Hindistan Şiileri
Belgesel
4 Eki 2016
https://www.youtube.com/watch?v=mx19SV3kmis
Giriş
Hindistan'daki Şiî nüfusu bugün 45 milyonun üzerindedir ve bu rakam, İran'dan sonra dünyanın en büyük ikinci Şiî nüfusunu teşkil etmektedir. Nüfusunun çoğunluğu Şiî olan pek çok kasaba ve köy mevcuttur; toplam Şiî nüfusunun yaklaşık onda birini Seyyidler oluşturmaktadır. Bu Seyyidlerin birçoğu, Hz. Peygamber'in doğrudan soyundan gelmeleri sebebiyle maruz kaldıkları zulümden kaçmak için 11. ile 16. yüzyıllar arasında Hint alt kıtasına hicret etmiştir.
Efsaneye göre, Kuzey Hindistan bölgelerine bir ziyareti sırasında Hz. Ali, bugünkü Haydarâbâd'da bulunabilen bir el izi bırakmıştır.
el-Keşşî’nin İhtiyâru Ma‘rifeti’r-Ricâl’inde kayıtlı bir rivayette yer almaktadır. Keşşî'nin verdiği bilgilere göre; Sind bölgesinden gelen Zutt (Cat, Jat) halkından olan yetmiş kişi, Cemel Vakası (36/656) sonrasında Basra'da Hz. Ali için rablik (rubûbiyyet) iddiasında bulunmuştur. Keşşî bu bilgileri, Sebeiyye fırkasının kurucusu olan Abdullah b. Sebe hakkındaki nakillerin hemen devamında zikretmektedir (el-Keşşî - et-Tûsî 1427, 325).
في السبعين رجلا من الزط الذين ادعوا الربوبية في أمير المؤمنين
عن أبي جعفر عليه السلام قال: ان عليا عليه السلام لما فرغ من قتال أهل البصرة: أتاه سبعون رجلا من الزط فسلموا عليه و كلموه بلسانهم فرد عليهم بلسانهم. و قال لهم: اني لست كما قلتم أنا عبد الله مخلوق، قال، فأبوا عليه و قالوا له أنت أنت هو، فقال لهم: لئن لم ترجعوا عما قلتم في و تتوبوا الي الله تعالي لأقتلنكم. قال: فأبوا أن يرجعوا و يتوبوا، فأمر أن تحفر لهم آبار فحفرت، ثم خرق بعضها الي بعض ثم فرقهم فيها ثم طم رءوسها ثم ألهب النار في بئر منها ليس فيها أحد فدخل الدخان عليهم فماتوا.
اختيار معرفة الرجال رجال الکشي - الطوسي
https://lib.eshia.ir/14015/1/325
Emevî ordusu Muhammed b. Kāsım es-Sekafî (ö. 96/715) komutasındaki Müslümanların Hindistan fetihleriyle 92-96 (711-715) yılları arasında Sind ve Multan'ı ele geçirmiştir.
Şiî topluluklar, özellikle de Hz. Peygamber'in soyundan gelenler ve Ehl-i Beyt'ten olanlar, hem Emevîler hem de Abbâsîler'den kaçanlar bu hicretlerde öne çıkmıştır. En büyük hicretlerden biri, Haccâc b. Yûsuf'un (ö. 95/714) yönetimi sırasında gerçekleşmiştir. Özellikle Sâdât, alt kıtaya doğru yola çıkmıştır.
Haccâc b. Yûsuf Irak'ı yönettiği dönemde (694-714), Ehl-i Beyt mektebinin takipçilerinin birçoğu İran'a, aralarından bir grubun Hindistan'a geldiği söylenmektedir.
Şiîlerin Sind bölgesine girişleri geç Emevî ve erken Abbâsî döneminde başlamıştır.
Hicret tarihindeki bir diğer kırılma noktası Abbâsî döneminin sonu olup Bağdat'ın Hülâgû ve orduları tarafından yağmalanmasıdır. Pek çok insan katledilmiş ve Hülâgû ardından İran'a yönelmiş, orada nüfuz kazanmaya başladıkça insanlar canlarını kurtarmak için kaçmıştır. İran'da İsfahan ve Şiraz'da yaşayan Ehl-i Beyt takipçilerinin birçoğu Hindistan'a hicret etmiştir.
Multan'da İsmâilîler ve Fâtımî Etkisi
Şiî olan İsmâilîler Fâtımî hanedanını (909-1171) kurmuştur. Fâtımîler ile Abbâsîler arasında büyük siyasî rekabet vardı; Abbâsîler Multan'ı yönetmek için asker göndermiştir. Fâtımîler ise bölgede iktidar arayışıyla Multan'a bir heyet göndermiştir. Fâtımîler iktidarı ele geçirmeyi başarmış ve Multan'ı yönetmiştir. Bölgede okunan Cuma hutbeleri, Fâtımî Hilâfeti ve Kahire'dekilere uygun şekildeydi. Ayrıca sikkelerin Mısır sikkeleri örnek alınarak basıldı. Yerlilerin Şiî inancını benimsediği ve ezanda "Hayye ale'l-felâh" ifadesini tesis ettiği de söylenmektedir.
347/958 yılında Multan’da İsmailiyye mezhebine davete çalışan bir davetçi faaliyet gösteriyordu. Ancak Karmatî görüşlere meyleden davetçi Fatımi yönetimi değiştirmeye çalışırken bir at binme kazasında öldü.
Fâtımî halifesi el-Muizz-Lidînilâh (319-365/931-975) döneminde (953-975) Celem (Halam, Halîm) b. Şeybân adlı dâî Mültan’da İsmailiyye yönetimini kurdu. 354/965'te gönderilen Sicillü’l-Muʿiz ilâ Celem b. Şeybân adıyla kayda geçirilen mektupta yapılanlar takdir edilmekteydi.
375 (985) yılında şehri gören el-Makdisî ‘ye göre Multan halkı Şiîdir; ezanda 'Hayye alâ hayri'l-amel' derler ve kameti çift çift söylerler. Kasabaları Ebu Hanife mezhebine [Sünnî/Hanefî] mensup fakihlerden de yoksun değildir. Multan’da hutbeyi Fâtımî (halifesi) adına okurlar. Onun emri olmadan hiçbir işi halletmezler, hiçbir işi çözmezler (hiçbir tasarrufta bulunmazlar). Elçileri ve hediyeleri sürekli Mısır’a gider. O (Fâtımî halifesi/veya buradaki emirlik), güçlü ve adil bir sultandır. (Makdisî, Ahsenü’t-Tekāsîm).
وأهل الملتان شيعة يهوعلون في الأذان ويثنون في الاقامة ولا تخلو القصبات من فقهاء على مذهب ابى حنيفة
واما بالملتان فيخطبون للفاطمىّ ولا يحلّون ولا يعقدون الّا بامره وابدا رسلهم وهداياهم تذهب الى مصر وهو سلطان قوىّ عادل
Gazneli Mahmud Mültan’ı yedi günlük bir muhasaradan sonra zaptetti (396/1006) ve İsmâilîler dışındaki halka eman verdi; şehrin hâkimi Karmatî Ebü’l-Fütûh Dâvûd b. Nasr Serendib’e kaçtı.
غزا السّلطان يمين الدولة المولتان. وكان سبب ذلك أنّ واليها أبا الفتوح نقل عنه خبث اعتقاده، ونسب إلى الإلحاد، وأنّه قد دعا أهل ولايته إلى ما هو عليه، فأجابوه.
Sultan Mahmud, mühtedi Hindu kumandanı Suhpal’ı (Nevasaşah) yönetici olarak bırakıp şehirden ayrıldıysa da kısa bir süre sonra Suhpal irtidad ederek ayaklandı. Bunun üzerine Gazneli Mahmud, 398’de (1008) ve arkasından Ebü’l-Fütûh’un tekrar ele geçirmesi sebebiyle 400’de (1010) şehri zaptetti. Gazneliler devrinin sonlarına doğru İsmâilîler zaman zaman Mültan’a hâkim olmak için harekete geçtilerse de bir başarı kazanamadılar. Nihayet 571’de (1175-76) Gurlular’dan Muizzüddîn (Şihâbüddîn) Muhammed b. Bahâiddîn Sâm (ö. 602/1206) bölgede kesin Sünnî hâkimiyetini tesis etti (DİA, Mültan).
İsmaililer güneye, başkentleri Mansûre olmak üzere Hebbârîler Emirliği'nin (854-1024) topraklarına gittiler. Mansûre halkı Zâhiriyye mezhebine mensuptu. İsmailîlik, daha sonraki yüzyıllarda Sind'i yönetecek olan Sumra hanedanının (1026-1351) mezhebi oldu.
المنصورة، وكان صاحبها قد ارتد عن الإسلام، فلمّا بلغه خبر مجيء يمين الدولة فارقها واحتمى بغياض أشبة، فقصده يمين الدولة من موضعين، فأحاط به وبمن معه، فقتل أكثرهم، وغرق منهم كثير، ولم ينج منهم إلّا القليل.
Delhi Sultanlığı ve Sûfî Yayılım
Muhammed b. Sâm, Delhi'yi ve Kuzey Hindistan'ın geniş topraklarını, Dekken bölgeleri dâhil, ele geçirdi. Delhi Sultanlığı’nın kurucusu Kutbüddin Aybeg (ö. 607/1210) iktidarı ele geçirerek Delhi'nin ilk sultanı (1206-1210) olmuştur. Hindistan’da Delhi merkez olmak üzere kurulan ve çoğu Türk asıllı hânedanlar tarafından idare edilen sultanlık Delhi Sultanlığı (1206-1526), Hint alt kıtasının geniş bölgelerine yayıldı. Bu dönemde Müslüman dünyasının çeşitli bölgelerinden Hindistan'a kitlesel Müslüman göçü yaşanmış, Sûfî geçmişe sahip olanlar da bu göçe dâhil olmuştur.
Çiştiyye tarikatının kurucusu Muînüddîn Hasen el-Çiştî (ö. 633/1236) gibi önde gelen Sûfî velîler Hindistan'a gelmiştir. Muînüddin Çiştî, Hz. Peygamber'in soyundan gelmekteydi. Ehl-i Beyt'in sevilmesi ve Hindûların İslâm'a dönüşünde etkili olmuştur.
Çiştî’nin dergâhının bulunduğu Ecmîr’in Melve bölgesi Delhi sultanı Muhammed b. Tuğluk (1325-1351) ziyaret etmiştir. Bâbürlü hükümdarları Çiştî’nin türbesine büyük hürmet göstermişlerdir.
Tarihî kayıtlar, Taragarh tepesinin zirvesinde Muînüddin Çiştî'nin dergâhına yakın bir konumda, Hindistan'ın ilk İmâm-bârâlarından birinin Taragarh Kalesi yakınında bulunduğunu anlatmaktadır.
Delhi sultanlarının en büyüklerinden biri Tuğluklu döneminde (1320-1414) hanedan, Şiîleri ve İsmâilîleri baskı altına alan katı bir Sünnî olan kurucu Fîrûz Şah Tuğluk'un (ö. 790/1388) saltanatı (1351-1388) sırasında, ülkede Şiîlere yönelik baskı ciddi şekilde başlamıştır. Bölgeye hicret etmiş olan Şiîlerin birçoğu artık canlarını korumak için takıyye uygulamak zorunda kalmıştır.
Behmenî Sultanlığı
Tuğluk hanedanının kurucusunun oğlu Muhammed Tuğluk, Dekken bölgesinin kontrolünü ele geçirmek için Delhi'nin güneyine yürümüştür. Bölgenin idaresini Alâeddin Hasan Behmen Şah’a (1347-1358) vermiştir. 1347'ye gelindiğinde Alâeddin Bahman Şah isyan edip bağımsızlık ilan ederek kendi sultanlığını kurmuştur.
Behmenîler (1347-1527), Sünnî olduklarını iddia etseler de, bazı tarihçiler takıyye altında yaşayan Şiî olabileceklerine inanmaktadır. Behmenî sultanları, Muharrem ile Âşûrâ merasimlerini başlatan Sûfî Şâh Nimetullāh-ı Velî'nin (ö. 834/1431) soyundan gelenlerle yakın ilişki içindeydi.
Behmenî sultanları tarafından İmâm-bârâ da inşa edilmiştir. İmâm-bârâ (veya İmambargah), Hindistan'da Şii Müslümanların Muharrem ayı başta olmak üzere dini törenleri, taziyeleri ve Kerbela şehitlerini anma merasimlerini (Azadari) gerçekleştirdikleri binadır. Bu dönemde Hindistan'a pek çok Şiî gelmiştir. 1490'dan itibaren, sonraları Dekken Sultanlıkları olarak bilinen beş hanedan ayrılıp bağımsızlık ilan etmiştir. Behmenîlerin varisi konumunda olan Dekken Sultanlıkları olarak Bijapur merkezli kurulan Adilşâhîler (1489-1686), Golconda merkezli kurulan Kutubşâhîler (1512-1687) ve Ahmadnagar merkezli kurulan Nizamşâhîler (1490-1636) Şiî yöneticileri olan devletlerdir. Sünni olan Berar merkezli kurulan İmâdşâhîler (1484-1572) ve Bidar merkezli kurulan Berîdşâhîler (1492-1619) ile beş Dekken sultanlığı ortaya çıkmıştır.
Bunlar arasında Âdilşahlar ve Nizamşahlar ile Kutubşahlar, İran'daki Safevîleri örnek alarak Şiîliği fiilî devlet dini olarak tesis etmiştir.
Ahmednagar Nizamşahları 1490'da Ahmed Nizâmülmülk tarafından kurulmuştur.
Nizamşâhîler yönetimi sırasında Şah Tâhir, Nizamşahî sultanı Burhân Nizam Şah (ö. 961/1554) üzerinde derin bir etki bırakan bir Şiî âlimiydi. Çeşitli meseleleri tartıştıktan sonra sultan, diğer önde gelen âlimlerle bir münazara düzenledi. Şah Tâhir diğer âlimleri yendi ve ardından sultan Şiî mezhebini kabul etti.
Burhân Nizam Şah ardından Şiîliği devlet dini yaptı ve binlerce kişi bu mezhebe girdi. Pek çok Şiî Ahmednagar'a gelip yerleşti. Zamanla bu Şiîlere hükümette saygın verildi.
Golkonda ve Kutubşahî Hanedanı
Behmenî krallığı dağılmaya başladığında Kuli Kutub Şah bağımsızlık ilan etti ve Golkonda'yı başkent yaparak Kutubşâhîler (1512-1687) devletini kurdu.
https://islamansiklopedisi.org.tr/kutubsahiler
Dekken'de en uzun ömürlü Şiî hanedanı Kutubşâhîler oldu. Kurucu Kuli Kutub Şah, Türkmen kabilesindendi. Âşûrâ gibi Fars Şiî merasimleri icra edildi.
Tarihçiler, Hz. Hüseyin'in hatırasına inşa edilen mescit ve İmâm-bârâlar ile merasimleri anlatır. Muhammed Kuli başkenti Bhavnagar olarak bilinen bir bölgeye taşıdı ve Hz. Ali'ye hürmeten şehrin adını Haydarâbâd olarak değiştirdi.
Muhammed Kuli Kutub Şah, Muhammed Mir Mümin'i başveziri olarak atadı.
Bir mimar ve dindar bir âlim olan Mir Mümin, Haydarabad şehrinin planında, Meşhed'deki İmam Rızâ türbesini esas aldı. 1591 yılında inşa edilen Çârminâr 56 metre yüksekliğinde dört minaresiyle bilinir ve bazı yorumcular onun Kerbelâ'daki Hz. Hüseyin türbesine benzetir. Diğer bir yoruma göre dört minare dört halifeyi simgeler.
Kutubşahîlere ait mimarî stiller vardır. Kubbenin içinde, Allah, Muhammed ve Ali isimleriyle bir âlem şeklinde simetrik olarak yerleştirilmiş oymalar bulunur. Çârminâr'a bitişik olarak Mekke Mescidi bulunur. Badşahî Âşûr-hâne, şehirdeki en eski İmâm-bârâdır. Sultanlık, Hz. Peygamber'in ve Hz. Ali'nin doğumunu ve Kadir Gecesi'ni resmî bayram günleri ilan etmiştir.
Abdullah Şah'ın saltanatı sırasında Kerbelâ'dan Golkonda'ya önemli bir emanet getirilmiştir. Bu emanetin, Hz. Zeyneb'in definden önce eşi tarafından son gaslinin yapıldığı tahta bir parça olduğu söylenmektedir. Bu emanet, Allah, Muhammed ve Ali'nin Arapça harfleriyle bir hatlı âlem içinde muhafaza edilmiştir.
Bu âlemin Hindistan'daki en eski âlem olduğu söylenmektedir. Her yıl Muharrem'de, bu âlemin Dâbîrpur'daki Ali Bâbâ'dan alınıp Dârûşşâ'daki Âşûr-hâne'de İmam Hüseyin adına yerleştirildiği bir alay düzenlenmektedir.
Kutubşâhîler’in egemenliği sırasında İran Safevî Şahlarının isimleri, Haydarabad'ın camilerindeki Cuma hutbelerinde okunuyordu.
İran, Haydarabad’a özel bir ilgi göstermektedir. İran Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, Haydarabad'ı ziyaret ett (28 Ocak 2004).
İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, Haydarabad'ı ziyaret edip Mekke Mescidi’nde Cuma namazı kıldı (15 Şubat 2018).
Bâbürlü İmparatorluğu ve Şiî Bağlantısı
Dekken'de Şiîler bölgeleri yönetirken Delhi'de yeni bir yönetim ortaya çıkmaktaydı. Bâbürlüler, Kuzey Hindistan'da güçlü bir imparatorluktu. 1526'da Bâbür I. Panipat Savaşı'nda Delhi Sultanlığı'nın son hükümdarı İbrâhim Lûdî'yi yendi.
Bâbür'ün büyük oğlu Hümâyûn (ö. 963/1556) 1530'da ikinci Bâbürlü imparatoru oldu. Bihar'dan imparatorluğa saldıran Sûrîler’in kurucusu (1540-1564) Şîr Şah Sûrî (ö. 952/1545) ile karşılaşınca Hümâyûn önce Keşmir'e, sonra Kâbil'e, ardından İran'daki Şiî Safevîlerin başkenti Tebriz'e kaçmak zorunda kaldı.
Hümâyun Şah’ın İran'da bulunduğu dönemde (1540-1555) Şîr Şah, Bihâr’daki Patna şehrini merkez yaptı. Kuzey Hindistan’ın yeni hâkimi oldu.
O sırada İran'ı Şah I. Tahmasb yönetmekteydi ve Hümâyûn'u sıcak karşıladı. Hümâyûn İran'da yaklaşık on iki yıl kaldı ve bu dönemde Şiî kültüründen etkilendi. 1555'te Hümâyûn 12.000 İranlı Şiî askerle Delhi'ye yürüdü. Şîr Şah Sûrî ve oğlu İslâm Şah'ın ölümü Sûrî hanedanını dağınıklığa sürüklemiştir. Bu, Hümâyûn ve babası Bâbür'ün hizmetinde de bulunan Şiî komutanı Bayram Han (1504-1561) komutasındaki Şiî Fars ordusunun yolunu açtı. Şii olan Bayram Han, Farsça şiirlerinde Hz. Ali ve Ali el-Rıza'yı övmektedir.
Delhi'yi geri alan Hümâyûn kısa süre sonra öldü. Yerine İranlı Şiî eşi Hamîde Bânû'dan doğan oğlu Ekber geçti.
Bayram Han, Hümâyûn'un ölümünden sonra Delhi'yi geri almak için fırsat bilen kuzeyden Hindû komutan Hemu'ya karşı II. Panipat Savaşı'nda (5 Kasım 1556) Bâbürlü kuvvetlerine komuta etti. Ali Kuli Han, Bayram Han ve diğer komutanlar gibi Ekber'in sarayındaki pek çok Şiî bulundu. Bayram Han'ın oğlu Abdürrahîm Han (1556-1627) da devlette görev aldı.
Ekber'in annesi Hamîde Bânû, nâibi Bayram Han ve sarayındaki devlet adamlarının bazısı Şiî idi. Ekber'in sarayında özel bir yere sahip dokuz âlimden dördü Şiî idi. Bunlar Feyzî, Ebülfazl, Bayram Han'ın oğlu Abdürrahim Han ve Urfî idi.
Çiştiyye tarikatının kurucusu Muînüddîn Hasen el-Çiştî'nin (ö. 633/1236) türbesi Ekber tarafından yürüyerek ziyaret edilirdi.
Eşi Meryem Zamân Begüm, Cihangir'e hamileyken onu Şeyh Selîm Çiştî'nin (1478-1572) zâviyesinde yaşamaya gönderdi ve oğlu doğduğunda ona bu velînin adını verdi.
Ekber okuma yazma bilmiyordu. Ancak insanlar Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin şiirlerini okuduğunda ağlardı.
Kâdî Nûrullāh Şüşterî (ö. 1019/1610)
Kâdî Nûrullāh Şüşterî, Şiîler arasında Şehîd-i Sâlis (Üçüncü Şehit) ünvanıyla bilinir. 956’da (1549) yılında İran’ın Hûzistan eyaletinin merkezi olan Şüşter’de (Şûşter, Tuster) doğan Şüşterî, çocukluk döneminde ilk eğitimini babasından ve Abdürrahîm eş-Şüşterî’den aldı. yılında Meşhed’e giderek burada on yılı aşkın bir süre Abdülvâhid b. Ali et-Tüsterî başta olmak üzere dönemin önde gelen âlimlerinin derslerini takip etti. Meşhed’de meydana gelen iç karışıklıklar yüzünden Kasım 1582'de (H. 990 Şevval) Hindistan’a göç eden Şüşterî, Bâbürlü Hükümdarı Ekber Şah’ın hizmetine girdi. Şüşterî Hindistan’da kendisini Şâfiî olarak tanıttı ve hükümdar tarafından Lahor kadısı olarak tayin edildi. Bu görevini Ekber Şah'ın oğlu Cihangir Şah zamanına kadar sürdürdü.
Abdülhay el-Hasenî'nin verdiği bilgilere göre Şüşterî aslında Şiî olmasına rağmen bu inancını gizli tuttu (takiye yaptı) ve gizli tuttuğu Şîa mezhebine göre hüküm verdiği halde güçlü kabul ettiği delile göre dört Sünnî mezhepten biriyle hükmettiğini ileri sürdü. ğİhkāku’l-hak ve Mecâlisü’l-mü’minîn adlı eserlerinde Sünnî Eş‘ariyye mezhhebi hakkında çok ağır ithamlarda bulundu.Şüşterî'nin Mecâlisü’l-mü’minîn adlı eseri ele geçiren bir âlimin kitabı Cihangir Şah’a arz etmesi üzerine çok hiddetlenen sultanın emriyle kendisine dayak cezası uygulanırken Agra’da öldü. Oğlu Alâülmülk Muhammed Ali babasının 26 Rebîülâhir 1019 (18 Temmuz 1610) tarihinde saltanat merkezi Agra’da öldüğünü belirtir. Ekberâbâd, Agra’nın diğer adıdır.
https://islamansiklopedisi.org.tr/susteri
Ekber onu Keşmir'e gönderdi.
Ekber vefat edip Cihangir (ö. 1037/1627) tahta olduğu dönemde (1605-1627) iklim değişmiştir. Fars Şiîlerin birçoğu muhtemelen Şiîlerin bağımsız olarak yönettiği Dekken'e yerleşmişti. Bâbürlü merkezinde Sünnîler giderek daha etkili hâle geldi.
Cihangir ve Nûr Cihân Dönemi
Cihangir'in eşi Nûr Cihân (1577-1645) Şiî idi.
Nûr Cihân adına sikke basılır ve bağımsız olarak divan toplardı. Bu dönemde Muharrem ritüellerinin yaygın şekilde icra edildi. Cihangir'in oğlu Şah Cihân'ın (1628-1658) eşi Mümtaz Mahal unvanı ile bilinen Ercümend Bânû Begüm (ö. 1040/1631) Şiî'dir.
Mümtaz Mahal'in oğlu Pâdişâh-ı Gāzî Âlemgîr Ebü’l-Muzaffer Muhammed Muhyiddîn Evrengzîb (ö. 1118/1707) Sünnî idi.
Evrengzîb (1658-1707) Bîcâpûr Sultanlığı'nı ve Golkonda Şiî Kutubşahları yıktı ve Dekken'deki Şiî yönetimlerine son verdi.
Evrengzîb'in saltanatı sırasında imparatorluk yeniden siyasî güç kazandı. Ancak 1707'deki ölümü Bâbürlü İmparatorluğu altında birkaç Şiî krallığının ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Evrengzîb'in oğlu Bahâdır Şâh (ö. 1124/1712) Şiî olduğu için döneminde (1707-1712) cuma ve bayram hutbelerinde Hz. Ali’nin vasî olarak zikredilmesini istedi. Bu Sünnîler arasında büyük tepkilere yol açtı. Bunun üzerine Sünnî âlimleri toplayarak Hz. Ali’nin bizzat Hz. Peygamber tarafından halife tayin edildiğine dair rivayetleri okuyup onları ikna etmeye uğraştı. Fakat halkın tepkisinin giderek arttığını ve oğlu Azîmüşşân’ın da onlarla birlikte hareket ettiğini görünce bu kararından vazgeçti.
https://islamansiklopedisi.org.tr/bahadir-sah-i
Cihandar Şah’ın (1712-1713) kısa süren sultanlığından sonra kardeşi Azîmüşşân’ın oğlu Ferruhsiyer (1713-1719) amcası Cihandar Şah’ı mağlup edip öldürdü. Zaferden sonra Bâre Seyyidleri’nden Abdullah Han’ı vezirliğe, Hüseyin Ali’yi de ordu kumandanlığına getirdi. Devlet işleri bu iki kardeşin eline geçti. Bu durum Sihler, Racpûtlar, Maratalar ve Çatlar’ın itaatsizliğine yol açtı.
Ferruhsiyer, hastalığı sırasında kendisini iyileştiren William Hamilton’a Doğu Hindistan Şirketi’nin Bengal, Bihâr, Orissa, Sûret ve Madras’ta herhangi bir gümrük vergisi ödemeden ticaret yapmasına dair ferman yayımladı (1717). Bu ise Hindistan’da İngiliz nüfuzunun yerleşmesine zemin hazırladı. Kısa süreli tahta çıkanlardan sonra Nâsırüddin Muhammed Şah (1719-1748) tahta çıktı. Nâdir Şah 1738’de Kâbil’i, 1739’da da Delhi’yi işgal edip Hindistan’ın zenginliklerini İran’a taşındı.
Ahmed Şah Bahadır (1748-1754), annesi Udam Bai ve harem ağası Câvid Han’ın tesirinde kaldı. Ahmed Şah Dürrânî (ö. 1187/1773) 1748’de ve 1756’da Hindistan seferine çıktı ve Ocak 1757’de Delhi ikinci defa Afganlılar’ın eline geçti. İskenderâbâd’daki Maratalar ayaklandılar.
Celâleddin Ali Cevher II. Şah Âlem (1760-1806) Baksar Savaşı’ndan (22-23 Ekim 1764) sonra İngilizler’in himayesini kabul etti. Robert Clive, 1767’ye kadar devam edecek valilik görevine getirildi. Hükümdar ise İngilizler’den maaş alan bir memur durumuna düştü. Muînüddin II. Ekber (1806-1837) ve Sirâceddin II. Bahadır Şah (1837-1858) döneminde İngilizler’in gücü daha da arttı.
Eved (Awadh, Oudh, اَوَد ) ve Şiî Nevvâblık Yönetimi
Nevvâblar olarak bilinen Şiî hanedanı, 17. ve 18. yüzyıllarda Eved, Rampur ve Batı Bengal bölgelerinde iktidara yükseldi. Burada pek çok İmâm-bârâ ve mescit inşa ettiler. Muharrem merasimlerini teşvik etiler.
Alt kıtada Şiîliğin gelişimi üzerindeki en büyük etki, Eved nevvâbları (1724-1856) Şiî yönetimi tarafından yapılmıştır. Babür siyasi yapıları içinde yarı özerk yöneticilerdi.
Safevî İranı’nın Nişâbur şehrinden Hindistan’a göç eden ve soyu İmam Mûsâ el-Kâzım’a dayanan soylu bir aileye mensup olan Burhanülmülk Saâdet Han Muhammed Emîn Mûsevî Nisâbûri (1722-1739), 1722 yılında Bâbürlüler tarafından Eved valiliğine (subadarlık) tayin edildi ve Bâbürlülerden özerklik elde etti. Hânedan üyeleri, Şîîliği devletin resmî mezhebi haline getirdi, bölgede Şîî ulemayı, medreseleri ve dinî kurumları destekledi. Eved nevvâbları Irak'taki türbe şehirlerine muazzam miktarlarda ihsan öndermişlerdir. İmâm-bârâlar, mescitler ve Muharrem merasimileri için büyük meblağlar harcandı.
Irak'a gidip kutsal türbeleri ziyaret edemeyen Şiîler için bu taklitler, saygı ve hürmetlerini sunma fırsatı sağlamıştır.
Irak’taki kutsal Şîî şehirlerine (Atabât), Necef ve Kerbelâ’daki türbelerin bakımı, restorasyonu ve ulemanın desteklenmesi için mukaddes topraklara malî kaynak (tarihte Eved Hazinesi / Oudh Bequest olarak bilinir) aktarıldı.
Nevvâblar Şiî olduklarından, onların yönetimi altında yaşayanların birçoğu da Şiî inancını benimsemiştir. Şiî öğretileri ve pratikleri ayrıca şiir ve Ehl-i Beyt'in övgüsü ve anılmasında mersiyelerin halka açık okunması yoluyla yayılmıştır.
Şairler himaye edildi ve hatta bazı nevvâblar Ehl-i Beyt'in anısına şiirler yazdı.
Mîr Babür Ali Enîs bu konuda önemli bir şahsiyettir. Ehl-i Beyt'i öven şiirleriyle geniş kabul gördü.
Nevvâblar, dinî öğrenim için medreselerde görev alan âlimleri himaye etti.
Bu âlimlerin en önde geleni, Necef ve Kerbelâ'da uzun yıllar okuduktan sonra içtihad mertebesine ulaşan Dildâr Alî Nasîrâbâdî (ö. 1235/1820) İmâmiyye Şîası’nın Hindistan’da yetişen Usûliyyûn ekolüne bağlı âlimlerinden biridir. 1755'te Leknev'e döndüğünde memleketi olan Nasîrâbâd’a yerleşti. Nasîrâbâd’da bir mescid ve on muharrem törenlerinin icrası için Gufrân Meâb adını verdiği bir Hüseyniyye inşa ettirdi. Hindistan'da Şiî cuma namazı ve cemaatle namaz kılmasını, ilim ve vaaz meclisleri kurmasını sağladı. Usûlî İctihadî medrese ekolünün temellerini attı. "İmâdü'l-İslâm" adlı eseri gibi birçok kitap yazdı. Fahreddin Râzî'nin görüşlerini reddettiği bir eserdir.
https://islamansiklopedisi.org.tr/dildar-ali
Leknev'deki Şiî topluluğunun torunu ve sözcüsü Kelb-e Cevad Nakvi (كلب جواد نقوى), atası Dildâr Alî'nin mirasını sürdürmekte ve Âsafî Mescid-i Ali'de Cuma namazlarını kıldırmaktadır.
Dildâr Alî, Leknev'de bir fıkıh öğrenimi kültürü bırakmıştır. Öğrencilerin kaydolup bu saygın âlimden istifade etmesini sağlayan çeşitli evler kurulmuştur.
Dildâr Alî tarafından öğretim merkezi olarak kullanılan İmâm-bârâ ve mezarlık sonradan bir araştırma enstitüsü hâline gelmiştir. Mezarlık, büyük âlimlerin ve müctehidlerin kabirlerini, Dildâr Alî'nin naaşı dâhil, barındırmaktadır. Bugün pek çok kişi bu siteyi ziyaret eder.
Leknev'in İlmî Mirası
Bu Şiî öğrenim kültürü ülkenin diğer bölgelerine yayılmış ve Şiîliği kitlelere yayacak âlimler ve ulemâ yetiştirmek üzere çeşitli medreseler kurulmuştur. Bugün ayakta olan en eski medrese, Benâres'teki İmâmiyye Medresesi'dir. Birkaç sokak ötede Cevâdiyye de bulunmaktadır. Leknev'de hâlen faaliyet gösteren en önde gelen medrese Nizâmiyye Medresesi'dir.
Burada her yaştan öğrenci, Seyyid Hamîdü'l-Hasan'ın gözetiminde dinî öğrenim görmektedir. Hindistan'ın her yerinden öğrenciler dinî ilimleri öğrenmek için buraya gelmekte ve sıklıkla Necef'te devam etmektedir.
Mevcut sayılara ve devam eden derslere rağmen, mevcut öğrenim sistemi Leknev'in bir zamanlar ulaştığı zirveden çok uzaktır.
Mîr Muhammed Hüseyin (1830 - 1888) "Abakātü'l-Envâr" adlı eseriyle en ünlüdür. Şah Abdülazîz'in "Tuhfe-i İsnâ Aşeriyye" adlı eserine karşı Farsça yazılmış bir reddiyedir.
Rampur Nevvâbları ve Rızâ Kütüphanesi
Râmpûr Nevvâblığı 1737’de Rohillalar’ın şefi Ali Muhammed Han’ın Bâbürlü Hükümdarı Nâsırüddin Muhammed Şah’tan Ketîr yöresini ve nevvâb unvanını almasıyla kuruldu. İngiliz Doğu Hindistan Şirketi 1801’de Râmpûr’u ele geçirdi. Nevvâblığın iç işlerindeki özerk statüsü devam etti.
https://islamansiklopedisi.org.tr/rampur
Eved nevvâbları, İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'nin askerî yardımıyla Rampur'un kontrolünü ele geçirdi. Rohillaları yenip Rampur'daki eski başkentleri Bîlî'den sürdü.
1865’te tahta çıkan Kelb Ali Han hüküm sürdüğü yirmi üç yıl içerisinde imar faaliyetlerine büyük önem verdi ve ilmi destekledi; Râmpûr Cuma Camii’ni yaptırdı.
Nevvâb Hamîd Ali 1889'da 14 yaşında yönetime geldi. Hamid Ali Han kırk bir yıl süren yönetiminde çeşitli eğitim kurumları açtı ve Aligarh Muslim University ile Leknev Medical College’a önemli katkılarda bulundu.
Rampur Rızâ Kütüphanesi'nin sahip olduğu nadir el yazmalarının büyük koleksiyonunu barındıran Darbar Salonu'nu inşa etti.
Rızâ Kütüphanesi'ne göre, en zengin ve en güzel koleksiyonlarından biri, Hz. Ali, Zeynelâbidîn ve Ali Rıza tarafından el yazısıyla yazıldığı söylenen 7. yüzyılın başlarına ait Kur'ân-ı Kerîm'lerdir.
Rızâ Ali Han 1930'da son yönetici nevvâb oldu. 1 Temmuz 1949'da Rampur devleti Hindistan Cumhuriyeti'ne katıldı.
Bengal'in nevvâb nâzımları
Mürşid Kulı Han (Kartalap Han; ö. 1727) Evrengzîb’in sarayında yükselerek 1705’te Bengal, Bihâr ve Orissa’dan müteşekkil Bengal eyaletinin nevvâbı oldu; yeni eyalet merkezi Maksûdâbâd’ın isminin Mürşidâbâd’a çevrilmesi bu döneme rastlar.
Şücâüddin Muhammed Han (1727-1739) ve kısa bir süre tahtta kalan Serfiraz Han (1739-1740) ile devam etmiştir.
Afşar Hanedanı döneminde yönetimi ele geçiren Alivirdi Han (1740-1756) on altı yıl örevde kaldı. Mirzâ Muhammed Sirâcüddevle (1756-1757) 23 Haziran 1757 tarihinde İngiliz Doğu Hindistan Şirketi (Robert Clive komutasındaki) ile yapılan tarihi Plassey Savaşı'nı kaybetti.
Savaşın ardından sömürge altındaki yöneticilerden oluşan Necefi Hanedanı döneminde İngilizlerin sadık işbirlikçisi Mir Cafer iki farklı dönemde (1757-1760 ve 1763-1765) t görev yaptı. İngilizlere isyan eden Mir Kasım (1760-1763) daha kısa süre görev yaptı. 1765 yılında idari yetkiler tamamen İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'ne geçti. Necmeddin Ali Han (1765-1766) ve Seyfeddin Ali Han (1766-1770) gibi kısa süreli sembolik isimler başa geldi. Mübarek Ali Han (1770-1793) maaşlı ve yetkisiz bir aristokrasiye dönüştü. Bâbür Ali Han (1793-1810), Zeyneddin Ali Han (1810-1821), Ahmad Ali Han (1821-1824) ve Mübarek Ali Han II (1824-1838) görev yaptı. 1838 yılında çocuk yaşta tahta çıkan ve 42 yıl görev yapan Mansur Ali Han'ın (1838-1880) istifasıyla bu tarihi unvan resmi olarak tarihe karıştı.
Muhammed Sirâcüddevle Nizâmet İmâm-bârâ'sını inşa ettirdi. Kendi elleriyle tuğla ve harç alıp binaların temellerini attığı söylenir. Bugün hâlâ Mürşidâbâd'ın büyük bendi yakınında duran eski Medine Mescidi, Mekke'den getirilen toprakla doldurulmuş bir arsa üzerine inşa edilmiştir.
Eski Nizâmet İmâm-bârâ'sı yandığında, Nevvâb Nâzım Mansûr Ali Han bugünkü Nizâmet İmâm-bârâ'sını inşa etti. Bu yapı Hindistan'ın en büyük İmâm-bâra'sı olarak da bilinmektedir.
![]() |
| Nizâmet İmâm-bâra |
İnşası 1841'de Muhammed Muhsin tarafından başlatılan Hugli nehrinin batı kıyısında yer alan İmâm-bârâ'nın özellikle göze çarpan bir yönü, ana girişin kapısı üzerine dikilmiş ikiz kulelerin ortasına yerleştirilmiş saatidir.
Devasa saat, Londra'daki Big Ben'in de yapımcısı olan Messrs Black and Har Company tarafından üretilmiş ve Seyyid Kerâmet Ali tarafından getirilmiştir.
Haydarâbâd ve Âsafiyye Hanedanı
Haydarâbâd'ın kalbinde bulunan bir diğer mimarî harikası Azâ-hâne-i Zehrâ'dır. Muhteşem yapı, Nizâm Mîr Osman Ali Han tarafından annesi Emetü'z-Zehrâ Begüm'ün hatırasını yaşatmak için 1941'de inşa edilmiştir. Nizâm'ın kendisi Sünnî bir Müslümandı. Ancak annesi, bir Şiî idi.
Mîr Osman Ali Han, Haydarâbâd'ı yöneten son ve yedinci Nizâm'dı.
İngiliz Doğu Hindistan Şirketi Yönetimi
İngiliz Doğu Hindistan Şirketi 17. yüzyılın başında Bâbürlü İmparatoru Cihangir ile bir anlaşma imzaladı.
Sirâcüddevle, Bengal'in İngiliz Doğu Hindistan Şirketi'nin eline geçmesinden önce Bengal'i yöneten son nevvâb idi.
Leknev, Doğu Hindistan Şirketi'nin yönetimi boyunca Hindistan'daki Şiîliğin dinî merkezi olarak kaldı. Ülkedeki Şiîliğin yayılmasını ve gelişimini sınırladı. Eved'in pek çok alimi 1850'lerdeki isyana katıldı.
Şiîler İngilizler ile uzlaşma girişimlerine hızla yanıt verdi. Bir dizi Şiî vergi tahsildarı eski Eved yönetiminin büyük arazilerini korudu ve Şiî kurumlara himaye devam etti. 1857 isyanından yirmi yıl sonra, Kuzey Hindistan'da, özellikle e Leknev'de Şiîlik için özellikle yıkıcı oldu. Şehrin en büyük Şiî mescidi olan Âsafî Mescid ve ona bitişik Âsafüddevle İmâm-bâra'sı, Leknev'in en heybetli binaları İngiliz askerî garnizonlarına dönüştürüldü.
Hindistan ulemâsının Necef gibi Şiî dinî merkezlerindeki profili karşılıklı olarak kururken, fonlarda azalma olmuş ve 1857'den sonra Hindistan Şiîliği için bir zayıflık ve düzensizlik dönemi oldu.
Bölünme ve Bağımsızlık
1947'de bir parlamento kanunu nihayet iktidarın Hindistan'a devrini onayladı.
Hocalı soyundan bir Şiî olan Muhammed Ali Cinnah (1876-1948), o sırada Müslüman Birliği'nin lideriydi ve onlarca yıldır bağımsız bir Müslüman devlet çağrısı yapmaktaydı. İngilizlerle uzun süre işbirliği yaptı. İngiliz avukat Sir Cyril Radcliffe, Hindistan'ın bölünmesini yasallaştırmakla görevlendirildi. 14 Ağustos 1947'de Pakistan ve Hindistan artık bağımsız devletlerdi. Hocalı Şiî Muhammed Ali Cinnah, Pakistan'ın kurucu lideri olarak Eylül 1948'deki ölümüne kadar görev yaptı.
Bağımsızlık için mücadele eden Tüm Hindistan Müslüman Birliği üyelerinin önemli bir kısmı Şiî idi. Bunlar arasında öne çıkanlar Seyyid Vezîr Hasan, Seyyid Kerâmet Hüseyin, Muhammed Ali Han, Seyyid Ebû Cafer, Mahmudâbâd'ın Mihrace Sir Muhammed Ali Muhammed Han, Seyyid Ali İmam, Seyyid Hasan İmam, Rampur'un Nevvâb Muhammed Ali Han, Seyyid Emîr Ali Han, Muhammed Emîr, Ahmed Han, Mahmudâbâd'ın son Racası ve Muhammed Ali Cinnah.
Bölünme Sonrası Zorluklar ve Yoksulluk
Bu bölgeden pek çok kişinin Pakistan'a, özellikle Karaçi'ye hicret etmesi yaşanan üzücü şeylerden biriydi ve bunlar elit kesimden gelmeydi. Yani şairler, avukatlar, mühendisler, doktorlar vb. hepsi Pakistan'a gitti. Ve bu burada bir boşluk bıraktı.
Hindistan'daki 45 milyon Şiî bugün tüm nüfusun kabaca %4'ünü oluşturmaktadır. Sayıları dünyanın en büyük ikinci Şiî nüfusunu teşkil etse de, tüm nüfusun büyüklüğü sebebiyle bir azınlık içinde azınlık olarak kalmaktadırlar.
Hindistan'da ayrıca yoksul ailelere yardım ederken İslâmî bir ortamda dinî eğitim sağlamak üzere kurulmuş pek çok Şiî okulu ve koleji bulunmaktadır.
Eğitim, Şiî topluluğunun gücünü ve etkisini canlandırma çabalarının merkezindedir. Buna, Seyyid Ahmed Han tarafından kurulan ve Şiî topluluğu dâhil her inançtan üyeler tarafından, özellikle Mahmudâbâd'ın Mihrace Sir Muhammed Ali Muhammed Han tarafından himaye edilen ünlü Aligarh Müslüman Üniversitesi dâhildir. Aligarh Müslüman Üniversitesi'nin Şiî İlahiyat Bölümü, Hindistan'daki tek uzmanlaşmış Şiî araştırmaları merkezidir ve yalnızca Hindistan'da değil, İran, Irak ve diğer ülkelerde de yüksek itibar görmektedir.
Hindistan'da Kültürel Etki
Hindistan'da Şiîliğin tarihi bin yıl öncesine dayanmaktadır. Âşûrâ'da resmî tatil olur.
Ülkenin her yerindeki türbeler, İmâm-bâralar, Azâ-hâneler ve Hüseyniyyeler ziyaret edilir.
Hindûların kendileri, Dalit kadınları Muharrem'i anmak için kendi ritüel setlerini geliştirmiştir. Örneğin, Muharrem'in 9. gecesi ayakkabılarını çıkarırlar ve Muharrem'in 10'u Âşûrâ'da ikindiye kadar yürürler; durmazlar, oturmazlar, yemezler, içmezler. "Biz inanıyoruz ki Baba Hüseyin bizden biriydi, mazlumlardan biriydi" derler.



















































Hiç yorum yok:
Yorum Gönder