Peştunlar ile kuzeydeki Tacikler, Özbekler ve Türkmenler arasında ticari ve
kültürel etkileşimi güçlendirdi.
Marksist-Leninist
çizgideki Afganistan Halk Demokratik Partisi (حزب دموکراتیک
خلق افغانستان) (PDPA) 1 Ocak 1965 tarihinde Kabil’de Nur Muhammed
Tereki’nin (نورمحمد ترهکی) evinde düzenlenen
bir toplantıyla kuruldu. Parti 1967’de iki ana fraksiyona bölündü: Tereki
önderliğindeki radikal/kırsal tabanlı Halk (Khalq, خلق)
grubu ile Babrak Karmal (ببرک کارمل)
(1929 - 1996) önderliğindeki ılımlı/şehirli tabanlı Bayrak (Perçem/Parcham, پرچم ) grubu.
1968’de
Minhacuddin Gahez (منهاج الدين گهيز) 1932-1972)
, Peştuca “şafak” anlamına gelen Gahez adlı haftalık bir gazete kurdu. Gazete,
komünist ideolojiye ve SSCB’nin etkisine karşıydı. Gahez, 7 Eylül 1972’de
Kabil’deki evinde suikasta uğradı.
Afganistan’daki İslami hareket Mısır’daki Müslüman Kardeşler (İhvan-ı Müslimin) ve Seyyid Kutub gibi isimlerin eserlerinden etkilendi. Gulam Muhammed Niyazi (غلام محمد نیازی) (1932-1979) Kabil Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde öğretim üyesiydi. Mısır’daki el-Ezher Üniversitesi’nde eğitim gören Niyazi, Müslüman Kardeşler hareketinin görüşlerinden etkilendi. 1957 yılında Paghman’daki Ebu Hanife Medresesi’nde küçük bir grup kurdu. Kabil Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde hoca olarak görev yaptığı dönemde Burhaneddin Rabbani (برهان الدین ربانی) ile Gülbeddin Hikmetyar (گلبدین حکمتیار) gibi geleceğin direniş liderlerini etkiledi. 1974’te dönemin hükümeti tarafından tutuklandı, 1979’daki komünist darbenin ardından hapishanede şehit edildi. İslami hareket gençlik kolu Müslüman Gençlik Teşkilatı (سازمان جوانان مسلمان) ve akademik ayağı Nahda-i İslami (نهضت اسلامی) ile faaliyet gösteren hareket, 1972'ye kadar Niyazi, daha sonra Burhaneddin Rabbani liderliğinde Cemiyet-i İslami (جمعیت اسلامی) çatısı altında hem açık hem de gizli çalışmalar yürüttü.
Afganistan’daki İslami hareket, liderler arasındaki nüfuz mücadelesi, içindeki etnik Peştun ve Tacik kanatları arasındaki görüş ayrılıkları, komünist rejime ve sonrasındaki Sovyet işgaline karşı yürütülecek mücadelenin yöntemi gibi nedenlerle parçalandı. Bu bölünmeler sonucunda Afganistan'ın hem işgale karşı direnişinde hem de sonrasındaki yıkıcı iç savaş döneminde birbiriyle çatışan siyasi ve askeri gruplara dönüştüler.
Komünist
yayınlarda Hz. Peygamber’e hakaret edilmesi üzerine 24 Mayıs 1970’te Kabil’in
merkezindeki Pul-i Khishti Camii’nde (مسجد پل خشتی)
ulema tarafından büyük bir protesto düzenlendi. Göstericiler komünist
faaliyetlerin yasaklanmasını talep etti. Kral Zahir Şah
(1933-1973) ve Başbakan Nur Ahmed İ'timâdî hükümeti, komünist muhalefeti
dengelemek için protestoyu başlangıçta destekledi. Ancak gösteriler, Muhammed
Ataullah Feyzani (عطاالله فیضانی) liderliğinde
hükümete karşı bir eleştiriye dönüştü. Sundukları 22 maddelik öneri ile
modernleşme adı altında İslami değerlerle çatışan sosyal reformların
durdurulmasını istediler. Cuma hutbelerinden kralın adını çıkardılar. Bunun
üzerine Kraliyet Afgan Ordusu müdahale ederek gösterileri dağıttı.
Kabil Üniversitesi öğrencileri 1969’da Müslüman Gençlik (Cevânân-i Musulmân) Örgütü’nü kurdu. Liderleri Abdurrahim Niyazi (عبدالرحیم نیازی) 1970'te lösemiden vefat etti. Öğrencilerin çoğu Sünni olsa da aralarında Şii üyeler de bulunmaktaydı.
Abdurrahim Niyazi ve Mevlevi Habiburrahman ulemanın protestosuna dolaylı olarak dahil olsa da, çoğu üye medrese eğitimi eksikliği nedeniyle
dışlandı. Bu durum, üniversite öğrencileri ile medrese eğitimi alan mollalar ve din adamları arasındaki ayrımı ortaya çıkardı. Müslüman Gençlik
üyeleri, cami protestosunun başarısızlığını dışarıdan gözlemledi. Gösterilerin
resmi amacından sapması üzerine hükümetin sert tavır alması, rejimin güvenilmez
olduğunu kanıtladı. Haftalarca hükümetin yanıtını bekleyen mollaların müdahale
anında bir eylem planları yoktu; süreç, mollaların otobüslere binip evlerine
dönmesiyle sonuçlandı.
1971’de
hükümet, ülke genelindeki cami ve türbelerin mali kontrolünü tek bir merkezde
toplamayı amaçlayan “Riaset-ı Hac ve Vakıflar” kurumunu kurdu. Bu kurum, dini
yapıların mali yönetimini üstlenmenin yanı sıra yeni camiler inşa etmeyi, imam
ve müezzin atamaları ile maaşlarını ödemeyi hedefliyordu. Pul-i Khishti
gösterileri sırasında ulemanın yaşadığı aşağılanmaya tanık olan
Müslüman öğrenci liderleri, aynı kaderi paylaşmamaya kararlıydı.
Burhaneddin Rabbani (1940-2011) , Tacik asıllıdır. Kabil’deki Ebu Hanife Medresesi’ni bitirdi. 1960’ta Kabil Üniversitesi İslam Hukuku Fakültesi’ne girdi, 1963’te mezun olup öğretim üyesi oldu. 1966’da Kahire’de Ezher’de yüksek lisans yaptı, İhvan-ı Müslimin’den etkilendi. 1968’de dönüp Seyyid Kutub’un eserlerini Farsçaya çevirdi. 1972’de Afganistan Cemiyyet-i İslâmî liderliğine seçildi. Bu gruba Ahmed Şah Mesud ve Gülbeddin Hikmetyar da dahildi.
Mayıs 1972’de
Kabil Üniversitesi’nde İslam ekonomisini küçümseyen bir profesöre karşı
protestolar başladı. Hükümet Hikmetyar dahil birçok lideri tutuklayıp sonra
serbest bıraktı.
Kral Zahir
Şah Roma’dayken, kuzeni ve eski başbakan Muhammed Davud Han, 17 Temmuz 1973’te
monarşiyi yıkarak cumhuriyeti ilan etti. İlk yıllarda komünist unsurlarla
işbirliği yaptı.
1974’ten
itibaren Davud Han İslamcıları tutuklamaya başladı. Gulam Muhammed Niyazi
tutuklandı. Burhaneddin Rabbani, Kabil Üniversitesi’nde öğrencilerinin
yardımıyla kaçarak Pakistan’a gitti.
Ağustos
1975’te Müslüman Gençlik üyeleri Pençşir, Surh Rud, Paktia, Laghman ve Logar’da
hükümet tesislerine silahlı saldırılar düzenledi. Plan, ülke çapında ayaklanma
ve Kabil’de askeri darbe tetiklemekti ancak destek bulamadı. Başarısızlık
hareketi zayıflattı; Pakistan’a geçenler Mevdudî’nin Cemaat-i İslami’si ve
Cemaat-i Ulema-i İslam ile temas kurdu.
Taliban liderleri Mısır Müslüman Kardeşler (İhvan) ve Mevdudi'nin Cemaat-i İslami ekollerinden etkilenen Burhaneddin Rabbani, Abdurrab Resul Seyyaf ve Gülbeddin Hikmetyar gibi mücahit liderlerin görüşlerini yanlış buluyordu. 1990'larda Taliban, Müslüman Kardeşler ve Cemaat-i İslami gibi gruplara karşı sert bir tutum sergiledi. Taliban Kültür Bakanlığı tarafından Afganistan'a girişi yasaklanan kitaplar listesinde, Mevdudi ve Müslüman Kardeşler'in kitapları vardı. Vahhabilik kurucusu Muhammed b. Abdülvehhab'ın Kitabu't-Tevhid eseri, Taliban'ın Hanefi-Maturidi ve tasavvuf meşrebli çizgisiyle uyuşmadığı, ayrıca IŞİD gibi gruplara zemin hazırladığı gerekçesiyle yasaklıdır. İranlı Şii düşünürler Ali Şeriati ve Murtaza Mutahhari ile Cemaleddin Afgani gibi isimlerin eserleri de yasaklıdır.
Taliban bir zamanlar Karadavi ve Müslüman Kardeşler'in kitaplarını yasaklamıştı. Sonra genel olarak emperyalizm karşıtlığı bağlamında İslamcı grupları savundu. Müslüman Kardeşler'in Mısır'daki seçim zaferinin ardından resmi bir Taliban açıklamasında bu tutum görülür. "Mısır, Orta Doğu'da çok önemli bir role sahiptir ve İhvan-ı Müslimîn'in adayı Muhammed Mursi'nin cumhurbaşkanı seçilmesi, Orta Doğu düzeyinde ve genel olarak uluslararası düzeyde büyük bir değişimdir ve İslam Emirliği için olumlu değişiklikler umudu taşımaktadır. Mısır'daki İslam Hükümeti'nin başarısı, Orta Doğu'da ve tüm dünyada Amerikan ve Siyonist yayılmacılığına vurulan en güçlü darbe olarak kabul edilmektedir."
Semerkant ve Buhara'da bulunan medreseler Afgan ulemasının istifade ettiği merkezlerden oldu. Ancak Maveraünnehir bölgesinin Rus işgaline maruz kalması bu kadim ilim merkezleri ile Afganistan arasındaki bağı kopardı. On dokuzuncu yüzyıldan itibaren Afgan uleması, Daru'l-Ulum-i Deobend'e ait medreselere yöneldi. Afganlılar Hindistan'da ya da 1948'den beri Pakistan' da bulunan Deabendi medreselerine gitmektedir. Deobend ve benzeri medrese mezunlan Afganistan'a dönüşlerinde genellikle kendi medreselerini tesis etmektedirler. Taliban hareketi, Deoband ekolünün müfredatına dayanmaktadır. Pakistan’daki Hakkaniye gibi medreseler, bu ekolün Afganistan üzerinde etkisi yüksek ana merkezler haline geldi.
Taliban’ın en çok etkilendiği ve medreselerinde yetiştiği yapı, Pakistan'daki Cemiyet-i Ulema-i İslam (JUI) partisidir. Taliban ve Cemiyet-i Ulema-i İslam, amelde Hanefi mezhebine tabidir. İtikadi olarak ise Maturidi geleneğini takip eder.
1945: Cemaat-i Ulema-i İslam’ın (JUI) Kuruluşu
Deoband geleneğinin siyasi temsilcisi olarak ortaya çıkan Cemaat-i Ulema-i Hind’den (JUH) ayrılan Şebbir Ahmed Osmani ve arkadaşları tarafından 1945 yılında Cemaat-i Ulema-i İslam (JUI) kuruldu. JUH Hindistan’ın bölünmesine karşı çıkıp Kongre Partisi ile hareket ederken, Osmani ve arkadaşları Muhammed Ali Cinnah liderliğindeki Pakistan fikrini ve Müslüman Birliği’ni (Muslim League) destekledi. JUI Pakistan siyasetinde JUI-F (Fazlurrahman grubu) gibi farklı kanatlarla varlığını sürdürmektedir.
1947: Daru’l-Ulûm Hakkâniyye Medresesi’nin Kuruluşu
Mevlana Abdulhak (1914–1988), Pakistan’ın Hayber Pahtunhva eyaletindeki Akora Khattak’ta bulunan Daru’l-Ulûm Hakkâniyye medresesini 23 Eylül 1947’de kurdu. Daru'l-Ulûm Hakkâniyye özellikle Taliban üyelerini eğitmesiyle tanınır. Abdülhak, Hindistan ve Pakistan’ın bağımsız ve ayrı ülkeler haline geldiği 1947 yılındaki taksim öncesi dönemde Dârülulûm-i Diyûbend’den mezun oldu. Hüseyin Ahmed Medenî’nin (1879-1957) öğrencisiydi. Medenî, Diyûbendî hareketinin İslâm âlimlerinin siyasete katılması gerektiğine inanan kolundan geliyordu. Diyûbendî hareketinin Mevlânâ Eşref Ali Tânevî ile bağlantılı olan diğer kolu ise siyasi faaliyeti reddediyor, İslâmî eğitimin geliştirilmesine odaklanıyordu. Mevlânâ Medenî, Diyûbendî âlimlerinden oluşan Cem‘iyyet-i Ulemâ-i Hind adlı siyasi partiye liderlik etmişti. Medenî İngiliz sömürgeciliğine karşı Birleşik Milliyetçilik (Muttahida Qaumiyyat) fikrini savundu. Medenî'nin siyaseti pragmatikti ve dönemin ihtiyacına, yani Hindistan'ı İngiliz yönetiminden kurtarmaya dayanıyordu.
Deoband geleneğinin siyasi temsilcisi olarak ortaya çıkan Cemaat-i Ulema-i Hind'den (JUH) ayrılan Şebbir Ahmed Osmani ve arkadaşları tarafından 1945 yılında Cemaat-i Ulema-i İslam (JUI) kuruldu. JUH Hindistan'ın bölünmesine karşı çıkıp Kongre Partisi ile hareket etti. Şebbir Ahmed Osmani ve arkadaşları Muhammed Ali Cinnah liderliğindeki Pakistan fikrini ve Müslüman Birliği'ni (Muslim League) destekledi. Şebbir Ahmed Osmani, Pakistan'ın kuruluşundan sonra da ülkenin ilk anayasal ilkelerinin (Objectives Resolution) hazırlanmasında kilit bir rol oynadı.
Abdulhak, hayatının sonuna kadar “Şeyhül-Hadis” olarak görev yaptı. Vefatından sonra medresenin yönetimini oğlu Semiulhak devraldı. Semiulhak “Taliban’ın Babası” olarak tanındı. Semiülhak, Cem‘iyyet-i Ulemâ-i İslâm’ın ayrılan bir grubunun başına geçti.
Başka bir Diyûbend mezunu olan Müftü Mahmud (1919-1980) ve ondan sonra oğlu a oğlu Mevlânâ Fazlurrahman'ın liderlik ettiği Cem‘iyyet-i Ulemâ-i İslâm’ın ana kolu JUI-F (Cem‘iyyet-i Ulemâ-i İslâm - Fazlurrahman grubu) da Tâliban’ın destekçisi oldu. Parti, 1981 yılında Ziyaülhak rejimine karşı tutum konusundaki görüş ayrılıkları nedeniyle ikiye bölünmüştür. Fazlurrahman liderliğindeki grup rejime muhalefet ederken, Semiülhak liderliğindeki grup (JUI-S) Ziyaülhak ve askeri yönetimi destekledi. Semiülhak JUI-S kolunun etkisini yitirmesiyle, Mart 2019'da Pakistan Seçim Komisyonu'na yapılan başvuru sonucunda, Fazlurrahman JUI-F grubu resmen "Cem‘iyyet-i Ulemâ-i İslâm JUI" adını kullanma hakkını elde etti. Semiulhak 2 Kasım 2018'de Ravalpindi'deki evinde kimliği belirsiz kişilerce düzenlenen bıçaklı saldırıda öldürüldü. Medresenin yönetimi oğlu Mevlana Hamidulhak'a geçti.
Kırsal Afganistan'da Nakşibendi ve Kadiri gibi Sufi tarikatları oldukça yaygındı. Köy camilerinde 'hücre' (hujra) adı verilen yapılar, resmi olmayan eğitim sisteminin temelini oluştururdu. 1970'lere kadar devlet onaylı modern eğitim sistemi, büyük ölçüde Kabil ve diğer büyük şehirlerle sınırlı kalmıştı. Hücrelerin en çalışkan öğrencileri; yerel mevlevilerin ve Sufi şeyhlerinin himayesinde, 'halakât-ı dâire' olarak bilinen eğitim çevrelerine katılırlardı. Müderrisler, faaliyetlerini sürdürebilmek için sadaka ve zekât gibi bağışlara bağımlıydılar; bu kaynaklar tükendiğinde ise hoca ve talebeler genellikle yeni bir köye taşınırlardı.
Taliban kurucularının çoğu da bu camilere bağlı medreselerde (hücre) yetişti. Bu durum, Taliban’ın sadece Pakistan'daki mülteci kamplarında yer alan medreselerin bir ürünü olduğu yönündeki yaygın algının yanlışlığını göstermektedir. Daha da önemlisi; bu gerçek, Taliban liderliğinin Afgan köy yaşamına yabancı olduğu tezine de terstir. 1994'ten sonra Taliban saflarının mülteci kamplarından gelen yeni üyelerle genişlediği bir gerçektir; ancak bu kişilerin hareket içerisinde etkili konumlara yükselmesi nadirdi.
Taliban liderliği, Molla Ömer ve beraberindeki kurucu heyet, 1980’lerde Sovyet işgaline karşı sahada savaşan, geleneksel medrese eğitiminden geçen ve Taliban’ı kurduklarında (1994) olgunluk çağında olan isimlerdi. Molla Ömer ve arkadaşları, mülteci kamplarında doğan gençler değil; 1980'lerde Sovyetler Birliği'ne karşı savaşan, medrese eğitimi almış orta yaşlı "mücahid" kökenli isimlerdi. Ahmed Rashid'in Taliban (2000) kitabında temsil edilen ve grubu "Pakistan mülteci kamplarında doğmuş, Pakistan medreselerinde eğitim almış" yabancılar olarak gören yaygın anlatı yanlıştır. Taliban üyelerinin çoğu Pakistan'da ancak 1979'da kurulan mülteci kamplarında doğmuş olsaydı Taliban'ın yönetimi döneminde en fazla 14 ile 20 yaşları arasında olurlardı. Bu durum Taliban liderliği için kesinlikle geçerli değildi. Hareketin adı olan "Taliban" (öğrenciler), medreselerde yetişen tabandaki genç savaşçılara işaret eder. Taliban liderliğinin en az %60'ı eğitiminin önemli bir kısmını Afganistan içinde, köy camilerindeki gayriresmî 'hücre' (hujra) odalarında aldı.
Geleneksel olarak Kandahar’da, medrese öğrencilerinin (taliplerin) nadir eğlence kaynaklarından biri olan davul çemberleri Cuma günleri kurulurdu. Taliban’ın beslendiği Deobandi mirasının temelinde Tasavvuf kültürü önemli bir yer tutar. Taliban’ın kurucusu Molla Muhammed Ömer de tıpkı bir Sufi piri gibi rüyalarla yönlendirilirdi. Çocukluk yıllarında Hacı Baba gibi Sufi hocalardan eğitim alan Ömer, daha sonra eski hocasının mezarını sık sık ziyaret etti. Molla Ömer’in 4 Nisan 1996 tarihinde Kandahar’da toplanan kalabalığın önünde Hz. Muhammed’e ait olduğuna inanılan Hırka-i Şerif’i (Kherqa Sharief) sandığından çıkarıp havaya kaldırması sembolik bir andır. Bu olay, Afganistan'ın tamamı üzerindeki mutlak liderlik iddiasında bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Hırkayı 1768 yılında Kandahar'a getiren kişi Afganistan'ın kurucu babası Ahmed Şah Durrani'dir ve hırka onun türbesinin önünde muhafaza edilmektedir.
Taliban liderleri Mısır Müslüman Kardeşler (İhvan) ve Mevdudi'nin Cemaat-i İslami ekollerinden etkilenen Burhaneddin Rabbani, Abdurrab Resul Seyyaf ve Gülbeddin Hikmetyar gibi mücahit liderlerin görüşlerini yanlış buluyordu. 1990'larda Taliban, Müslüman Kardeşler ve Cemaat-i İslami gibi gruplara karşı sert bir tutum sergiledi. Taliban Kültür Bakanlığı tarafından Afganistan'a girişi yasaklanan kitaplar listesinde, Mevdudi ve Müslüman Kardeşler'in kitapları vardı. Vahhabilik kurucusu Muhammed b. Abdülvehhab'ın Kitabu't-Tevhid eseri, Taliban'ın Hanefi-Maturidi ve tasavvuf meşrebli çizgisiyle uyuşmadığı, ayrıca IŞİD gibi gruplara zemin hazırladığı gerekçesiyle yasaklıdır. İranlı Şii düşünürler Ali Şeriati ve Murtaza Mutahhari ile Cemaleddin Afgani gibi isimlerin eserleri de yasaklıdır.
Taliban bir zamanlar Karadavi ve Müslüman Kardeşler'in kitaplarını yasaklamıştı. Sonra genel olarak emperyalizm karşıtlığı bağlamında İslamcı grupları savundu. Müslüman Kardeşler'in Mısır'daki seçim zaferinin ardından resmi bir Taliban açıklamasında bu tutum görülür. "Mısır, Orta Doğu'da çok önemli bir role sahiptir ve İhvan-ı Müslimîn'in adayı Muhammed Mursi'nin cumhurbaşkanı seçilmesi, Orta Doğu düzeyinde ve genel olarak uluslararası düzeyde büyük bir değişimdir ve İslam Emirliği için olumlu değişiklikler umudu taşımaktadır. Mısır'daki İslam Hükümeti'nin başarısı, Orta Doğu'da ve tüm dünyada Amerikan ve Siyonist yayılmacılığına vurulan en güçlü darbe olarak kabul edilmektedir."
1975’te
Gülbeddin Hikmetyar, Burhaneddin Rabbani liderliğindeki Cemiyyet-i İslâmî’den
ayrılarak kendi liderliğinde daha merkeziyetçi ve militan bir yapı olan Hizb-i
İslami’yi kurdu.
27-28 Nisan
1978’de gerçekleşen Sevr Devrimi (Nisan Devrimi) ile komünist PDPA, Davud Han
ve ailesini öldürerek iktidarı ele geçirdi ve Afganistan Demokratik
Cumhuriyeti’ni kurdu. Bu süreçte Gulam Muhammed Niyazi, 1979 yılında
hapishanede şehit edildi.
Pakistan'a
sığınan din âlimleri, Hikmetyar ile Rabbani arasındaki rekabeti bitirerek
direnişi birleştirmeye çalıştı. Mevlevi Muhammed Nebi Muhammedi (1920-2002),
saygın bir din adamıydı. 1969'da Logar milletvekili olarak girdiği parlamentoda
Babrak Karmal ile sert bir tartışma yaşamış ve onun hastanelik olmasına yol
açmıştı. Devrimden sonra kardeşi Molla Can öldürülünce Nebi, Pakistan’ın Kuetta
şehrine göç etti.
Eylül 1978
başlarında, Afganistan İslam Devrimci Hareketi (Harakat-i İnkılab-ı İslami-yi
Afganistan) adıyla yeni bir ittifak kuruldu ve liderliğine Nebi seçildi. Hizb-i
İslami ve Cemiyet-i İslami üyeleri, Peşaver'deki toplantıda Nebi'ye biat etti.
Bu ittifaktan memnun olmayanlar da vardı. Dört ay sonra sonra ittifaktan
ayrılanlar oldu. Kandahar'daki subayların planladığı gizli bir ayaklanma pılanı
sızması sonucu hükümet subayları yakaladı ve ayaklanmaya katılanlar büyük
ölçüde tasfiye edildi. Nebi, Kandahar olayıyla bir ilgisi olmadığını savunarak
Hikmetyar ve Rabbani’yi kendi arkasından iş çevirmekle suçladı.
Sıbgatullah
Müceddidî (صبغت الله مجددی) (1926-2019),
Nakşibendi-Müceddidî tarikatının kurucusu İmâm-ı Rabbânî’nin (ö.
1034/1624) torunudur. Ezher’de İslam hukuku eğitimi aldıktan sonra 1952’de
Afganistan’a dönerek liselerde ve Kabil Üniversitesi’nde ders verdi. 1959
yılında dönemin Sovyetler Birliği Başbakanı Nikita Kruşçev’e yönelik bir
suikast girişimi planlamakla suçlandı ve 1964’e kadar yargılanmaksızın
hapsedildi. Müceddidî’nin sol görüşlü kardeşi Rahmetullah Müceddidî planı
öğrenip komünist gruba iletti, böylece olay hükümete ihbar
edildi. Sovyet işgaline karşı silahlı direniş çağrısı yaptı ve Afgan
Ulusal Kurtuluş Cephesi'ni (Cebh-i Nejat-i Milli) kurdu.
Sıbgatullah
Müceddidi Peşaver'e geldiğinde Nebi’nin hareketine katılmayı reddederek Afgan
Ulusal Kurtuluş Cephesi’ni (Cebhe-i Necat-ı Milli) kurdu. Rabbani de bu cebheye
katıldı. Kısa süre sonra Hikmetyar da ittifaktan ayrılarak Hizb-i İslami'yi
yeniden kurdu. Hikmetyar ve Rabbânî ayrıldıktan sonra Nebi, ulemanın teşvikiyle
Harakat'ı bir ulema partisi olarak yaşatmaya karar verdi. Parti, Pakistanlı
etkili din adamlarından maddi destek aldı.
Abdülkadir
Geylani'nin neslinden olan Ahmed Geylani (1932-2017) Afganistan'daki Kadiri
tarikatının lideriydi. 1979'da kurduğu Mehaz-ı Milli İslami (Afganistan Ulusal
İslami Cephesi) ile Sovyet işgaline karşı savaşan en önemli mutasavvıf mücahit
liderlerinden biridir. Peştun tabanlı geleneksel dini yapıyı temsil eden ılımlı
bir duruş sergiledi. Müceddidi ile birlikte mücahit direnişinin tasavvuf
kanadını oluşturdu. Sürgündeki kral Zahir Şah ile görüşüyorlardı. Ahmed Geylani,
2001 sonrası dönemde de Taliban ile hükümet arasında köprü kurmaya çalıştı.
Mevlevi
Yunus Halis (1919-2006), kendi grubunu oluşturarak yeni bir Hizb-i İslami
kurdu. Hikmetyar da ittifaktan ayrılarak kendi partisini aynı isimle yeniden
yapılandırdı. Böylece direniş sahasında liderlerinin isimleriyle ayırt edilen
iki ayrı yapı ortaya çıktı: Hizb-i İslami (Hikmetyar) ve Hizb-i İslami (Halis).
Yunus Halis gibi geleneksel medrese eğitimi alan liderler, devlet okullarından
gelen Hikmetyar ve çevresini küçümseyerek “mektepliler” (maktabiyân) diye
adlandırıyordu. Halis bir devlet bakanlığında görev yaptı, Nebi ise kralın
egemenliğini tanıyan bir parlamento üyesi olarak sistemin içinde yer aldı.
Mevlevi
Yunus Halis liderliğindeki grubun en etkili saha komutanı olan Celaleddin
Hakkani (1939-2018), Paktia vilayetinde geniş bir üs ağına sahipti. Hakkani,
Pakistan'daki ünlü Daru'l-Ulum Hakkaniye Medresesi'nde eğitim almıştı.
Afganistan
Şiilerinin dini lideri olarak kabul edilen Ayetullah Asıf Muhsini (1935 - 2019)
de 1979 yılında Hareket-i İslami örgütünü kurdu. Muhsini, 2007 yılında
Kabil'de Hatemü'n-Nebiyyin adında medrese açtı.
Müceddidi
liderliğindeki Cebhe-i Necat-ı Milli partisinin ülke genelinde planladığı
ayaklanma için gönderilen mektupların zamanından önce ulaştırılması
nedeniyle vaktinden önce başladı. Ülkenin batısında yer alan tarihi öneme sahip
Herat'ta halk erken ayaklandı. Celalabad, Kunar, Nuristan ve Kabil'de küçük
çaplı olaylar çıktı. Herat'ta 15-20 Mart 1979'da halk ayaklandı (24 Hut
Ayaklanması). Sovyet danışmanlar öldürüldü. Afgan pilotlar kendi halkını
bombalamayı reddetti. Bunun üzerine Sovyetler Birliği, komşu Tacikistan
üzerinden havalanan uçaklarla şehri ağır bombardımana tuttu. Komünist rejim
ordusu kara harekatı yaparak isyanı kanlı bir şekilde bastırdı. Ayaklanma sonucunda
çok sayıda sivil hayatını kaybettiş (tahminler 5.000 ile 25.000 arasında),
şehir harabeye döndü. Müceddidi, ayaklanmanın kendi planına ihanet sonucu
çıktığını iddia etti; Rabbani ise suçlamaları reddetti. Bu başarısızlık
sonucunda Cebhe-i Necat büyük ölçüde itibar kaybetti.
14 Eylül
1979’da Başbakan Hafizullah Emin, Nur Muhammed Tereki’yi devirerek
cumhurbaşkanı oldu. Emin’in milliyetçi görüşleri ve ABD-Pakistan ile ilişkileri
iyileştirme çabaları üzerine Sovyetler Birliği, 24 Aralık 1979’da Afganistan’ı
işgal etti. Emin öldürüldü. Yerine Perçem lideri Babrak Karmal (1929-1996)
getirildi; Karmal 1986’ya kadar cumhurbaşkanlığı yaptı. Karmal, Afganistan’ı
SSCB’nin 16. cumhuriyeti yapmak istediğini söylerdi.
Sovyetler
SSCB, Afganistan'daki komünist hükümeti desteklemek amacıyla 24 Aralık 1979'da
ülkeye girmeye başladı. Resmi olarak kapsamlı işgal 27 Aralık'ta, Leonid
Brejnev'in talimatıyla gerçekleşti. Mihail Gorbaçov liderliğindeki
SSCB, 14 Nisan 1988'de imzalanan Cenevre Anlaşması uyarınca
Afganistan'dan çekilme kararı aldı. Son Sovyet askerleri 15 Şubat 1989'da
Dostluk Köprüsü'nden geçerek Afganistan'dan çekildi.
Abdurrasul
Seyyâf, Kabil Üniversitesi İslam Hukuku Fakültesi'nde öğretim üyesiydi.
Seyyâf da Kahire'deki el-Ezher Üniversitesi'nde eğitim görmüş ve burada
Müslüman Kardeşler üyeleriyle de ilişki kurmuştu. Afganistan'da 1972'de
Cemiyyet-i İslami içerisinde Rabbani'nin yardımcısı (muavin) olarak seçildi.
Seyyâf daha sonra Davud'un darbesinden sonra tutuklandı. Sovyet işgaliyle
iktidara gelen Babrak Karmal'ın kısa süre sonra ilan ettiği genel af kapsamında
Kabil'deki hapishaneden serbest bırakıldıktan sonra 1980'de Peşaver'e gitti.
Seyyâf'ın önderliğinde, Afganistan'ın Özgürlüğü için İslam Birliği (İttihad-i
İslami bera-yi Azadi-yi Afghanistan) kuruldu. ve yeni liderin ilk
sorumluluklarından biri, Suudi Arabistan'ın Taif kentinde düzenlenen bir İslam
konferansında Afgan mücahitlerini temsil etti. Seyyâf'ın güçlü yönlerinden
biri, Arapçaya olan akıcı hakimiyetiydi. Afgan cihadını finanse etmek isteyen
Arapların gözünde diğer Afgan liderlerinin önüne geçti. Seyyâf'ın partisi,
neredeyse hiç savaş cephesi olmayan ancak çok miktarda parası olan yedinci grup
oldu. Seyyâf artık Arap Vahhabiler ile bağlantılı olarak adını değiştirmeye
razıydı. Seyyâf'ın artık Abdurrasul (Peygamberin kulu) Seyyâf olarak değil,
Abdurrab (Rab olan Allah'ın kulu) Rasul Seyyâf olarak adını değiştirmişti.
Afganlar
genel olarak Araplara karşı büyük bir sevgi beslemiyorlardı. Çoğunlukla Araplar,
Afgan geleneklerine duyarsız olarak algılanıyordu. Arapların çoğu Afganistan'da
savaşmış olsa da, büyük ölçüde davetsiz misafirlerdi. Afganlar bu insanlardan
savaşlarına katılmalarını istememişlerdi. Kendi sebepleriyle geldiler,
oradayken çoğunlukla kendi hallerinde kaldılar ve ayrıldıktan sonra kendi
projeleriyle ilgilendiler. Afganistan'daki savaşın hikayesi, küresel bir süper
gücü yenme ve devirmeye yardımcı olma gibi muazzam bir başarıya rağmen, bir
başarı hikayesi değildir.
Peşaver'deki
Afgan siyasi faaliyetlerinin genel denetiminden sorumlu olan Pakistan Hükümeti
Afgan Mülteciler Komiseri Şeyh Abdullah yalnızca yedi İslami partinin
faaliyetlerine devam etmesine izin verileceğini açıkladı. Peşaver Yedilisi:
1.
Cemiyet-i İslami (جمعیت اسلامی) Burhaneddin Rabbani
(برهان الدين رباني): Temelleri
1970'lerin başında Kabil'de atıldı, 1972-1973 yıllarında resmi bir siyasi
kimlik kazandı.
2. Hizb-i
İslami (حزب اسلامی) Gulbeddin Hikmetyar (گلبدین حکمتیار) 1975 yılında, Müslüman Gençlik hareketinden
ayrılan Hikmetyar tarafından kuruldu.
3.
Hareket-ı İnkılab-ı İslami (حرکت انقلاب اسلامی)
Mevlevi Muhammed Nebi Muhammedi (محمد نبي محمدي)
1978 yılında, Sevr Devrimi (Nisan 1978) sonrası tüm grupları
birleştirmek amacıyla kuruldu, ancak zamanla Nebi'nin partisine dönüştü.
4. Hizb-i
İslami - Halis Grubu (حزب اسلامی خالص)
Mevlevi Yunus Halis (یونس خالص) 1979
yılında kuruldu.
5. Mahaz-ı
Milli-yi İslami (محاذ ملی اسلامی) Seyyid Ahmed Geylani
(سید احمد گیلانی) 1979 başında kurulan bu
grup, tasavvufi kökenleri ve gelenekçi yapısıyla öne çıkar.
6. Cebhe-i
Milli-yi Necat (جبهه ملی نجات) Sibgatullah
Müceddidi (صبغت الله مجددی) 1979
yılında kurulan bu grup, tasavvufi kökenleri ve gelenekçi yapısıyla öne
çıkar.
7.
İttihad-ı İslami (اتحاد اسلامی) Abdülresul Seyyâf (عبد رب الرسول سياف) 1980 yılında (tam adıyla
İttihad-ı İslami bera-yi Azadi-yi Afganistan), başlangıçta tüm grupları
birleştirmek amacıyla kuruldu, ancak zamanla Seyyâf'ın kendi partisine
dönüştü.
Geylani ve Müceddidî'nin bir mürit tabanı cardı. Hikmetyar'ın yoktu. Nebi ve Halis'in üzerine inşa edebileceği bir din adamları ağı veya İslam metinlerinin insanlara yorumlanmasında sahip oldukları türden yerleşik bir konum ve rolü cardı. Hikmetyar'ın yoktu. Rabbani'nin Peştun olmayanlarla sahip olduğu türden doğal bir seçmen kitlesi vardı. Seyyâf'ın davasına insanları çekmek için elinde bulunan dış mali kaynaklara sahipti. Hikmetyar'ın elinde partinin kendisi ve liderleri gibi dönüştürmeyi amaçladıkları toplumdan uzaklaşan genç mekteblilerin sadakati vardı. Hikmatyar, partisinin tabanını genişletebilecek ittifaklar kurmaya çalışmak yerine, rakiplerini zayıflatmaya çalıştı ve savaşın büyük bir bölümünde asıl meşguliyeti Kabil'deki rejimi yenmek veya Sovyetleri geri çekilmeye zorlamak değil, mücahitlerin zaferinden sonra ruplar arasında oynanacak olan nihai oyunu kazanmak için kendini konumlandırmaktı.
Bir grup din adamı, Peşaver'deki Mahabat Han Camii'nde toplanarak kalıcı bir ittifak kurulana kadar camiyi terk etmeyeceklerini ilan etti. Liderler birlikte çalışmayı kabul etti ve kurulan bu yeni birliğe Afganistan Mücahitleri İslam Birliği (İttihâd-i İslâmi Mücahidin Afganistan) adı verildi. İttifakın kuruluş anlaşmaları 14 Ağustos 1981'de imzalandı. Ancak Seyyâf ve Hikmetyar, yürütme şurasındaki oy güçlerini artırmak amacıyla, Nebi’nin yardımcısı Mansur’u Hareket'ten ayrılıp kendi grubunu kurmaya ikna ettiler. Aynı dönemde Müceddidi ve Nebi, cephede askeri gücünün zayıf olması ve halk desteğinin azlığı nedeniyle Seyyâf’ın tam yetkili bir lider olarak birliğer katılmasına karşı çıktılar. Geylani, Müceddidi ve Nebi ittifaktan ayrılarak aynı isimle (Afganistan Mücahitleri İslam Birliği) farklı bir oluşum kurdular. Bu kopuş, Afgan direnişinin uzun süre devam edecek olan iki ana kanada bölünmesine yol açtı.
Bahauddin
Majrooh (1928–1988), Peşaver'de 1982'de kurduğu Afgan Enformasyon Merkezi
(Afghan Information Center - AIC) aracılığıyla aylık İngilizce bültenler
yayımlayarak Sovyet-Afgan Savaşı sırasında bilgi sağlayan en önemli
kaynaklardan biriydi.
Filistin kökenli Abdullah Azzam (1941-1989) Ürdün Üniversitesi'ndeki görevine son verilmesinin ardından önce Suudi Arabistan'a gidip, 1981 yılında Pakistan'a yerleşerek İslamabad'daki Uluslararası İslam Üniversitesi'nde ders vermeye başladı. Afganistan'daki Sovyet işgaline karşı mücadeleye odaklanan Azzam, 1984 yılında Peşaver'e taşındı ve Usame bin Ladin ile birlikte "Mücahidlere Hizmet Ofisi"ni (Maktebü'l-hidemât) kurdu. Savaşa katılmayı dünya çapındaki tüm Müslümanların kişisel görevi (farz-ı ayn) olarak tanımladı.
Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Suudi Arabistan'ın mali desteğiyle Sovyet yapımı silahlar satın alındı ve bunlar Pakistan aracılığıyla mücahitlere dağıtıldı. Sovyet yapımı silahların tercih edilmesi, çatışmaya yönelik dış müdahalenin inkar edilmesini mümkün kıldı. CIA'in 1979-1989 yılları arasında Sovyetler Birliği'nin Afganistan'ı işgaline karşı Afgan mücahitlerini silahlandırmak, eğitmek ve finanse etmek amacıyla yürüttüğü faaliyetlere Siklon Operasyonu (Operation Cyclone) denilir. ABD, bu operasyonu Pakistan istihbarat servisi (ISI) ile yürüttü ve Suudi Arabistan'dan destek aldı. Dönemin ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Zbigniew Brzezinski, Afgan direnişini destekleyerek Sovyetleri bitmek bilmeyen ve maliyetli bir savaşa çekmeyi "altın bir fırsat" olarak gördü.
Savaşın insani bedeli ve can kayıpları tamamen Afgan halkı tarafından ödendi; stratejik kazanımlar ise büyük ölçüde dış güçlerin yararına oldu. 1979-1989 yılları arasındaki savaşta 1 ila 2 milyon arasında Afgan sivil ve mücahidin şehid olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca 5 milyondan fazla Afgan mülteci durumuna düştü ve ülke altyapısı tamamen çöktü. Bu süreç ve ardından gelen iç savaşlar, Taliban hareketinin yükselişine zemin hazırladı.
1980'lerde Nebraska Üniversitesi'nde Pakistan'daki mülteci kamplarındaki Afgan çocukları için ders kitapları hazırlandı. 1984'ten 1994'e kadar, Sovyetler Birliği'ne karşı Afgan cihadı sırasında, Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID), Afgan çocukları için ders kitapları hazırlamak üzere Nebraska-Omaha Üniversitesi'ne 51 milyon dolarlık bir hibe verdi. "Cihad Okuryazarlığının Alfabesi" gibi ders kitapları, Sovyetler Birliği'ne karşı cihad şeklinde şiddeti teşvik etmeyi amaçlıyordu. "Cihad Okuryazarlığının Alfabesi"ndeki T harfi için verilen derste, Peştuca'da silah anlamına gelen "topak" kelimesi yer alıyor.
1985 yılında mücahitlere ABD ve İngiliz yapımı son teknoloji silahlar verilmesi kararı verildi. Cemiyyet-i İslâmî'nin askeri lideri, Pençşir Aslanı olarak bilinen Ahmed Şah Mesud, Kızıl Ordu'nun Pençşir'e yönelik ilerleyişini defalarca püskürttü.
Sovyetleri kovma hedefi tamamlandığında, Mücahitlerin 'stratejik bir terk edilmişlik' evresine itilmesi, 1990’lardaki kanlı iç savaşa ve nihayetinde Taliban’ın yükselişine zemin hazırladı. Bu sürecin en kritik kırılma noktalarından biri, 10 Nisan 1988’de Pakistan’daki Ojhri Kampı’nda yaşanan büyük patlamadır.
Afgan mücahitleri için mühimmat deposu olarak kullanılan Pakistan'daki Ojhri Kampı'nda, 10 Nisan 1988 günü saat 10:30 sularında büyük bir patlama meydana geldi. Patlamanın şiddetiyle çevreye yayılan mühimmat, Rawalpindi ve İslamabad'da çok sayıda sivilin ölümüne yol açtı. Bu olay, Sovyet birliklerinin çekilme sürecini belirleyen Cenevre Anlaşmaları'nın imzalanmasından sadece dört gün önce gerçekleşti. Sovyetler Birliği'nin çekilme sırasında büyük bir pusuya düşmeden bölgeden ayrılmasına zemin hazırladı. Patlama neticesinde silah rezervleri büyük ölçüde yok olan mücahitlerin, Sovyetlerin çekilmesiyle oluşacak güç boşluğunu doldurma yeteneğini engelledi. Pakistan devlet başkanı Ziyâülhak (1977-1988), olayla ilgili bir soruşturma başlatmak isteyen Başbakan Muhammed Han Cüneco'yu (1985-1988) 29 Mayıs 1988'de görevden aldı. Ziyâülhak, bu olaydan kısa bir süre sonra, 17 Ağustos 1988'de içinde bulunduğu uçağın şüpheli bir şekilde düşmesi sonucu öldü. Yeni devlet başkanı Gulam İshak Han (1988-1993) Ziyâülhak döneminin bir bürokratıydı ve onun Afganistan politikasını devam ettirdi.
Sovyet güçlerinin çekilmesiyle Peşaver partilerine sağlanan mali yardımın azalması ve yerel cephelere verilen desteğin de düşmesi sonucu Afganistan'da eşkıyalık arttı. Birçok komutan ihtiyaç duydukları kaynakları sağlamak için halka yöneldi. Sovyet güçlerinin çekilmesinden sonraki dönem, silahlı adamlar dönemi (topakeyano daurai) olarak anılmaya başlandı. Bu isimlendirme, insanların gözünde bir zamanlar saygı duyulan mücahitlerin sadece kendi bencil amaçlarına odaklanan silahlı adamlara dönüştüğünü ifade ediyordu. İşgale karşı savaşırken mücahit denilen gruplar, yabancı güçler çekilince birbirleriyle güç kavgasına tutuştular. 1992-1996 yılları arasındaki bu dönemde, yol kesme ve haraç gibi uygulamalar, halkın gözündeki imajı yerle bir etti.
Abdürreşid Dostum ve liderliğindeki Özbek milis gücü Cunbiş-i Milli (جنبش ملی اسلامی افغانستان) 1992 yılı başlarında Necibullah hükümetine olan desteğini çekti. Dostum, Necibullah'ın özellikle kuzeydeki (Mezar-ı Şerif) Özbek milislerini pasifize etme ve Peştun komutanları atama çabalarına karşı çıkarak, Tacik komutan Ahmed Şah Mesud ile ittifak kurdu.
Necibullah'ın 16 Nisan 1992'deki istifa edip Kabil'deki BM Temsilciliği'ne sığınmasının ardından Ahmed Şah Mesud Kabil'deki Perçem liderleri ve Raşid Dostam arasında yapılan bir anlaşma, Mesud'un Kabil'i kansız bir şekilde ele geçirmesini sağladı. 29 Nisan 1992 tarihinde, Burhaneddin Rabbani ve Ahmed Şah Mesud liderliğindeki mücahit gruplar Kabil'e girerek komünist Necibullah rejimine son verdi ve Afganistan İslam Devleti'nin kurulduğunu ilan ettiler. Sibgatullah Müceddidi yeni İslami hükümetin başkanlığını üstlendi ve hizib liderleri, başkanlık ve bakanlık görevlerinin düzenli olarak aralarında dönüşümlü olarak paylaşılması konusunda anlaştılar.
Ahmed Şah Mesud ve Burhaneddin Rabbani önderliğindeki Cemiyet-i İslami, Kabil'in merkezini ve stratejik noktalarını kontrol ediyordu. Raşid Dostum'un kuzeyden gelen Cumbuş-i Milli milisleri, havaalanı gibi kritik lojistik noktaları tuttu. Şii AbdulAli Mezari (Baba Mezari) tarafından 1989 yılında kurulan Hizb-i Vahdet-i İslami (İslam Birliği Partisi), 1992-1996 Afganistan İç Savaşı sırasında Kabil'in batı bölgelerini (Hazara ağırlıklı bölgeler) kontrol ederek, Şii Hazara azınlığın haklarını savunan güç oldu. Hükümet dışında kalan Gülbeddin Hikmetyar (Hizb-i İslami), şehri dışarıdan roket ile vurmaya başladı.
Kurulan Afganistan İslam Cumhuriyeti'ne, 24 Nisan 1992 tarihinde imzalanan Peşaver Anlaşması uyarınca Sıbgatullah Müceddidî, 28 Nisan 1992'de Afganistan İslam Cumhuriyeti'nin ilk başkanı oldu. Müceddidî, iki aylık görev süresini tamamlayarak 28 Haziran 1992'de makamını Burhâneddin Rabbânî'ye devretti. Gülbeddin Hikmetyar liderliğindeki Hizb-i İslami, hükümeti tanımayarak Çaryasab'daki (Charasyab) üslerinden şehre füze saldırıları başlattı. 11 Şubat 1993'te Ahmed Şah Mesud, Kabil'in batısındaki Hazara (Hizb-i Vahdet) etkisini kırmak için Seyyaf'ın milisleriyle ittifak kurdu. Çatışmaları dindirmek amacıyla 20 Mayıs 1993 tarihinde Celalabad Anlaşması imzalandı. Hikmetyar, 17 Haziran 1993'te Başbakanlık görevine başladı ancak güven duymadığı için Kabil dışındaki karargahında kalmaya devam etti.
Ocak 1994'te Hikmetyar (Peştun) ve General Dostum (Özbek), Rabbani ve Mesud'u devirmek için birleşerek Kabil'i kuşattı. Bu ittifak, şehri harabeye çevirdi.
14 Şubat 1995'te Taliban, Hikmetyar'ı Çaryasab'daki ana üssünden çıkararak onu önce Surubi'ye, ardından İran'a gitmeye zorladı.
Taliban'ın Kabil'e yaklaşması, Rabbânî ve Hikmetyar'ı tekrar bir araya getirdi. Mayıs 1996'da imzalanan Mahipar Anlaşması ile Hikmetyar, 26 Haziran 1996'da tekrar Başbakan oldu. Fakat bu ittifak Taliban'ı durdurmaya yetmedi.
27 Eylül 1996'da Taliban Kabil'e girdi. Necibullah BM yerleşkesinden çıkarılarak asıldı. ; eski lider Necibullah'ı asarak idam etti. Hikmetyar İran'a, Dostum Türkiye ve Özbekistan'a kaçtı.
Ahmed Şah Mesud, Pençşir Vadisi'ne çekilerek Taliban karşıtı güçleri Kuzey İttifakı (Afganistan'ın Kurtuluşu için Birleşik İslam Cephesi) çatısı altında topladı. 2000 yılına gelindiğinde Mesud liderliğindeki Kuzey İttifakı, ülkenin sadece %5-10'luk bir kısmını kontrol edebiliyordu. 9 Eylül 2001 tarihinde, suikasta uğradı. Suikasttan iki gün sonra gerçekleşen 11 Eylül saldırılarının ardından ABD ve NATO güçleri Afganistan'ı işgal etti, Kuzey İttifakı ile iş birliği yaparak Taliban rejimini devirdi.
Özbek General Raşid Dostum'un güçleri (Kuzey İttifakı), ABD özel kuvvetlerinin havadan desteğiyle Mezar-ı Şerif'i aldıktan sonra, Kunduz'un düşmesinden sonra General Raşid Dostum'un Özbek güçlerine teslim olan binlerce Taliban savaşçısı, Şibirgan Cezaevi'ne nakledilmek üzere metal konteynerlere bindirildi. Nakliye sırasında havasızlık, susuzluk ve kalabalık nedeniyle yüzlerce esirin öldü ve Dasht-i-Leili çölünde toplu mezarlara gömüldü. Mezar-ı Şerif yakınlarındaki Qala-i-Janghi (Cenk Kalesi) kalesine getirilen esirler, 25 Kasım 2001'de isyan etti ve altı günde bastırabildi. General Dostum'un esirleri "gaz döküp yakmak", "konteynerlerde havasızlıktan ölümlerine sebep olmak" (Dasht-i-Leili katliamı) gibi acımasız yöntemlerle suçlandığı rapor edildi.
Taliban nesli Pakistan'daki mülteci kamplarında çeşitli geçmişlerden gelen insanlarla birlikte büyüdü ve birçoğu savaşta bir veya iki ebeveynini kaybetmiş yetimlerdi. Taliban'ın iktidara yükselişinin en dikkat çekici özelliklerinden biri, Kabil kuşatmasına kadar ne kadar az direnişle karşılaştıklarıydı. Taliban'ın medreseden askeri harekete geçişindeki başarısı, öncelikle kendilerinden önce gelen yolsuzluktan kaynaklanmaktadır. Taliban'ın erken ve kolay başarılarının tamamının Peştun bölgelerinde gerçekleştiğini göz önünde bulundurmak gerekir. Taliban'ın lideri nadiren görülen ve nadiren duyulan Molla Ömer olsa da, kararların çoğu Kandahar'da bulunan bir İslam din adamları konseyinden geliyordu. Taliban'ın başarısının önemli bir nedeni tükenmişlikti. Taliban hareketi 1995'te ivme kazanmaya başladığında, güvenliği sağlama konusundaki ünleri yayıldı. Halk yeni liderliği kabul etmeye istekliydi. On yıllık Sovyet yönetimi ve eski mücahit komutanlarının yıllarca süren yağmacılığından sonra, temel güvenlik özlem duyulan bir lüks ve birçok kişinin destek vermesi için yeterli bir nedendi.
Peşaver, Afgan toplumunun geri kalanından kopuk, kendi içine kapalı bir dünya haline gelmişti. Peşaver'i merkez edinen hizibler, Afgan tarihinin temel gerçeğiyle bağlarını kopardılar.
Sıbgatullah Müceddidî, 2003 yılındaki Loya Jirga (Büyük Meclis) başkanlığı sırasında, Taliban sonrası Afganistan'ın demokratik yapısının temelini oluşturan yeni anayasanın kabul edilmesinde dengeleyici bir figür olarak görev yaptı. Ardından 2005 yılında parlamentonun üst kanadı olan Meshrano Jirga (Senato) başkanlığına seçilerek ülkenin yasama sürecinde etkisini sürdürdü. 11 Şubat 2019 tarihinde Kâbil'de 95 yaşında vefat etti.
Burhâneddin Rabbânî 20 Eylül 2011'de Kâbil’deki evinde düzenlenen bir intihar saldırısıyla öldürüldü.
15 Ağustos 2021'de Taliban, ülkenin kontrolünü ele geçirdi. İslam Emirliği'ni yeniden kurduklarını; Emiru'l-Müminin Hibetullah Ahundzade Afgan devletinin başı oldu. Taliban üyelerinden oluşan bir hükümetin ülkenin işlerini yürüteceğini duyurdu. İlk Emirlik döneminde (1996-2001), İslami Emirliği resmileştirecek bir anayasa taslağı hazırlamak üzere Kabil'de bir Ulema konseyi toplandı. 2005 yılında iktidardan düşürüldükten sonra, sürgündeki Taliban liderliğinin Ulema konseyi tarafından hazırlanan taslağı onayladı. 2021'de Emirliği yeniden kurarken Taliban, taslak anayasasını ülkenin anayasası olarak benimsemedi. Nisan 2022'de Taliban'ın geçici Baş Yargıcı Abdul Hakim Haqqani, "el-İmare el-İslamiyye ve Nizamuha" (İslam Emirliği ve Nizamı) adlı bir kitap yayınladı. Taliban'ın mevcut Emiri kitabı onayladı ve kitaba bir giriş yazdı.
2004 Anayasası, Afganistan'da Şii Müslümanların önemli bir nüfusa sahip olmasına rağmen, hukuk alanında Şii fıkıhına, yani Caferi fıkıhına sınırlı bir rol tanıyan ilk Afgan anayasasıydı. Abdulhakim Hakkani, kitabında, İslam devletinin ortak mezhebine Hanefi fıkıhına uyması gerektiğini yazıyor. Taliban yargısı büyük ölçüde Osmanlı İmparatorluğu'nun temel kanunu Mecelle’ye (Mecelle-i Ahkâm-ı Adliyye) dayanmaktadır.
https://web.archive.org/web/20010216181848/http://afghan-politics.org/Reference/Taliban/facts_about_taliban.htm
PDF Büyükkara, M. Ali, "Bir inanç ve imaj sorunu olarak İslam’ın ‘Taliban'cası’", Günümüz İnanç Problemleri, 2001, s. 277-287

Mehmet Ali Büyükkara, “Dışlamacı Müslümanlığın Orta Asya’daki İzdüşümleri: Selefilik Hareketi ve Taliban”, [M. S. Kafkasyalı (ed.), Orta Asya’da İslam, Ankara, 2012] içinde, III. cilt, s.1287-1324.
------------
Kendi dilinden Taliban
Afganistan ve Orta Asya Üzerine Olivier Roy
Orta Asya ve Afganistan'da Etnik ve İslami Kimlik Çatışması Olivier Roy
“Talebe Hareketi”nin Yükseltilişi ve Düşürülmesi [PDF]
http://www.impr.org.tr/wp-content/uploads/2013/12/Aral%C4%B1k-2013.pdf
Darul Uloom Jamia Haqqania Akora Khattak
دار العلوم حقانیہ
http://www.jamiahaqqania.edu.pk/
مولوی فضل الرحمان
مولوی سمیع الحق
شرعية حكومة طالبان في أفغانستان الشيخ حمود بن عقلاء الشعيبي
Written by His Excellency, the Sheikh, the Teacher Hammoud bin Uqlaa' Ash-Shuaibi
2nd Ramadan, 1421 Hijri/ 29 November 2000 Al-Qaseem
http://www.al-oglaa.com/?section=subject&SubjectID=180

